Sevgili Okurlarımız sizlere her ay bu sayfada

TÜRKİYE ‘nin o ay içinde ve genelde Geçen olaylar – Ekonomi - siyaset - Diplomasinin

yansımalari hakkında Uzman kişilerin düşüncelerini konu alan yazı ve videolarını  yayınlayacağız

( bu yazılardaki fikirlerle ilgili  taraf tutmayan dergimiz her hangi bir mesuliyet kabul etmez)

 

Pdf :

Rusya, Türkiye ile ilişkilerin gelişmesine olumlu bakıyor.pdf

 

Video

Suriye İdlip'te kimyasal katliam 100 ölü Nisan 2017 ABD Suriyeyi Vurdu 07.04.2017
ABD Suriyeyi Vurdu 07.04.2017
CB Erdoğan, ABD'nin suriye'yi vurmasıyla ilgili açıklama. Rusya ve dünyanın tepkisi.
Erdoğan ABD'nin suriye saldırısı ile ilgili açıklamalar da bulundu.

 

 

 

      Yayın Tarihi: 01.05.2017

                                                                                            

 

 

Nisan: 21.2017

Rusya, Türkiye ile ilişkilerin gelişmesine olumlu bakıyor

 

 

Rusya Federasyon Konseyi Savunma ve Güvenlik Komitesi Başkanı Viktor Ozerov, askeri ataşelerle gerçekleştirdiği buluşmada Rusya’nın genel olarak ve askeri alanda Rus-Türk ilişkilerinin geleceğine olumlu baktığını ifade etti.

 

Ozerov, “Askeri alanda Türkiye ile güven tazeleme, gelecekteki ikili işbirliğini güçlendirme adına en önemli konulardan biridir. Bu yüzden özellikle ülkelerimiz genel olarak ve askeri alanda Rus-Türk ilişkilerinin geleceğine olumlu bakıyoruz.” dedi.

 

Senatör, her ne kadar Türkiye'nin NATO üyesi olsada askeri ve teknik alanlarda tekrar işbirliği görüşmelerine başladıklarının altını çizdi.

 

Ozerov, Rusya'nın Suriye’deki teröristleri yok etmek adına ve bölgedeki siyasi çözümü sağlamak için Türkiye ile koordineli çalışmasının öneminden bahsetti, bu öncelikle Astana süreci ile ilgili ifadelerini kullandı. “Burada sadece askeri değil aynı zamanda siyasi alanda da ortak bir görüşte buluşuyoruz.” dedi.

 

Tarık Uçar, Haberrus

 

Nisan: 24.2017

 

Son Dakika: ABD Türkiye ilişkileri Washington’da tartışıldı

ABD Türkiye ilişkileri Washington’da tartışıldı

 

 

WASHİNGTON merkezli düşünce kuruluşu Global Policy Institute (GPI) tarafından düzenlenen "ABD Türkiye ilişkilerinde yeni bir sayfa " başlıklı panel konunun uzmanlarını bir araya getirdi.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Global Policy Institute (GPI), Donald Trump döneminde ABD Türkiye ilişkilerinin geleceğini ele alan bir etkinlik düzenledi. Donald Trump'ın ABD başkan adaylığı döneminde dış politika danışmanlığını yapan Walid Phares, ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı General Mark Kimmitt ve Bahçeşehir Üniversitesi Amerikan Araştırmaları Merkezi Başkanı Burak Küntay'ın konuşmacı olarak katıldığı etkinliğin moderatörlüğünü Global Policy Institute (GPI) Başkanı Paolo von Schirach üstlendi.

 

Panele ev sahipliği yapan Bahçeşehir Üniversitesi Washington DC rektörü Sinem Vatanartıran, etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, her iki ülkenin karşı karşıya olduğu terör tehdidi nedeniyle ABD ve Türkiye arasında geçmişten bugüne devam eden müttefiklik ilişkisinin güçlenmesine şimdi her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi. Vatanartıran etkinlik sonrası verdiği röportajda ise, düzenledikleri etkinliklerle Türkiye’nin iki önemli konusuna dikkat çekmek istediklerini ifade etti. “İlk olarak IŞİD’e karşı verilen mücadelede müttefik ülkelerden biri olan Amerika’nın PKK’nın uzantısı olan YPG ve PYD’ye yönelik tavrının nasıl olacağını, ikinci olarak da FETÖ konusunda Amerika’daki yeni hükümetin nasıl bir tutum sergileyeceğini merak ediyoruzdiyen Vatanartıran bu konulardaki beklentilerini çeşitli mecralarda dile getirmeye çalıştıklarını belirtti. Bölgedeki kalıcı huzur ve istikrar için iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlü olması gerektiğine inandıklarını söyleyen Vatanartıran, “İki ülke arasında bundan sonra temiz bir sayfa açılmasını istiyoruz. Geçmişte daha güçlü müttefik oldukları ilişkilerini tekrar kazanmalarını diliyor ve bunun için çaba harcıyoruzdedi.

 

"ABD TÜRKİYE OLMADAN YAPAMAZ"

Panelde ilk sözü alan ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı General Mark Kimmitt, ABD ve Türkiye arasındaki karşılıklı stratejik çıkarlara dayanan ilişkiye dikkat çekerek, Türkiye'nin çevrelendiği coğrafyanın krizlerle boğuştuğunu ve bu krizlerin ABD'nin güvenliğini tehdit etme potansiyeline sahip olduğunu hatırlattı. Kimmitt, bu yüzden ABD'nin öncelikle kendi güvenliği için Türkiye ile yakın işbirliği yapması gerektiğini savundu. Krizleri fırsata çevirmenin iki ülkenin elinde olduğunu anlatan eski Dışişleri Bakan Yardımcısı, ABD'nin Ortadoğu'da Türkiye ile ortak hareket etmeksizin başarılı olmasının mümkün olmadığını söyledi.

