Yayın Tarihi: 01.05.2017

 

Sevgili okurlarım  bu sayfamızda her sayımızda Ülkemizin bir birinden güzel yerlerinden  birini inceleyip sizlere tanıtacağız

 

Pdf

Akdamar Klisesi.pdf
Van gölüne ulaşım.pdf
Van gölü Havzası bitkileri.pdf
Van gölü Turizm Coğrafyası.pdf
Van gölü Turizm Coğrafyası.pdf
Akdamar - kilisesi.pdf

 

Video:

Van Gölü
Van Belediyesi
Van Gölü saklı tarih
Akdamar Adası ve Kilise Van Gölü
Martı Cenneti Adır Adası
Akdamar Adası ve ermeni ayini
Van Havzasında Selçuklu
Van Havzasında Selçuklu izleri

 

 

Bu  Sayımızda .

Konum

Türkiye

Göl türü

Tuzlu, Sodalı

Uzunluk

120 km

Genişlik

80 km

Yüzölçümü

3.713 km²

 

 

Ortalama derinlik

 

171 m

En büyük derinlik

451 m

Yüzey rakımı

1646 m

Adalar

Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuşadası

 

 

Van Gölü veya yöresel adıyla Van Denizi, Tatvan ilçesi sınırları içerisinde bulunan Nemrut volkanik dağının patlaması sonucu oluşan kraterde biriken suların oluşturduğu varsayılan volkanik bir göldür. Çok sayıda koyu bulunan Van Gölü’nün yüzölçümü 3.713 km²’dir. Van Gölü hem tatlı su hem de deniz ekosistemlerinden farklı bir sucul ekosistemdir. Suları tuzlu ve sodalıdır. Göl suyu tuzluluk oranı %o19, pH’sı ise 9.8 dir. Göl su seviyesi iklime bağlı olarak yükselip, düşmektedir. Ancak ortalama olarak denizden yüksekliği 1646 metredir. Gölün ortalama derinliği 171 m, en derin yeri ise, 451 metredir. Gölün doğu bölümünde dört ada vardır. Bunlar; Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş adalarıdır. Adalar tarihi ve turistik özelliğe sahiptir ve 1990 yılında Arkeolojik Sit Alanı ilan edilmişlerdir.

 

       Van Gölü dünyanın en büyük sodalı gölüdür ayrıca Türkiye’de bulunan en büyük göldür. Gölün tuzlu-sodalı suları, biyolojik çeşitliliği sınırlamaktadır. Gölde bilinen 103 tür fitoplankton, 36 tür zooplankton ve tek bir tür balık inci kefalı, (Chalcalburnus tarichi) yaşamaktadır. Göl etrafı karadan 430 km.dir. Yöre halkına göre gölde bir canavar yaşamaktadır. Söylentiyi çıkaranların amaçlarının bölgeye turist çekmek olduğu söylense de, söylentileri araştırmak amacıyla bölgede pek çok bilimsel araştırma ekibi çalışmalar yapmıştır. İstanbul-Tahran demiryolu hatlarını da bağlamaktadır. Türkiye ve İran’a bağlanan demir yolu 1970 lerde yapılmıştır.

 

 

 

    Tarihçe

     Eski Yunan coğrafyacıları tarafından Thospitis Lacus ya da Arsissa Lacus olarak anılan Van Gölü’nün modern zamanlardaki ismi, sınırlarına dahil olduğu Van ilinden gelmektedir. Urartu Krallığının başkenti, İ.Ö. 10. ve 8. yüzyıllar arasında, gölün doğu kıyılarında kurulmuştur. Van Gölü sahilleri boyunca ve pekçok adalarında Ermeni Klisesi ve manastır kalıntıları bulunabilir. En iyi korunanı onuncu yüzyıldaki Kutsal Haç Klisesidir. Akdamar Adası ‘ ında yer alır. Kral Gagik Artzruni tarafından 915 ve 921 yılları arasında inşa edilmiştir. Dış duvarlardaki rölyefler kutsal kitaba ait Adam and Eve (Adem ve Havva), Jonah and the whale (Yunus ve Balina), David Davud ve Goliath (Golyat) gibi hikâyeler sunar. Diğer önemli tarihsel anıt gölün goğu kıyısındaki Van Kalesi dir. Modern Van şehri bu kalenin doğusunda yer alır. Yüz ölçümü3.713 km2’dir. Denizden yüksekliği 1.646m derinliği ise 457m ‘yi aşmaktadır. Gölün doğusunda Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş adaları bulunmaktadır. Bu adalar turistlik özelliğe sahiptir. Sit alanı olarak ilan edilmiştir. Suyu sodalı ve tuzludur. Aynı zamanda dünyanın en çok soda içeren gölüdür. Van gölü kıyısındaki iklim diğer yerlere göre daha yumuşaktır.

