Dilek Tihan Köşesi

 

    Dostum  Dilek Tihan ricamı kırmadı ve yeni format  Web sitemizde  o güzel yazılarını bu kerede size  İki ailenin ve çocuklarının bazen hüzün bazen sevgi ve neşe dolu hayatarını her zamanki akıcı ve güzel uslubuyla bir “Roman” da anlatacak

" Kızın adı RAVZA "

 

 Burhan Zihni Sanus

Bibliyografya

Sevgili Okurlarım

28 Eylül’de İstanbul’da doğdum. Yazmaya henüz çocuk yaşlarda gönül verenlerdenim. Üniversite öğrenimimi geçirdiğim böbrek rahatsızlığı nedeni ile noktalamak zorunda kaldım. Ama bu durum benim yazmama asla engel olmadı. Sanatın hemen her dalı ile ilgilendiğimden çoğu insan gibi benimde amatörce uğraşılarım var. Örneğin: Şiir yazmak,org çalmak,bisiklete binmek, müzik dinlemek, fotoğraf çekmek, fırsat buldukça balık tutmak, desen çizmek, resim yapmak gibi…Yazarlığa gelince; başta Türkiye gazetesi olmak üzere birçok gazete ve dergide roman ve köşe yazarlığı yaptım. İlk senaryomu 1992 yılında TGRT Kanalına yazdım. Dizi film bölüm hikâyeleri, Nejat Uygur’a konu yazarlığı v.b ile yazım hayatımda profesyonel çalışmaya başladım. Nedret Selçuker ’den Diksiyon dersi aldım ve öğretmen oldum. Kısa bir süre diksiyon dersleri verdim. Allah’ın bana bahşetmiş olduğu us ve üslubumla yazmaya devam ediyorum. Detayları tam olarak yazmasam da yazar olarak bu güne kadar neler yaptığımı öğrenmiş oldunuz. İnsan kendini yazı ile de olsa anlatması bana göre oldukça zor. Bundan böyle burada sizlerle olacağım. Öncelikle bir not düşmek istiyorum. Yazacaklarımın kişisel görüşüm olduğunu bilmenizi isterim.

Sevgilerimle

Dilek Tihan

Yazılarımla ilgili olarak soru sormak veya fikrini bildirmek isteyen okurlarım bana aşağıdaki Mail adresinden:veya facebook tan ulaşabilirler

Lütfen Linki Tıklayın

 https://twitter.com/dilektihan

dilektihan@gmail.com

http://www.sinematurk.com/uye/120985/

https://plus.google.com/109091012115146870150

     Yayın Tarihi: 01.01.2018

 

Kızın Adı Ravza

Amasya’da varlıklı bir ailenin kızı olan Zahide,  ailesinin karşı çıkmasına rağmen bir un fabrikasında muhasebe elemanı olarak çalışan Hüseyin ile evlenmiş, bu evlilikten bir kız, iki erkek çocukları dünyaya gelmişti.

İlk zamanlar mutlu olacağını düşündüğü kocası için ailesini karşısına almış ve onları bir şekilde ikna etmeyi başarmıştı.

 

Dördüncü çocuğuna hamileydi ama bu hamilelik ısmarlama bir hamilelikti. Kocasının amcasının oğluna evlatlık verilecekti doğacak çocuğu.  O yüzden hamileliğinde içi hiç rahat değildi ama ne çare…

 

Hüseyin eşini, çocuklarını karşısına almış kararını söylemiş, kendi onaylamış, karısı ve çocukları ister istemez onun kararına saygı duymak zorundaydılar. Bebek doğar doğmaz evlatlık verilecek ve bu sır ömür boyu çocuktan saklanacaktı…

 

Ve beklenen an gelmişti…

Zahide’nin sancıları başlamıştı. Yanında yalnızca doğacak çocuğunu öz annesi bilecek eltisi Halime vardı. Ebe geldi; doğum için hazırlıklarını yapmaya başladı. Diğer odada üç kardeş henüz ne olup bittiğini anlayamamış bir halde birbirlerine bakıp duruyorlardı.

Çok geçmeden bebek ağlamasıyla irkildiler. Furkan atıldı: - Ağabey bizim kardeşimiz mi oldu?

 

Hakan eli ile ağzını kapattı: - Sus! O bizim kardeşimiz değil biliyorsun…

Furkan: - Ama annem-annem… O zaman bizi de annemle babama başkası mı verdi?

 

Hakan: - Saçmalama Furkan! Hadi geç yatağına uyu sen.

Evin içinde telaşlı bir koşturma başladı. Halime tek başına hem yorgun düşen Zahide ile ilgilenmeye hem etraftaki dağınıkları toparlamaya çalışıyordu. Kapı çalınca telaşla koşup açtı. Hıdır sevinç içinde girdi içeri:

-        Kızımız nerede Halime?

-         

Halime’nin yüzünde buruk bir gülümseme belirdi: ,

“İçeride” dedi kısık bir sesle. Sonra “Hüseyin ağabeyin haberi yok mu?” diye sordu.

 

Hıdır: - Telefon edip haberi verdim. Al çocuğunu git evine dedi.

Halime: - Tamam da bebeği görmek istemedi mi? Bak biliyorsun onun huyu tuhaf sonra bize çocuğu ben görmeden alıp götürdünüz falan demesin.

Hıdır sabırsızlıkla: - Abartma Halime. Altı üstü iki sokak ileride oturuyoruz. Görmek istediği zaman gelir görür. Hem artık o çocuğun babası benim Hüseyin ağabey değil. Haydi, göster kızımızı bana.

 

Halime usulca oda kapısını aralayıp, içeri süzüldü. Sonra kucağında bebekle oda kapısında belirdi. Hıdır sevinçten ne yapacağını bilemez haldeydi. İlk yaptığı bebeği koklamak oldu. Sonra yüzüne bakıp, fısıldadı: - Aramıza hoş geldin benim güzel kızım.

 

Halime’ye döndü: - Haydi, al kızı sar sarmala evimize gidelim.

Halime bebeği kucağına alıp tekrar odaya girdi. Zahide hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.  Dokuz ay karnında taşıdığı, kanıyla, canıyla beslediği, dünyaya getirdiği kızı kuş gibi uçup gidecekti ellerinin arasından.

Halime bebeği kucağına vermek istedi, Zahide elini yüzüne kapatarak “Gerek yok Halime. Benim kokumu değil, senin kokunu alsın-alsın ki seni öz annesi bilsin” dedi hıçkırarak.

 

Halime: - Yapma böyle Zahide abla… 

Zahide: - Haydi Halime al çocuğu git biran önce. Yoksa-yoksa dayanamayacağım!

 

Halime hemen bebeği sarıp sarmalayıp kucağına aldı. Odadan çıkarken o suskun bebek birden katılasıya ağlamaya başladı. Sokak kapısı sert bir şekilde kapanırken, bebeğin ağlayışı evin her yanına tokat gibi çarpıyordu.

 

Gelecek sayımızda devam edecek

 

Sevgilerimle Dilek Tihan