 

TRUMP'IN ORTADOĞU DANIŞMANINDAN İŞBİRLİĞİ VURGUSU

ABD'nin çiçeği burnunda başkanı Donald Trump'ın kampanya döneminde en yakınındaki isimlerden biri olan dış politika danışmanı Walid Phares, panelde yaptığı konuşmada yeni başkan Trump'ın önümüzdeki dönemde Türkiye ile ilişkilerde izleyeceği rotaya ilişkin ipuçları verdi. Trump'ın teröre karşı Türkiye ile işbirliği yapacağına inandığını anlatan Phares, özellikle Suriye politikası ve DEAŞ ile mücadele konularında ortak hareket etme potansiyeline dikkat çekti. Bölgede ortaya çıkabilecek en ufak yerel krizin kısa sürede büyüme riskinin olduğunu anlatan Phares, bunu engellemenin yolunun diyalog zemini yaratmaktan geçtiğine dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump'ın yüz yüze gerçekleşecek ilk görüşmelerinin önemine işaret eden Phares; Türkiye, ABD ve Rusya'nın bir araya gelerek uluslararası krizlere çözüm bulma konusunda bir güvenlik ortaklığı kurabileceklerini söyledi.

 

"BİR TERÖR ÖRGÜTÜNDEN KURTULMAK İÇİN BAŞKA BİR ÖRGÜTÜ KULLANAMAZSINIZ"

 

Panelde son olarak söz alan Bahçeşehir Üniversitesi Amerikan Araştırmaları Merkezi Başkanı Burak Küntay, ABD'nin DEAŞ'la mücadele politikasını eleştirerek "Bir terör örgütünden kurtulmak için bir başka terör örgütünü kullanarak başarıya ulaşamazsınız" diye konuştu. ABD'nin PYD/YPG'ye destek vermesinin yanlış olduğunu vurgulayan Küntay, ABD’nin hem bu konuda hem de FETÖ konusunda Türkiye'nin hassasiyetlerini dikkate alarak Türkiye ile daha yakın ilişki içinde olmasının her iki ülkenin yararına olacağının altını çizdi.

 

 

 

                                                                            

 

 

Türkiye, Suriye siyasetinde stratejik bir sıkışmışlık hali yaşıyor. Bunu da taktiksel veya operasyonel tercihlerden ziyade siyasal tercihlerle aşabilir.

 

Konular: ORTADOĞU, SURİYE'DE İÇ SAVAŞ, FIRAT KALKANI HAREKÂTI, TÜRKİYE - RUSYA İLİŞKİLERİ, TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ 28 Nisan  2017

 

Suriye, Türkiye'nin bölgesel politikasında yaşadığı meydan okumaların, sıkışmışlığın vücuda geldiği ve berraklaştığı ana alana dönüştü. Türkiye dış politikası bugün en çetin mücadelesini, en büyük daralmasını Suriye'de deneyimliyor. Irak'la birlikte Suriye, Türkiye dış veya bölgesel politikasının ana gündemini oluşturuyor ve neredeyse tüm enerjisini tüketiyor.

 

Aslında son dönemlerde Türkiye'nin bölgesel politikası dendiğinde temelde coğrafik alanı Kuzey Irak'tan Kuzey Suriye'ye uzanan bir alandan bahsediyoruz. Derinliği artan fakat genişliği azalan bir bölgesel politika mevzubahis.

Bu alanda üç mesele Türkiye'nin bölge politikasının merkezinde yer alıyor: Sinjar'dan Afrin'e kadar uzanan bir PKK-PYD kuşağının engellenmesi, bölgesel krizin oluşturduğu güvenlik tehditlerinin minimize edilmesi ve İran'ın bölgesel güç projeksiyonunun sınırlandırılması veya dengelenmesi.

 

Fırat Kalkanı Operasyonu (FKO), mevzubahis bölgesel politika başlıklarında Türkiye'nin bugüne kadar ortaya koyduğu en proaktif girişimi temsil ediyor. Fakat Türkiye'nin sadece kendi yaptıklarıyla bu başlıklarda istediği sonuçları alması pek olası değil. ABD ve Rusya gibi uluslararası güçler, İran gibi bölgesel güçler, Suriye muhalefetinden PYD, PKK ve KDP'ye kadar uzanan devlet dışı aktörlerin tavır ve projeksiyonları, Türkiye'nin bölge politikası ve özelde FKO’nun geleceğini tayin edecektir.

 

Bu noktada Türkiye, bölgesel politikasında daha birkaç ay önce Trump ve Putin'e yönelik iyimserliğini terk etmiş durumda. Bu da, Türkiye'nin bölgesel, Suriye veya FKO politikalarıyla ilgili daha sahici değerlendirmeler yapmasını gerekli kılıyor. Özellikle Suriye özelinde ABD ve Rusya'nın politikaları Türkiye'nin stratejik bir sıkışmışlık yaşamasına yol açtığı için bu aktörlerin ilgili politikaları daha yakından irdelenmeli. Bu iki aktörün politikalarının etraflı bir analizi, Türkiye'nin Suriye'de nasıl opsiyonlara sahip olduğuna ışık tutabilir.