 

 

          Van Gölü veya yöresel adıyla Van Denizi, Tatvan ilçesi sınırları içinde bulunan Nemrut volkanik dağının patlaması sonucu oluşan kraterde biriken suların oluşturduğu varsayılan volkanik bir göldür.

Çok sayıda koyu bulunan Van Gölü'nün yüzölçümü 3.713 km²'dir. Van Gölü hem tatlısu hem de deniz ekosistemlerinden farklı bir sucul ekosistemdir. Suları tuzlu ve sodalıdır. Göl suyu tuzluluk oranı %o19, pH'sı ise 9.8 dir. Göl su seviyesi iklime bağlı olarak yükselip, düşmektedir. Ancak ortalama olarak denizden yüksekliği 1646 metredir. Gölün ortalama derinliği 171 m, en derin yeri ise 451 metredir. Gölün doğu bölümünde dört ada vardır. Bunlar;

Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş adalarıdır. Adalar tarihi ve turistik özelliğe sahiptir. Göl üzerinde feribotlarla Tatvan-Van demiryolu bağlantısı sağlanmakta; aynı zamanda bu demiryolu, İstanbul-Tahran demiryolu hatlarını da bağlamaktadır.

 

 

Lav seddi göllerinin en büyüğü olan Van Gölünün çok girintili çıkıntılı muntazam olmayan bir kenarı vardır. Göl esas bir gövdeyle kuzeydoğuda geniş bir geçitle bağlı büyük bir körfezden meydana gelir. Gölün bulunduğu bölge batıdaki Muş Ovası ile birlikte Geniş bir çöküntü havzasıdır. Nemrud Dağından çıkan volkanların meydana getirdiği setle Muş Ovasından ayrılmıştır. Muş Ovasının zamanla alüvyonlarla dolmasına karşılık, kapalı havza durumunda olan Van depresyon bölgesi, sularla dolarak göl haline gelmiştir. Kapalı havza durumundaki göle büyük akarsular dökülmemekte, ancak çok sayıda dere sularını buraya boşaltmaktadır. Bütün dereler kar ve yağmur sularıyla beslenirler. Suları kış mevsiminde oldukça az, ilkbahar ve yaz aylarında fazladır. Yaz aylarındaki fazlalığa yüksek yerlerdeki karların erimesi sebep olmaktadır. Göl seviyesi temmuzda en yüksek, ocak ayında ise en düşüktür. Yıl içindeki seviye farkı ortalama 50 cm civarındadır. Gölün doğu kesiminde adalar bulunur. Bunlar Erciş Körfezinde yer alan Andır Adası, Van koyunun ağız kesimindeki Çarpanok Adası, Gevaş boyundaki Akdamar Adası ve bu koyun 3 km kuzey batısında yer alan Kuş Adasıdır.

Van Gölünün dışarıya akıntısı olmadığından sular ancak buharlaşmayla kaybolmakta, bu ise suda tuz birikimine sebep olmaktadır. Zamanla biriken tuzlar sebebiyle tuzluluk nispeti binde 22,4’e yükselmiştir. Gölü besleyen dereler volkanik araziden geçtiklerinden fazla miktarda sodyum karbonat getirirler. Bu bakımdan göle sodalı göl denir. Gölün suyu acı, tuzlu ve sodalıdır. Yaz aylarında kenarlarında görülen soda birikintileri toplanıp satılır. Soda üretim yeri olarak Van Gölü önemli bir potansiyele sahiptir.

