Pdf

big-bang (Caner Taslaman).pdf
Osmanlı Devleti'nin Kozmogonik Temelleri.pdf
Samuel Noah Kramer - Sümer Mitolojisi.pdf
Yaratılış Mitolojileri.pdf
Sümerler Kozmografya.pdf
Ön Türkler Kozmogonisi (Haluk Berkman).pdf

 

Video

Kozmoloji Kozmogoni (10.10.2016)
Hz.Adem ve Hz.Havva'nın Hayatı – Yaratılışı
Sümerlerde İleri Teknoloji
İnsanın Yaratılması
Yaratılış İnancının Sümer'deki Kökeni (Sesli Kitap)

 

 

     Yayın Tarihi:01.01.2018

 

 

 

Canlının Oluşumu

 

 

 

 

Muhtelif  Kozmogoniler

 

Vişnucu mezhepler nelerdir?

“Bhagavatalar ya da ‘Ermiş sofular’ın eski töreyi koruyan Vişnucular oldukları düşünülür. Ancak, çeşitli yerlerde terimin Vişnuculuğun özel bir biçimini belirttiği görülebilir. Marathi bölgesinin bhaktaları ya da sofuları olan Bhagavatalar, 13.yüzyılın sonundan beri, edebiyatta sofuluk aşkını temsil eder; tanrı Vitthal ya da Vithoba ile eşlerine yönelmiş, vaaz türünde ilahiler, ‘övgüler’ ya da abhanglar söyler. Halk geleneklerini çağdan çağa taşıyan bu Marathi bhaktalarına günümüzde hâlâ rastlanmaktadır.

Başucu kitabı olarak eskinin Bhagavata-Puranası’nı, bağdaştırmacı sofuluğu benimsemişlerdir. Aralarında umut şarkıcıları Haridasilerin de bulunduğu Bhagavatalar, gerçek mezheplerden çok bağımsız tarikatlar oluşturmuşlardır. Marathi bölgesinin dışındaki bhaktalar, genellikle belirli mezheplere bağlıdırlar.

Bhagavatalar ile Pancaratraların (bu adın kökeni belirsizdir) arasındaki tarihsel bağı kavramak oldukça güçtür. Pancaratralar, Samhitalar terimi altında toplanan Vişnucu kutsal kitabın geçmişteki temsilcileri gibi görünmektedirler. Kuzey Hindistan’da gelişen ve gerçek anlamda Vişnucu Tanrıbilimi, ritüeli, örgütlenmeyi kuran Samhitalar kültürünün 7.yüzyıla dek inebileceği düşünülür.

Vişnu, Vasudeva ve Narayana’nın yüzlerini takınmış, hem içkin hem de aşkın özel bir ‘yüce brahman’ ilkesi öne sürer. Evren, bu yüce ilkeye bağlı bir çakti ya da ‘enerji’ olarak düşünülmüştür. Kozmogoni kurgusu, brahmanın niteliklerinden doğan ve birbirini kesintisiz biçimde izleyen ‘yaratılış’ dizilerine yol açan uyuhalar ya da ‘kısmî yayılma’ kuramı ile ayrıca gelişmiştir. Esenliğe ilişkin çeşitli savlar vardır. Mezhebe giriş töreni beş aşamada gerçekleştirilir.

Pancaratra, yalnızca bir öğretiler topluluğu olduğundan ondan doğan hareketler de kesinlikle mezhep niteliği taşımışlardır. Doğal gelişimine Tamil ülkesinde ulaşan Çrivaişnava ‘Vişnu ve karısı Çri’ye (bağlanma)’ hareketi, Şivacı Agamalar’a göre Çaivasiddhanta idi. Çrivaişnavacılığın ilk ustaları Alvarlar, iman aşkını Vişnucu renkle belirginleştirdiler; halk tipi anlatmalı edebiyatı ve ilahi edebiyatını yarattılar.