 

Trump, öncelikleri ve Türkiye

 

Trump'ın dış politikada öne çıkardığı üç ana başlıktan hangisini nasıl önceleyeceği, Türkiye'nin bölgesel politikasında yaşadığı stratejik sıkışmışlığın boyutunu ve derecesini ortaya koyacak. IŞİD ile amansız mücadele, İran'ın bölgesel etkisini kırma ve Çin'i dengeleme Trump'ın üç temel dış politika başlığını oluşturuyor. Çin'in öncelenmesi Rusya ile işbirliğinin önünü açar. Fakat öyle görünüyor ki Amerikan müesses nizamı Rusya ile ilişkilerde yeni bir döneme izin vermeyecek. Dolayısıyla, ABD-Rusya ilişkileri önceki dönemden pek de farklı olmayan bir mahiyette izleyecek.

 

Üç mesele Türkiye'nin bölge politikasının merkezinde yer alıyor: Sincar'dan Afrin'e kadar uzanan bir PKK-PYD kuşağının engellenmesi, bölgesel krizin oluşturduğu güvenlik tehditlerinin minimize edilmesi ve İran'ın bölgesel güç projeksiyonunun sınırlandırılması veya dengelenmesi.

 

Bu durum, normalde Türkiye için bir imkanın önünü açabilirdi, zira ABD-Rusya ilişkilerinin belli bir gerginlik düzeyinde seyretmesinin Türkiye'yi her iki aktör nezdinde daha değerli kılması beklenir. Fakat Türkiye'nin temel stratejik başlıklarda aynı anda hem ABD hem Rusya hem de Avrupa ile sorunlar yaşaması, Türkiye'nin bu durumu kendi lehine çevirmesini engelliyor. Mevcut resim, bu ana aktörler için Türkiye'nin stratejik önceliklerinin dikkate alınmamasını daha az maliyetli hale getiriyor. Bu durum da Türkiye ile bu aktörler arasındaki ilişkilerin asimetrik bağımlılık ilişkisi şeklinde cereyan etmesine yol açıyor. Türkiye-Rusya ilişkilerinde bu durumu bariz bir şekilde görmek mümkün.

 

İkincisi, İran'ın etkisinin kırılmasının öncelenmesinin de normalde ABD'nin diğer geleneksel müttefikleri gibi Türkiye'nin de önemini ABD nezdinde arttırması gerekir. Fakat buradaki asıl mesele, ABD'nin İran etkisini bütün bölgede mi kırmaya çalışacağı, yoksa belli başlıklar veya alanlarda mı İran'ı dengelemeye çalışacağıdır.

 

Eğer ABD İran'ı bütün bölgede hedef alırsa, bu durum Türkiye için yeni imkanlar doğurabilir ve yaşadığı stratejik sıkışmayı azaltabilir. Lakin mevcut resim ABD'nin İran'ı daha spesifik başlık ve alanlarda dengelemeye çalışacağını gösteriyor. Ne Suriye ne de Irak bu stratejik dengeleme politikasının ilk coğrafyalarını oluşturacak gibi duruyor. Her iki yerde IŞİD ile mücadelenin önceleniyor olması ve İran'ın buralarda agresif bir şekilde dengelenmeye çalışılmasının bu temel hedefe zarar vereceği inancı, Trump yönetiminin bu iki yerde de İran'la aktif bir mücadeleye girmesini engelliyor. Bu nedenle ABD, muhtemelen İran'ı dengeleme siyasetini Yemen'de, yani Körfez'de uygulayacak gibi duruyor. Bu şekilde kendi geleneksel Körfez müttefiklerinin kaygılarını da kısmi ölçüde cevaplandırmış oluyor. Bu da ABD'nin İran'ı dengeleme siyasetinin bölgede Türkiye'nin alanını genişleteceği ve ona hareket serbestisi getireceği beklentisini boşa çıkarıyor.

 

IŞİD ile mücadele

Üçüncü başlığı ise IŞİD ile mücadele oluşturuyor. Trump'ın kampanya döneminde Türkiye ile alakalı pozitif bir söylem kullanması, Türkiye'nin FKO ile Suriye'de ciddi manada bir alanı IŞİD'den temizlemesi ve sahada bilfiil bulunması nedeniyle, ABD'nin bundan sonraki IŞİD ile mücadele planlarında Türkiye'ye daha fazla yer vereceğine ve kaygılarını dikkate alacağına dair bir beklentiye yol açtı. Türkiye-PYD (veya SDG) denkleminde ABD'nin daha fazla Türkiye lehine tercihler koyacağına dair ham bir beklenti mevcuttu bu dönemde. Fakat geçen süre, buradaki beklenti ile realite arasında ciddi bir makas açıklığı olduğunu ortaya koydu.

 

IŞİD ile mücadele ve PYD'ye yaklaşım konularında Trump ve Obama yönetimleri arasında pek bir fark olmadığı kısa sürede ortaya çıktı. Hatta ortaya çıkan nüanslar da Türkiye için pek hayırlı bir resme işaret etmiyor. Obama dönemine oranla Trump yönetimi Suriye krizini daha da fazla IŞİD ile mücadele başlığına indirgemiş durumda. Hatta bu hedefi elde etmek için hem Rusya hem de Esad rejimi ile çalışılabileceğini beyan ettiler. Bu mücadele başlığında YPG ve SDG'yle daha fazla işbirliği yapan, onları daha fazla ve açıktan silahlandıran bir ABD yönetimi söz konusu.

 

Bu noktada ABD, Türkiye'nin Tel Abyad üzerinden Rakka operasyonu için bir hat açma teklifine olumlu cevap vermediği gibi El Bab alındıktan sonra Türkiye'nin daha önce taahhüt ettiği Menbiç operasyonunu engellemek için de Menbiç'e (Sajur nehri civarına) bilfiil Amerikan askeri yerleştirdi. Yine, Rusya'nın aynı bölgeye hem Rus hem de rejim askerlerini konuşlandırmasına da ya yeşil ışık yaktı ya da göz yumdu. Benzer bir tahkimatı da Rusya Türkiye'nin muhtemel bir operasyon için adını zikrettiği Afrin'e yaptı. Bu da FKO’nun geleceğine dair yeni soru ve senaryoların ortaya çıkmasına yol açtı.