 

Göl ve çevresinde Doğu Anadolu’nun sert iklimi, hüküm sürer. Büyük ve derin göl civardaki çok sert iklimin biraz yumuşamasına sebep olmuştur. Etrafında çok şiddetli donlar görülmez. Çevresindeki yüksek dağlara iki metre yüksekliğe kadar varan kar yağar. Bunlar yaz aylarında eriyerek gölü beslerler. Gölün hemen çevresinde ormana rastlanmaz, yalnız güneydeki yamaçlarda çalılık ve bozulmuş ormanlar vardır.

 

Göle dökülen akarsu ağızlarında çok miktarda balık yaşar. (En çok tatlı su kefalının avlandığı) balıklardan havyar da elde edilir.

 

Tatvan-Van arasında feribot seferlerinin devamlı yapılması nakliye bakımından önemlidir. Elazığ-Muş demiryolu, Tatvan-Van feribot seferleriyle İran’a bağlanır. Ayrıca karayolları ile etrafa bağlantıların olması bölgenin ticaretine müspet olarak tesir eder.

 

Van Gölü dünyanın en büyük sodalı gölüdür. Gölün tuzlu-sodalı suları, biyolojik çeşitliliği sınırlamaktadır.

Çok sayıda koyu bulunan Van Gölü'nün yüzölçümü 3.713 km²'dir. Van Gölü hem tatlısu hem de deniz ekosistemlerinden farklı bir sucul ekosistemdir. Suları tuzlu ve sodalıdır. Göl suyu tuzluluk oranı %o19, pH'sı ise 9.8 dir. Göl su seviyesi iklime bağlı olarak yükselip, düşmektedir. Ancak ortalama olarak denizden yüksekliği 1646 metredir. Gölün ortalama derinliği 171 m, en derin yeri ise 451 metredir. Gölün doğu bölümünde dört ada vardır. Bunlar; Çok sayıda koyu bulunan Van Gölü'nün yüzölçümü 3.713 km²'dir. Van Gölü hem tatlısu hem de deniz ekosistemlerinden farklı bir sucul ekosistemdir. Suları tuzlu ve sodalıdır. Göl suyu tuzluluk oranı %o19, pH'sı ise 9.8 dir. Göl su seviyesi iklime bağlı olarak yükselip, düşmektedir. Ancak ortalama olarak denizden yüksekliği 1646 metredir. Gölün ortalama derinliği 171 m, en derin yeri ise 451 metredir. Gölün doğu bölümünde dört ada vardır.

 

Akdamar Adası efsanesini biliyor musunuz?Akdamar Adası'nın ismi nereden geliyor? Akdamar Adası, Van Gölü’ndeki en büyük ada olup, uzunluğu 1.5 KM ve genişliği 500 metredir. Gölün güneydoğusunda bulunan Akdamar Adası’nın adıyla alakalı bir efsane anlatıla gelmiştir.

 

 

Van Gölü'nde irili ufaklı 4 ada vardır. Bunlar sırasıyla, Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş adalarıdır. Adalar tarihi ve turistik özelliğe sahiptir ve 1990 yılında arkeolojik sit alanı ilan edilmişlerdir. Bu adalardan en çok bilineni ise hiç şüphesiz, barındırdığı efsanesiyle adından söz ettiren Akdamar Adası'dır.

 

İşte aşık olduğu Tamara için Van Gölü sularında canını veren genç çoban ve Akdamar'ın hüzünlü hikayesi...

 

 

 

 

AKDAMAR ADASI

Akdamar Kilisesi

_                                                                               

Akdamar Kilisesi, adanın güneydoğusunda yer alıyor. Gevaş sahilinden yola çıktığınızda, kiliseyi çıplak gözle görebiliyorsunuz. Kilise duvarları, figür bakımından oldukça zengin.

                                                                                           

Ermenilerden kalma bu kiliseye yakından baktığınızda, meşhur:) Van gölü Canavar’ına benzer figürler de görebilirsiniz. Bunun dışında İncil ve Tevrat’tan alınmış sahneler  de var. Nar ve üzüm, bereketi temsil ettiğinden, her duvara bolca işlenmiş. Söylentiye göre, zamanında bu figürlerin gözleri zümrütlerle süslüymüş. Fakat zamanla bu zümrütlerin hepsi gelen ziyaretçiler tarafından çalınmış.