Ancak, kökeni belki de 9.yüzyıla dayanan hareket, gerçek kimliğine Ramanuja ile kavuşmuştur. Vişnuculuğun felsefe alanındaki ilk büyük adı olan Ramanuja, 11.yüzyılda Madras bölgesinde doğmuştur. Nitelikli brahman kavramına dayalı bir Vedanta biçimi, yani nitelikleri olan, ruhları ve nesneleri kapsayan kişisel bir tanrı biçimi oluşturmuştur. Yine kısmen zihinsel doğrultuda bir tapınma savı gelişmiş, prapatti kavramına da el atmıştır. Çankara’ya karşı tepki sonucunda gelişen, Vedanta ile mezhep sofuluğu arasındaki karşılıklı ilişki, onun döneminde ortaya çıkmıştır. Çrivaişnavalar yalnız Vişnu’ya tapar; beslenme ve kast ile brahman olmaları zorunlu tutulan ustalara ilişkin katı kuralları vardır.

Hareket, varlığını Güney Hindistan’da sürdürmüş; Ramanuja’dan sonra genel Hinduizm’in kimi değerlerine kısmen geri dönmüştür. Bu, tanrısal lütuf konusunda köktenci savları benimseyen Güney Okulu’nun karşıtı tutucu Kuzey Okulu’nda bir tür dinden sapma anlamına gelir.

Kuzey Okulu’nun belirgin niteliği ‘maymun yöntemi’dir: Tıpkı, tehlike anında küçük maymunun annesine sımsıkı sarılma çabası ve böylece kurtulması gibi, kişisel çabanın etkili olduğu düşünülür. Öteki ise, ‘kedi yöntemi’nin temsilcisidir: Anne kedi, yavrularını enselerinden yakalayarak onlarıkurtarır. Burada, yavruların kurtulmak için bir girişimde bulunmaları gerekmez. Ramanujalar (Ramanuja müritleri) bugün bile, Tamil bölgesinde kalabalık bir topluluk oluştururlar. Sanskrit ve Tamil dillerinde yazılmış önemli bir edebiyata sahiptirler.

Ramanandiler, Vişnuculukta bir yenilik rüzgârı estirmişlerdir. Çrivaişnava’ya bağlı önderleri Ramananda (15.yüzyıl?), beslenme ve kasta ilişkin kuralları yumuşatmış; yerel dillere önem vererek dinde Sanskritçe kullanımını kaldırmış ve oldukça kapsamlı bir demokrasi akımı başlatmıştır. Ayrıca, disiplinde bir dereceye kadar ılımlı bir keşişler topluluğu, vairaginler, kurmuştur. Çrivaişnavalar’ın ana savlarını koruyan Ramananda, felsefe ve Tanrıbilim ile az çok uğraşmıştır. Ancak Rama adıyla karşımıza çıkan yüce tanrı yeni bir olgudur: Bu, tarihte kesin biçimde Ramacı olarak varlık gösteren ilk mezheptir.

Ramanandiler, 15.yüzyıldan itibaren az çok dolaysız şekilde, çeşitli mezheplerden çıkan ve gidişini, yenilikçi akımlara göre belirleyen mezhepler oluşturmuşlardır. Hinduizm’in, yalnız temel olgularına tutunarak toplumsal ve ahlaksal amaçlar üstünde durmuşlardır. Bunlardan özellikle Kabirpanthiler, 16.yüzyılda önce, yavaş yavaş ortak uygulamalara dönmüşler; sonra da önderleri Kabir’in etkisiyle kastlarla mezhepler arasında simgesiz, tiktanrıcılık temeline dayanan bir uzlaştırma kurmaya yönelmişlerdir. Kabir’de bulunduğu düşünülen sufi etkisi (gerçekte Müslümanlardan edindiği), bu seçmeci öğretinin, mezhebin ‘kurallar’ını düzenleyen sayısız dizesine yansımıştır.

Kısmen Kabîr hareketinden türeyen Sihler, kararsız ve değişken bir yapı göstermelerine karşın, Hinduizm’in sınırlarını aşmışlardır.

Sih Hareketi Lahorlu bir Pencabi olan Nânak (1469-1538) tarafından örgütlenmiş ve önemli ölçüde geliştirilmiştir. Mezhep, özel ritlerin bir kısmını hâlâ korur; Vedanta’nın kamutanrıcılığını, iman aşkını, guru ya da ‘ruhsal usta’ kültünü benimser. Büyük oranda ilahilerden oluşan edebiyatı, Kabîr ile İslâm bağnazlığının çifte etkisini yansıtır. Nânak’ı izleyen dokuz usta, mezhep ilahilerinin çeşitli bölümlerini litürjiye ilişkin parçalarla genişleterek tamamlamışlar ve Hindu dilinde yazılmış (Pencabi dilinde bölümler de vardır) geniş bir derleme olan Soylu Kitap (Granthi) adı altında toplamışlardır. Bu, Sihler’in kutsal kitabıdır.