 

El Bab'ın alınması tek başına büyük bir stratejik kazanım manasına gelmiyor; El Bab ancak başka hedefler konusunda işlevselleştirilebildiği ölçüde stratejik bir kazanıma dönüşür. Mevcut haliyle El Bab'ın IŞİD veya PYD'ye karşı bir mücadelede işlevselleştirilebilme olasılığında ciddi bir düşüş yaşandı. Muhtemelen bu sebeple, Türkiye, daha önce sıkça kullandığı FKO’nun El Bab'tan sonraki durağının Menbiç veya Afrin olacağı veya PYD'nin Fırat'ın doğusuna çekilmemesi halinde hedef haline geleceği söylemlerini ciddi oranda azalttı.

 

Bu durum da Trump sonrası Türkiye'nin Rakka operasyonunda daha merkezi bir rol alacağı, Suriye'de hareket alanının daha da genişleyeceği ve PYD'ye karşı daha da avantajlı bir konuma geçeceğine dair beklentilerinin pek gerçekleşmediğini veya gerçekleşmeyeceğini gösteriyor.

 

Rusya cephesinde durum ne?

 

Rusya cephesindeki resim de pek farklı değil. Moskova ve Astana süreçlerine giderken Rusya ile İran'ın Suriye projeksiyonlarının ayrıştığı ve İran'ın aksine Esad rejiminin Rusya'nın kırmızı çizgisi olmadığı yargılarının pek de gerçekçi olmadığını geçen süre ortaya koydu.

 

Birincisi, aralarındaki farklılıklara rağmen, İran hâlâ, özellikle Suriye bağlamında Rusya'nın en önemli bölgesel partneri ve bu partnerliğin Rusya için bir maliyeti yok. Ne Körfez ülkeleri, ne İsrail, ne de Türkiye, İran partnerliği nedeniyle Rusya'yı sıkıştırabiliyor. Tüm bu ülkelerin yetkililerin Rusya'ya gerçekleştirdikleri sık ziyaretler de bu durumu teyit ediyor.

 

IŞİD ile mücadele ve PYD'ye yaklaşım konularında Trump ve Obama yönetimleri arasında pek bir fark olmadığı kısa sürede ortaya çıktı. Hatta ortaya çıkan nüanslar da Türkiye için pek hayırlı bir resme işaret etmiyor. Obama döneminde oranla Trump yönetimi Suriye krizini daha da fazla IŞİD ile mücadele başlığına indirgemiş durumda.

İkincisi, Esad rejimi muhtemelen Rusya için bir kırmızı çizgi değil. Rusya eğer daha iyi bir teklifle karşılaşırsa, muhtemelen Esad rejimi kartını yeniden gözden geçirebilir, ancak görünen o ki henüz buna yol açabilecek bir teklifle karşılaşmadı.

 

Ayrıca Rusya muhtemelen Suriye'de partner sayısını arttırmak istiyordur; bu girişiminde dikkat ettiği temel kriteri, muhtemel partnerin onun Suriye tasavvurunu ne ölçüde paylaştığı oluşturuyor: Rejimi sorunsallaştırmayan, daha seküler kodlara sahip olan ve Rusya'nın adem-i merkeziyetçi Suriye tasavvurunu paylaşan aktörler. Kahire ve Moskova muhalefetlerinin yanı sıra PYD bu kategoriye uygun düşüyor. Zaten son dönemlerde Rusya'nın artan PYD iştahının bir gerekçesini Kürt kartını tamamıyla ABD'ye kaptırmamak oluştursa da diğer gerekçesini de muhtemelen Rusya'nın Suriye'de beraber çalışabileceği partner sayısını arttırma isteği oluşturuyor.

 

Moskova ve Astana süreçlerinde her ne kadar Türkiye ve İran da yer almış olsa da bu süreçler temelde bir Rus projeksiyonuydu ve Rusya'nın ajandasına hizmet ettiler. Bu süreçler sayesinde Rusya, Suriye'de sadece savaşın değil barışın da ana aktörü olduğunu dünyaya gösterdi. İkincisi, bu süreçler Rusya'nın Suriye'de uzun süredir sahip olduğu siyasal süreci yeni bir temel üzerine inşa etme ve muhalefeti dizayn etme siyasetinde kısmi mesafe almasına katkı sundu. Rusya'nın çatışmasızlığı (veya ateşkesi) ve yeni anayasa yapımını siyasal geçişe önceleyen gündemi bu süreçlerde dinamizm kazandı. Bu süreçlerin en temel çıktılarını, çatışmasızlık ve anayasa tartışmaları oluşturuyor. Özellikle anayasa yapımının siyasal geçişe öncelenmesi Türkiye'nin bugüne kadarki Suriye politikasıyla çelişiyor. Velhasıl, Rusya'nın Suriye'de ortaya koyduğu siyaset Türkiye'nin temel çıkarlarını tehdit etmeye devam ediyor.

 

Türkiye’nin opsiyonları

 

Peki, bu resimde Türkiye'nin opsiyonları neler?

 

Türkiye, maliyet - operasyonel opsiyonlar - siyasal hedefler arasındaki bağ ve imkanlarını yeniden gözden geçirmelidir; yaşadığı stratejik sıkışmışlığı taktiksel veya operasyonel opsiyonlardan ziyade siyasal kararlar ve tercihlerle aşabilir.