_                                                                                                        

 

1951 yılında, doğudaki birçok Ermeni anıtı gibi, bu kilisenin de yıkılmasına karar verilmiş.Yıkım, o dönem Yaşar Kemal’in müdahalesiyle durdurulmuş. Senelerce bakımsız kalan kilise, 2007 senesinde restore edilmiş.

 

Bu güzel adayı ve kiliseyi ziyaret etmek için Van’a gelecekseniz, konaklama için Otel Bayram’ı öneririm. Kalitesine göre fiyatı oldukça uygun. Yenilenmiş odaları ile çok temiz ve  aynı zamanda  oldukça merkezi bir otel. Her konuda yardımcı olmaya hazır personel ekibi ile kendinizi rahat hissedeceğinize eminim.

 

EFSANEYE GÖRE;

 

Vaktizamanında bu adada yaşayan Ermeni baş keşişin, güzelliği dillere destan Tamar adında bir kızı vardır. Adanın çevresindeki köylerde çobanlık yapan bir genç bu kıza âşık olur. Genç çoban Tamar'la buluşmak için her gece adaya yüzer. Tamar ise her gece, karanlıkta yerini belli etmek için onu bir fenerle bekler.

 

Bundan haberdar olan kızın babası, fırtınalı bir gecede elinde fenerle adanın kıyısına iner ve sürekli yer değiştirerek gencin boşuna yüzüp, gücünü yitirmesine sebep olur.

 

Yüzmekten gücünü yitirip, yorulan genç çoban boğulur ve boğulmadan önce son nefesiyle "Ah Tamar!" diye haykırır. Bunu duyan kız da hemen ardından kendini gölün sularına bırakır. O günden sonra ada Ah Tamar ismi ile anılmaya başlanır.

Ahtamar Adası

 

 

 

 

 

Akdamar Klisesi

Van Gölü'nün içindeki en büyük ada olan Akdamar Adası, aynı ismi taşıyan kilisesi ile anılır. Akdamar Kilisesi yörede hüküm süren Vaspurakan hanedanınca, Kral I. Gakik tarafından M.S. 915-921 yılları arasında Mimar Keşiş Manuel'e yaptırılmıştır.

Kilise, Kudüs'ten İran'a kaçırıldıktan sonra 7. yüzyılda Van yöresine getirildiği rivayet edilen Hakiki Haç'ın bir parçasını barındırmak amacıyla inşa edilmiştir.

Adanın güney doğusuna kurulmuş olan kilise, mimari açıdan Ortaçağ Ermeni sanatının en parlak eserleri arasında sayılır.

Kilise merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçimli haç planında olup kırmızı kesme tüf taşlarıyla inşa edilmiştir. Kilisenin dış cephesi, alçak rölyef şeklinde işlenmiş zengin bitki ve hayvan motifleriyle ve Kutsal Kitap'tan alınma sahnelerle bezenmiştir. Kilise bu özelliğiyle de Ermeni mimari tarihi içinde eşsiz bir konuma sahiptir.

Tarihçi Anne R. Redgate, 'The Armenians' adlı kitabında, Ermeni Kralı Gagik'in bu kiliseyi yaptırmak için bütün civar medeniyetlerin saraylarından mimar ve ustalar getirdiğini yazıyor. (Redgate, bu sebeple Akdamar Kilisesi'nde Bizans, Sasani, Abbasi ve Türk mimari izlerinin de bulunduğunu vurguluyor.)

1021 yılında Vaspurakan Krallığı ortadan kalkınca 1113'te yapılar manastıra çevrilmiştir ve 1895 yılına kadar kilise bölgedeki Ermeni Patrikliği merkezi olmuştur. Akdamar kilisesi manastır olduktan sonra "Kutsal Haç Kilisesi" adıyla anılır.

Kutsal Haç Kilisesine, XIII. yüzyıl sonlarında Stephanus şapeli, 1293'te Zacharias şapeli, 1763'te kilisenin batısındaki jamatun (cemaat evi)  ve son olarak da XIX. yüzyılın başlarında çan kulesi yapılmıştır.