 

Birincisi, Türkiye sadece Rakka operasyonu ve öncesini değil, sonrasının senaryolarını da iyi bir şekilde düşünmelidir. Öncelikle, post-Rakka döneminde PYD'nin IŞİD'le mücadele bağlamında elde ettiği işlevsel önemde bir düşüş yaşanacaktır. Fakat bu tahlili yaparken şunu da gözden kaçırmamak lazım: PYD ve SDG çoktan IŞİD ile mücadelenin ötesine geçen bir işlevsellik ve değer kazanmış durumda. Suriye'deki mevcut nüfuz siyaseti daha uzun bir süre kalıcı olacak gibi duruyor. Bu da Suriye'deki aktörleri, bu nüfuz siyasetinde kullanacağı enstrümanlar ile beraber çalışacağı aktörlere yatırım yapmaya teşvik ediyor.

 

Türkiye'nin FKO muhalefetine yaptığı yatırımının benzerini hatta daha fazlasını ABD, PYD ve SDG'ye yapmış durumda. Bu yatırımını IŞİD'den sonra işlevsel kılmaya ve onu Suriye'deki nüfuz siyasetinin temeli haline getirmeye çalışacaktır. Post-Rakka döneminde ABD, muhtemelen Suriye'de IŞİD'den alınan yerlerde bir stabilizasyon siyaseti izleyecektir. Türkiye, bu tür bir stabilizasyon siyasetine nasıl bir cevap üreteceğine karar vermelidir.

 

Tabii ki Türkiye de FKO ile IŞİD'den temizlediği alanlarda kendi stabilizasyon siyasetini derinleştirerek devam ettirmeli ve burada işleyen bir yönetim modeli tesis etmelidir. Bu, Türkiye'nin desteklediği muhalif grupların Suriyeliler nezdinde meşruiyetlerini sürdürmelerinin olmazsa olmaz koşuludur.

 

Maliyeti ciddi manada artmış da olsa, Türkiye'nin hâlâ kullanabileceği askeri opsiyonları mevcut. Bu askeri opsiyonlar büyük ihtimalle Türkiye'nin istediği siyasi sonuçları vermeyecektir. Ancak bir kararlılık göstergesi olarak Türkiye, örneğin hâlâ Tel Rıfat gibi bölgelere yönelebilir.

 

İkincisi, maliyeti ciddi manada artmış da olsa, Türkiye'nin hâlâ kullanabileceği askeri opsiyonları mevcut. Bu askeri opsiyonlar büyük ihtimalle Türkiye'nin istediği siyasi sonuçları vermeyecektir. Ancak bir kararlılık göstergesi olarak Türkiye, örneğin hâlâ Tel Rıfat gibi bölgelere yönelebilir. Ancak bu, Türkiye'nin yaşadığı stratejik sıkışmışlığı azaltmaktan ziyade daha da arttırabilir. Böylesi bir operasyon, PYD-Rusya-ABD arasındaki ilişkileri daha da perçinleyebilir ve PYD ile rejimi birbirlerine daha da yakınlaştırabilir. Bu nedenle Türkiye, Suriye politikasını veya FKO’nun geleceğini taktiksel opsiyonlardan ziyade siyasal bir bakışla değerlendirmelidir.

 

Üçüncüsü, Türkiye sözleriyle hâlâ rejim değişiminden bahsediyor, ancak davranışları, ibreyi daha çok rejim reformuna çevirdiğine işaret ediyor. Rusya'nın rejimi tekrardan Menbiç'e getirmesi Türkiye'de bir tepkiye yol açmadı. Hatta Başbakan'ın ifadelerinden de anlaşılacağı üzere Türkiye artık rejimi ehven-i şer görüyor ve dolayısıyla onun Menbiç'e gelmesinden kısmi bir memnuniyet duyuyor. Bu, Türkiye için çelişkilerle dolu bir siyaset demektir.

Rejimin tekrardan Türkiye sınırına gelmesi hem Türkiye hem muhalefet hem de FKO’nun geleceği için kötü bir haber demek olacaktır. Türkiye, Suriye'de rejim reformunun pek mümkün olmadığını akıldan çıkarmamalıdır. Ayrıca Türkiye, Menbiç'e gelen rejimin yarın buradan Türkiye'nin desteklediği muhaliflere saldırması durumunda buna nasıl bir karşılık vereceğini de hesap etmelidir. Fakat her halükarda Türkiye, Suriye'de bugüne kadar kullandığı rejim, rejim değişimi, muhalifler, üniter yapı ve merkeziyetçilik gibi bazı kavramları ve politik başlıkları tekrardan gözden geçirmelidir. Ancak böylesi bir yeniden değerlendirme yeni dönemin siyasetinin daha sahici bir şekilde üretilmesine yol açabilir.

 

Dördüncüsü, nasıl ki PKK-PYD'nin tasarladığı hat Sinjar'dan başlayıp Afrin'e kadar uzanıyorsa, Türkiye de Suriye siyasetinin Irak ayağını gözden kaçırmamalıdır. Türkiye, Barzani'nin Sincar'ın kontrolünü tamamıyla PKK'dan almasını aktif bir şekilde desteklemelidir.

 

PYD'nin domine ettiği Kürt bölgesinin bir şekilde Suriye'nin geleceğinde yer alacağı kuvvetle muhtemeldir. Burada Türkiye'nin öncelikli hedefi, bu bölgedeki PYD'nin dominasyonunu seyreltmek olmalıdır. Buna yönelik Türkiye ilk adım olarak Irak Kürdistan'ındaki Suriyeli Peşmergelerin PYD hakimiyetindeki Kürt bölgesinin askeri ve idari mimarisine entegre edilmelerine yönelik aktif bir siyaset izlemelidir. Bunun yanı sıra Türkiye’nin PYD politikasında çatışma-siyaset dengesinde hangisini hangi öncelik ve ölçekte kullanacağını, bölgedeki jeopolitik dalgalanma ile Türkiye-PKK çatışmasının geleceği tayin edecektir.

 

Ezcümle Türkiye, Suriye siyasetinde stratejik bir sıkışmışlık hali yaşıyor. Bunu da taktiksel veya operasyonel tercihlerden ziyade siyasal tercihlerle aşabilir.

 

Yazan.

Galip Dalay, Al Jazeera Studies Center (AJCS) Türkiye ve Kürt Çalışmaları Kıdemli Araştırmacısı ve Al Sharq Forum Araştırma Direktörü. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'nden mezun oldu. London School of Economics and Political Science'tan (LSE) yüksek lisans derecesi aldı. Siyaset, Ekonomi ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (SETA) Siyaset Araştırmacısı olarak görev yaptı. SWP (German Institute for International Affairs) için raporlar hazırladı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktorasını sürdüren Dalay, 'GMF on Turkey' serisinin yazarlarından olup Huffington Post sitesinde blog kaleme alıyor.

 

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

 

 

Al Jazeera Studies Center (AJCS) Türkiye ve Kürt Çalışm Araştırma Direktörü. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'nden mezun oldu. London School of Economics and Political Science'tan (LSE) Avrupa Çalışmaları alanında yüksek lisans derecesi aldı.

 

 

 

                                                                                                          

 

Haberler Dünya Haberleri Washington Post'un PKK/PYD haberi tepki çekti!

Washington Post'un PKK/PYD haberi tepki çekti!

AA Dünya Haberleri

Giriş Tarihi:22.4.2017  19:04 Güncelleme Tarihi: 23.4.2017  19:52

Washington Post'un PKK/PYD haberi tepki çekti!

Amerikan Washington Post gazetesinde yer alan ve DEAŞ'a karşı PKK/PYD saflarında savaşmaya giden iki komünist Amerikalının yaşadıklarının aktarıldığı haber terör örgütünü "meşru" ve "barışçıl" gösterdiği gerekçesiyle tepki çekti.

 

Washington Post gazetesinin internet sitesinde, önceki gün Liz Sly imzasıyla "İki Amerikalı Marksist, DEAŞ'a karşı ön saflarda nasıl yaralandı" başlığıyla bir haber yayınladı.

 

Haberde, Frace Belden (27) ve Lucas Chapman (21) adlı kendilerini komünist olarak tanımlayan iki Amerikalının, Suriye'nin kuzeyindeki PKK/PYD saflarına "komünizm idealini tecrübe etmek" için nasıl katıldıkları anlatıldı.

 

Belden ile Chapman'ın, bir yandan "Amerikan kapitalizmine karşı" dururken, öte yandan Amerikan ordusuyla yan yana savaşan PKK/PYD kamplarında yaşadıkları arasındaki "hayal kırıklığı" ve "ikilemlere" vurgu yapılan haberde, iki Amerikalının izlenimlerine detaylı şekilde yer verildi.

 

 

PKK/PYD MEŞRU BİR YAPILANMA GİBİ SUNULDU

 

Ancak haberde terör örgütü olan PKK/PYD'nin, terör örgütü DEAŞ'a karşı savaşan "meşru" ve "barışçıl" bir yapılanma gibi anlatılması tepki çekti. Özellikle 2016'da çok sayıda Amerikalının Suriye'nin kuzeyine DEAŞ'la mücadeleye katılmak üzere gittiği ve bunun Amerikan yasalarına aykırı olmadığı ifade edilen haberde, Belden ve Chapman'ın da büyük beklentilerle PKK/PYD saflarına katıldığı anlatıldı.

 

Washington'daki bir üniversiteden yeni mezun olan Chapman'ın ve San Francisco'da daha önce çiçekçilik yapan Belden'ın ağzından aktarılan "Burası çok sıkıcı. Savaşla ilgili söyledikleri şey doğruymuş; yüzde 10 aksiyon oluyor, yüzde 90 bir şey olmasını bekliyorsunuz." sözleri de dikkat çekti.

 

PKK/PYD'nin "Suriye'de sadece DEAŞ'a karşı savaşan bir örgüt" olarak sunulduğu haberde, örgütün diğer Kürt gruplara uyguladığı belirtilen baskı ve savaş suçu iddialarına ise yer verilmedi.

 

ABD'nin "dolaylı olarak" destek verdiğini kabul ettiği PKK/PYD'nin Marksist bir yapılanma olması ABD Kongresinde de birçok kez tartışma konusu oldu.

 

 

 

 

 

 

Erdoğan'dan sitem: "Putin hâlâ anlamadıysa..."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  Suriye'deki son kimyasal saldırının arkasında Esad rejimi olduğunu savunarak, "Sayın Putin hala 'bu işin arkasında Esed var mı yok mu?'… Bunu halen iki gündür, üç gündür anlamıyorsa bu bizim için de üzücüdür" dedi. Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'de olas 'askeri müdahale' için yeşil ışık yaktığı haberleri sonrası Türkiye'nin "üzerine düşeni yapmaya hazır" olduğunu söyledi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Teşekkür ederim ama lafta kalmasın. Eğer bu hakikaten icraat ortaya konulursa, biz de Türkiye olarak, bize ne düşüyorsa yapmaya hazırız" dedi.