Akdamar Kilisesi, yörenin en zengin mimari süslemelerine sahiptir. Kilisenin dış cephelerinde, farklı yüksekliklilerde ve kuşaklar halinde dolanan kabartma olarak işlenmiş değişik konular mevcuttur. Alttan itibaren birinci kuşakta İncil ve Tevrat'tan alınan konular anlatılmaktadır. Dini konular arasında Ermeni tarihiyle ilgili kişiler, prensler, krallar ve azizler görülür.

Dini konuların yanı sıra, dünyevi konular, saray hayatı, av sahneleri, insan ve hayvan figürleri tasvir edilmiştir. Bu kabartmalarda Orta Asya Türk sanatının yoğun etkilerini taşıyan 9. ve 10. yüzyıl Abbasi Sanatı'nın etkilerini görmek mümkündür.

Kilisenin dış cephelerindeki kabartma süslemelere karşılık, iç mekândaki duvarlar günümüzde hemen hemen kaybolmaya yüz tutan dini konulu fresklerle bezenmiştir. Bu duvar resimleri yöredeki en kapsamlı ve en erken tarihli örnekler olarak ayrı bir önem taşırlar.

Akdamar Kilisesi son yüzyılda tarihin, maalesef define avcılarının ve atış meraklılarının kurşunlarıyla yıprandı ve harap oldu. Dış yüzeyindeki kabartmalar ve içerisindeki duvar resimleri ise zamanla, hava şartlarına da dayanamayarak hasar gördü.

Doğudaki birçok başka Ermeni anıtı ile birlikte Akdamar Kilisesi'nin de 1951'de hükümet emriyle yıkımı kararlaştırılmış, 25 Haziran 1951'de başlatılan yıkım çalışması o dönemde genç bir gazeteci olan ve tesadüfen olaydan haberdar olan Yaşar Kemal'in müdahalesiyle durdurulmuştur.

On yıllar boyunca bakımsız olarak kalan kilise 2005-2007 döneminde Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı öncülüğünde, Türkiye Ermenileri ve komşu Ermenistan ile ilişkilerin geliştirilmesine yönelik bir adım olarak, 1.5 milyon dolar harcanarak restore edilmiştir. Restoran çalışmalarını Ermeni mimar Zakariya Mildanoğlu yürütmüştür.

29 Mart 2007 tarihinde yeni hayatına gözlerini 'anıt müze' olarak açan Akdamar Kilisesi'nde uygulanan restorasyon çalışması bazı uluslar arası kültür çevrelerinde "siyasi amaçlı" olarak tanımlanmıştır.

Kilise, Van gölü'ndeki Akdamar Adası'nda tek başına duruyor. Yaklaşık 1100 yıllık Akdamar Kilisesi, 90 yıldan fazladır ibadethane işlevinden uzak.

 

ÇARPANAK ADASI

 

 

İç duvarlarda sıva kullanılmamıştır. Mekândaki az olan fresklerin büyük bir kısmı dökülmüştür. Doğu cephesi ile kubbe kasnağında çok sayıda Ermenice yazılı kitabeler bulunmaktadır. Kuzey ve güney duvarlarında nişler, doğu duvarında ise büyük bir pencere bulunmaktadır. Kilisenin aydınlatması büyük ölçüde sekiz küçük pencereden sağlanır. Dış duvarlar göşterişsiz fakat yalın süslemelerle kaplıdır.

Günümüze ada 2007 yılı itibarıyla etkin turizme kapalı tutulmaktadır. Geçmiş yıllarda yağlı boyalarla kilisenin duvarlarına yapılan karalamalar nedeniyle büyük ölçüde zarar görmüş olan kilisenin durumu hava şartları nedeniyle de gün geçtikçe daha da kötüye gitmektedir. Sadece kilise bölümü kısmen ayakta kalabilmiştir. Onun dışındaki manastıra ait şapel, vaaz salonları, kütüphane, konuk evleri, yemek ve yatma odaları ile diğer oda bölümleri bugün yıkılmıştır. Manastırın mezarlığı da bugün bütünüyle kaybolmuştur.Çarpanak Ermeni Kilisesi’nin bulunduğu ada, Van merkeze bağlı Dibekdüzü Köyü burnu açığında, Van Gölü (Վանա լիճ) üzerindedir. Çarpanak Adası « burun » (հրվանդան) olarak kara ile bağlantılı iken göl sularının yükselmesi ile bağımsız bir ada konumuna gelmiştir. Ada olarak beliren bu bölümün Kuzey yönünde kurulmuş olan ve 9. yüzyıl tarihlendirilen Ktuts (…) manastır kompleksi yer alır ve Kutsal Haç, Saint Hripsime , Saint Gragorie, Saint Jean’dan oluşan kutsal Ktuc, Dörtlü adına yaptırılmıştır.