Salı günü Suriye'nin İdlib bölgesindeki Han Şeyhun kasabasına yönelik saldırı sonucunda 20'si çocuk en az 72 kişi hayatını kaybetmişti. ABD Başkanı Trump, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ı kimyasal silah kullanmakla suçladığı açıklamasında, Suriye liderinin "kırmızı çizgiyi aştığını" söylemişti.


BBC'nin hberine göre, perşembe günü Beyaz Saray'ın yaptığı açıklamalara göre Trump yönetimi, saldırıya karşılık olarak verilebilecek 'olası yanıtları' tartışıyor.

 

Anadolu Ajansı'nın (AA) haberine göre, Kanal 7 - Ülke TV ortak canlı yayınında konuşan Erdoğan, "Biz bundan asla çekinmeyiz, kim olursa olsun çekinmeyiz. Amerika başta olmak üzere, tüm koalisyon güçleri biraraya gelelim" diye konuştu.


Erdoğan Trump'ın olası askeri eylemlerine ilişkin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le temaslarını hatırlatırken, açıklamalarını şöyle sürdürdü:


"… Sayın Putin hala 'bu işin arkasında Esed var mı yok mu?'… Bunu halen iki gündür, üç gündür anlamıyorsa bu bizim için de üzücüdür. Bunları süratle bizim aşmamız lazım, kararımızı vermemiz lazım. Dost kimdir, düşman kimdir, bölgedeki virüs kimdir, bunu artık lütfen öğrenelim, ona göre de artık adımımızı atalım."


Esad kimyasal silah kullandığı iddialarını reddediyor. Rusya da gazların muhaliflerden yayılmış olabileceğini söylüyor.


Cumhurbaşkanı Erdoğan da daha önce bu saldırı için Esad rejimini suçlamıştı.


Trump yönetimi daha önce Beşar Esad'ın devrilmesinin öncelikleri olmadığını açıklamıştı.


İdlib saldırısı sonrası Washington'daki basın toplantısındaysa, selefi Barack Obama'nın ifadelerine gönderme yapan Donald Trump, "Masum çocukları, masum bebekleri, küçücük bebekleri öldürdüğünde, pek çok sınırı aşarsın" dedi.


ABD eski Başkanı Barack Obama, Suriye'de kimyasal saldırı kullanılmasının 'kırmızı çizgisi' olduğunu söylemiş ve bu gerçekleşirse müdahale edileceği uyarısında bulunmuştu.


Trump, saldırı sonrası "Suriye'ye ve Esad'a karşı tavrını değiştiğini" de söyledi. Suriye'ye yönelik politika değişikliği olup olmadığı yönünde daha önceki bir soruya ise,"Göreceksiniz" şeklinde yanıt verdi.

RUSYA'DAN TEPKİ

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, Rusya'nın, Şam'ın İdlib'de hiçbir şekilde kimyasal silah kullanmadığı konusunda ısrarcı olduğunu söyledi.

 

Gazetecilere konuşan Ryabkov "Rusya olarak tamamen emin bir şekilde klorin gibi Suriye'de kullanıldığı iddia edilen ev yapımı kimyasallar olsun ya da zehirli maddeler olsun, hiçbir kimyasal silah kullanmadı. Böyle bir şey orada olmadı. Bizim elimize ulaşan bilgilere göre teröristlerin kullandığı ve zehirli maddelerin bulunduğu, patlayıcı üretimi için kullanılan bir depo vuruldu" dedi.

 

Bu tür silahların kullanılmasının Suriye'nin yanı sıra Irak'ta da kullanılabileceğine inanmak için neden olduğunu belirten Ryabkov açıklamalarına şöyle devam etti: "Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) çatısı altında tarafsız bir soruşturma gerçekleştirmesi konusunda ısrar ediyoruz. Bunun için OPCW, bölgeye özel misyon heyeti gönderme gibi olanaklara sahip, bu uzmanlar orada ne olduğunu anlayabilir, kanıt toplayabilir, numuneler alabilir. ‘Beyaz Miğferler' gibi kötülüğü ile nam salmış, jeopolitik hedefler doğrultusunda mizansenlerle ilgilenen bir grubun aktardığı bilgileri toplayarak uzaktan bir soruşturma yapılmasına karşıyız."


Bu arada Rusya’nın BM Daimi Temsilciliği Sözcüsü Fyodor Strjijovski, Suriye’nin İdlib kentindeki duruma ilişkin karar tasarısını görüşmek için BM Güvenlik Konseyi’ni toplanmaya çağırdıklarını söyledi.


Sputnik'in haberine göre Rusya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) Suriye'nin İdlib kentindeki kimyasal saldırının soruşturulmasıyla ilgili karar tasarısı sunmuştu. "Olayın fiilen soruşturulmasını ve gerçekler ortaya çıkarılmadan suçlama yöneltilmemesini öngören kısa karar tasarımızı sunduk" diyen bir Rus diplomat, tasarıyla ilgili istişarelerin başladığını ve BMGK'deki istişarelerin bir sonraki turunun daha sonra yapılacağını belirtmişti.

sitesinden alıntı yapılmıştır (Teşekkür ederiz)

http://www.turkrus.com/367532-erdogandan-sitem-putin-h%C3%A2l%C3%A2-anlamadiysa-xh.aspx


27.4.2017

 

 

 

ABD ORTAYA İNANDIRICI POLİTİKA KOYMALIDIR

yukarıdaki yazı  Haber 7.com dan alıntı yapılmıştır (Egemen Bağış/Eski Bakan: 