 

Manastırın 1700’lü yıllardan kalma yazıtındaki bilgiler dışında bu yapıya ilişkin bir bilgi yoktur. Kilisenin kitabesinden öğrenildiğine göre 1462 yılında Etienne adında bir usta keşiş mimar Gregoire tarafından büyük ölçüde yenilendiği öğrenilmektedir. Kilise 1712–1720 yıllarında mimar Koçbar tarafından yenilenmiştir. Manastır topluluğunun tarihi ise IX. yüzyıla kadar inmektedir. 15. yüzyılda Adır Adası’ndaki manastırda yaşayan keşişler, bölgede uzun süre yapılan savaşlardan birinde başrahipleri Nerses ölünce Adır’daki manastırdan ayrılmış ve Çarpanak Manastırı’na yerleşmişlerdir.

Kilisenin tamamın kesme beyaz, krem ve kahverengi AhlatԱխլաթ (Խլաթ) – taşı ile inşa edilmiş yalnızca kubbesinde siyah tüf dekoratif amaçlı kullanışmıştır.

Ana mekan içten haç planlıdır. Dışarıdan bakıldığında, kilise doğu batı doğrultusunda dikdörtgen bir alana oturmaktadır. Ortadaki merkezî kubbe, batıdan iki serbest ayak ve doğudan apsis duvarına dayanan dört yöndeki kemerlerle taşınmakta ve iki kubbe ile örtülmüştür. Dışta ise yüksek kasnaklı, konik bir külah ile örtülüdür. Doğudaki apsis oldukça derin ve 5 köşeli olup,iki yanında diakonikon ve protesis hücreler bulunmaktadır. Kilisenin batı tarafında ana bölüme eklenmiş kare planlı narteks bölümü bulunmaktadır. Kiliseye giriş, bu bölümün batısındaki taç kapıyla sağlanmaktadır. Bu taç kapı geometrik pano ve haç dizileri ile süslenmiş, görülmeye değer yerlerden biri olarak tüm ihtişamı ile güzelliğini korumaktadır. Batı tarafına eklenen jamaton ise kare planlı ve dokuz bölümlü olarak düzenlenmiştir. Bölümlerin üzeri aynalı çapraz tonazlarla örtülmüştür. Batı tarafındaki haç kolunu örten kubbe ise kaburgalı olarak düzenlenmiştir. Batı cephesindeki dışa taşıntılı girişi üzeri iki kolon tarafından taşınan çan kulesi işa edilmiştir. Iki renkli düzgün kesme taşlardan örülü bu cephe hareketli bir görünüm kazanmıştır.Batı ve Kuzey cepheye açılmış iki kapı vasıtasıyla giriş sağlanmaktadır. Bunlardan batıdaki portal şeklinde bir düzenleme göstermektedir. Burada kurulan şapel kompleksi tamamlamaktadr.

1948 Birleşmiş Milletler soykırım konvansiyonunda yer almamasına rağmen, o yörede yaşamış olan Ermeni etniğine ait bu yerin yok edilmesi veya bu medeniyet mirasına gereken önem verilmemesi kültürel ve milli bir soykırım sayılmalıdır. Kaldı ki bu ibadet yerini savunan birçok Ermeni din adamı ödürülmüş, orta çağdan kalan el yazmaları yok edilmiş, kilise mal varlığı talan edilmiştir ve tarihten tamamiyle silinebilmeleri için isimleri değiştirilmiştir. Ermeni soykırımının Arap tanıklarından olan Fayez El Hüseyin şöyle demiştir. “Ermeni katliamlarından sonra, hükümet özel bir komite kurarak boşalan köylerin satılma işlemlerine başladılar. Ermenilerin kültürel zenginlikleri hiç pahasına satılıyordu…. Bir kere kiliseye gittiğimde bu satışların nasıl yapıldığına şahit oldum. Ermenilerin okullarının kapıları kilitli, artık Ermenice ders kitaplarını Türkler pazarda peynir, hurma, çekirdek sarmak için kullanıyorlar.”