Türkiye-ABD ilişkileri bundan sonraki süreçlerde ABD’nin atacağı adımlara göre ilerleyecektir. ABD, Türkiye ile ilişkisini hangi boyutta tutmak istediğine karar vermek durumdadır. Adil Öksüz’ün aranmasının sebebi gerçekten vize iptali ise kaç Türk vatandaşı arandı? Adil Öksüz ile yapılan görüşme neler konuşuldu?  FETÖ bağlantısı olduğu için Türkiye Cumhuriyeti’nde aranan birtakım şahsiyetlerin vizeleri neden iptal edilmedi. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bankası’nın Genel Müdür Yardımcısının resmi görev ile gittiği Amerika’da neden gözaltına alındı. Türkiye Cumhuriyeti’nin ABD ile istişareli şekilde yürüttüğü ekonomik politikasında İran ile yaptığı tamamen BM kuralları çerçevesindeki ticareti neden 4-5 yıl sonra soruşturma konusu yapıldı. Bu konuların Türk kamuoyunun aydınlatılması lazımdır. ABD gerçekten stratejik ortağımızsa bu konularda daha inandırıcı bir politika ortaya koymalıdır.

*Yoksa ABD Türkiye’yi oyalıyor mu?

ABD’NİN KENDİ İÇERİSİNDE BİR KAOS VAR

Burhanettin Duran/SETA: Amerika’nın kendi içerisinde bir kaos var. Trump’ın yönetim kurulu ve danışmanları arasındaki ilişki henüz netleşmedi. Böyle bir oyalama yeni bir politika oluşturmanın gerektirdiği gecikme ve dağınıklık beraber gidiyor gibi gözüküyor. Dolayısıyla Erdoğan ile Trump’ın yüz yüze görüşmesiyle ancak bütün ilişkilerin netleşeceğini düşünüyorum. Bu zamana kadar kaotik ve gecikmeli durum devam edecek gibi görünüyor.

TRUMP HENÜZ KENDİ POLİTİKALARINI OLUŞTURAMADI

Hasan Basri Yalçın/SETA: ABD Türkiye’yi çok uzun süreden beri oyalıyor. ABD Suriye’de uçuşa yasak bölgeyi ilan ettiğinde, eğit-donat programı gündeme geldiğinde Türkiye’yi oyaladı. ABD Fetullah’ın iadesinde de mahkeme süreci var diyerek oyalıyor. Bir yandan sürekli başka alanlarda da Türkiye’yi sıkıştırmaya çalışan bir çabaları var. Centcom ve Pentagon başta olmak Türkiye’yi oyalama kampanyasına giriştiklerini düşünüyorum. Ama onun dışında yeni kurulan ABD hükümeti kontrolü henüz sağlayamadığı ve kendi politikalarını oluşturamadığını için Türkiye’yi ertelendiğini düşünüyorum.

TRUMP’IN HER HAMLESİNE KARŞI BİR HAMLE YAPILIYOR

Taha Dağlı/Haber7.com yazarı: ABD Başkanı Trump’a kalsa ortadaki krizler daha kolay aşılır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump’la yaptığı ilk telefon görüşmesinde çok olumlu mesajlar verildiğini biliyoruz. Hemen ertesi günü CIA Başkanını Türkiye’ye göndermişti, sonrasında ABD Genelkurmay Başkanı geldi. Son olarak Dışişleri Bakanları geldi. Bugün günü de Dışişleri Müsteşarları geliyor. Oyalama olarak bakmıyorum ama Obama politikalarının etkin olduğu gerçeği var. Trump’a kendi partisinden bile sert bir muhalefetin olduğunu hesaba katarsak, Trump sadece Türkiye konusunda değil Rusya konusunda da göçmenler konusunda da devamlı yargıya takılıyor. Her hamlesine karşı bir hamle geldi. Bunu Sarraf davasında savcıyı görevden almasından sonra da gördük, Trump ne yaparsa karşı taraf anında yanıt veriyor. Trump, kendisine yönelik baskılara yakın zamanda bir çare bulamazsa sadece Türkiye ile ilişkilerini değil Rusya ile olan ilişkilerini de riske atmış olacak.

AMERİKA, AMERİKA’YI OYALIYOR

Egemen Bağış/Eski Bakan: Amerika sadece Türkiye’yi değil. Amerika Amerika’yı oyalıyor. Çünkü tek bir Amerika yok. Şu anda Amerika bir geçiş dönemi yaşanıyor. Obama’nın 8 yıllık başkanlık döneminde atanan kadrolar Trump’a karşı bir direnç ortaya koyuyorlar. Trump’ın işini zorlaştıracak birkaç faaliyete giriyorlar. Clinton ile Trump arasındaki yarış adeta bir CIA-FBI şeklinde yürütüldü. Bu yarışı Trump’ın kazanmasından sonra Clinton’a daha yakın kurum ve yöneticileri Trump’ın uluslararası bağlantılarını zora sokmak gibi bir çaba içerisindeler. Dolayısıyla böyle okumak gerekiyor.

 teşekkür ederiz)

http://www.haber7.com/guncel/haber/2297042-3-baslik-2-soru-abd-turkiye-iliskileri

Türkiyenin Yansıması28.4.2017

 

 

 

                                                                              Yukarıdaki  yazıları

Bilgi edinmeniz için Sunmaktayız.

Bu görüşleri benimseyip benimsememekte her okuyucu serbestir .

Isteyen okurlarımız bize mail ile fikirlerini bildirebilirler ve burada onu yayınlayabiliriz

(lütfen  yazılarınızın A4 sayfasında 20 satırı geçmemesini rica ediyoruz )

 

Yukarıdaki yazı ve videolardaki fikirler sahiplerinin fikirleri olup dergimizi hiçbir şekilde

Mesuliyet altına sokmaz.