PS . Değerli yazar Raffi’nin (Րաֆֆի) Gaydzer (Կայծեր ) adlı eserinde Lim ve Gduts hakkında güzel bir tasvir bulun

 

ÇARPANAK ADASI

 Çarpanak Adası Van Gölü'nün kuzeydoğu bölgesinde, Van ilinin merkeze bağlı

Çitören Köyü mevkiinde bulunan bir adadır. Köyün iskelesinden teknelerle

 ulaşımın sağlanabildiği ada, üstündeki doğal yaşamın bozulma tehlikesine

karşı turizme kapalı tutulmaktadır. Adanın üzerinde IX. ya da XI. yüzyılda

yapılmış olduğu sanılan, Saint Jean'a adanmış bir de manastır vardır.[1] Ktouts Manastırı adı ile anılan

yapının bugün yalnızca kilise bölümü ayaktadır. Adada, Türkiye'nin başka bir yerinde bulunmayan pek çok tür bulunmaktadır.

ADANIN TARİHİ

       100 yıl öncesine kadar aslında bir yarımadanın parçası olduğu sanılan Çarpanak Adasının, Van Gölü'nün suyunun hızlı bir biçimde yükselmesi sonucu kara ile bağlantısının kesilip bir ada hâline geldiği söylenmektedir. Adaya ve üzerindeki manastıra ilişkin ilk yazılı belgeler 1414 yılından kalmıştır. Üzerindeki dinî yapılar nedeniyle savaşlardan pek etkilenmyen adada pek çok kez depremler yaşanmıştır. 1703 yılında gerçekleşen bir depremle büyük ölçüde yıkılan manastır 1712 ve 1720 yılları arasında Bitlisli Kaskaper Usta tarafından yeniden inşa edilmiştir.[1] Bir Ermeni manastırı olan yapı, 1918 yılında bölgede yaşanan karışıklıklar nedeniyle boşaltılmıştır. O günden bu yana herhangi bir koruma altında bulunmayan yapı günümüzde yıkılmaya yüz tutmuş durumdadır.

 

       ADADAKİ MANASTIR

       Bugün ada olarak beliren bölümün üstünde 9. yüzyıla tarihlendirilen dinî yapılar vardır. Büyük bir manastır olarak inşa edilmiş olan yapının

 günümüzde yalnızca kilise bölümü ayaktadır. Ktouts Manastırı olarak kayıtlara geçen manastır adanın kuzey bölümünde bulunmaktadır.

Manastırın şapel, vaaz salonları, kütüphane, konukevleri, yemek ve yatma odaları ile diğer oda bölümleri bugün mevcut değillerdir. Manastırın

mezarlığı da bugün bütünüyle kaybolmuştur. Bu manastır, başka bir söylenceye göre ise göre Kutsal Haç, Saint Hripsime, Saint Gragorie,

Saint Jean'dan oluşan kutsal dörtlü adına yaptırılmıştır. Manastırın 1700'lü yıllardan kalma yazıtındaki bilgiler dışında bu yapıya ilişkin bir bilgi yoktur.

 Kilisenin 1462 yılında Etyen adında bir usta tarafından büyük ölçüde yenilendiği söylenmektedir. 15. yüzyılda Adır Adası'ndaki manastırda

 yaşayan keşişler, bölgede uzun süre yapılan savaşlardan birinde başrahipleri Nerses ölünce Adır'daki manastırdan ayrılmış ve Çarpanak Manastırı'na yerleşmişlerdir.

 

Su Altı Peri Bacaları

 

 

 

Van Gölü'nde 4 kilometrelik alanı kaplayan ve "su altı peribacaları" olarak bilinen yaklaşık 20 metre uzunluğundaki dikitler (mikrobiyalit) görüntülendi..

Su Altı Görüntü Yönetmeni Tahsin Ceylan, Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı ve dalış eğitmeni Murat Kulakaç, gölde yürüttükleri su altı çalışmalarında yeni bulgulara rastladı..