Ancak, hareketin özgünlüğü dinsel olaylardan çok siyasal yöneliminden kaynaklanır. Bu yönelim doğrultusunda khalsa adıyla anılan yönetici, dine dayalı ve askeri bir kast kurulur: Olağan kültün yerini Granth kültü ve yiğitlik alır; Müslümanlar’a karşı sürekli bir savaş ilan edilir; mezhebe girişte bir tür vaftiz uygulaması başlatılır.

Bu, özellikle onuncu guru olan Govind (1675-1708) tarafından gerçekleştirilmiştir. Ardılı Banda (ölümü 1716), öylesine aşırılıkçı bir tutum izlemiştir ki, neredeyse bir dinden sapma eylemi başlatmıştır. Bölünmeler, alt kolların ortaya çıkışıyla sonuçlanmıştır. 18.yüzyıldan itibaren Sih hareketi dinden çok siyasal tarihi ilgilendirir. Resmi kült tümüyle ‘softa’ kalırken, başkaları gibi Gurudvaralar ya da Guru kapıları’nda da okumalar ve kutsal kitaptan şarkılarla birlikte Hindu gelenekleri yeniden uygulamaya konur, özel konutlarda tanrı imgeleri yeniden ortaya çıkar. Sihler’in, ruhsal ve güncel sorunları çözüme bağlayan bir konsilleri vardır.

Günümüzde de varlığını sürdüren mezhep Pencap’ta gelişme göstermiştir. 1947’de Hindistan ile Pakistan’ın ayrılması sırasında çıkan ayaklanmalarda şiddetli darbeler yemiş; ‘Altın Tapınak’ın kurulduğu, Sihler’in kutsal kenti Amritsar ağır biçime yıkıma uğramış ve Sih cemaati, Hindu ülkesinin her köşesine dağıtılmıştır.

Geri kalan Vişnucu mezheplerin ortak özelliği olarak iman aşkını benimsemiş birçok öteki mezhep gibi, belki de eski Bhagavatalar’la bir ilişkisi vardır. Öğreti bakımından Vedanta’nın bağımsız yorumlarını yapmışlardır.

Anılan mezheplerden en eskisi, kurucuları Madhva’nın adıyla anılan Madhvalar’dır. Bundan başka Kannaralı bilgin Anandatirtha (13.yüzyıl), dolaysız tanrı sezgisi yoluyla edinilen Esenlik kavramını ortaya atmıştır. Kurgu, Ramanuja’dakine yakın olmakla birlikte daha seçmecidir; burada öne sürülen sonsuz cehennem (Hindistan’da çok ender rastlanır), duyumsal mutluluk sağlayan cennet savı, özellikle dikkat çekmektedir. Felsefe yönünden ise, kusursuz bir ikicilik örneği oluşturur: Karşısında, hem her yerde hazır olan Vişnu bulunur hem de ruhlar ve madde. Mezhebin çilecileri Çankaracı yöntemleri uygularlar.

Güneyde hâlâ varlığını sürdüren öğreti, halk katmanlarına oranla aydın kesimde daha çok yandaş bulmuştur. Güneyde, aynı adı taşıyan usta tarafından 13.yüzyılda kurulduğu sanılan Vişnusvaminler, Madhvalara yakın bir anlayışın temsilcisidirler. Ancak mezhep, 15.yüzyılda Vallabha adlı bir Telugu bilgininin örgütlediği Vallabhalar ya da Vallabhacaryalar arasında eriyip gitmişlerdir. Vallabha, felsefe alanında, dünyanın, Mutlak’taki bir iç değişim ile ortaya çıktığını benimseyen ‘saf’ ikici olmayan anlayışa geri dönmüştür. Geliştirdiği iman aşkı kuramında, Esenliğe ulaşmak için iki yol bulunduğunu öne sürer. Sınır denilen yol kişisel çaba gerektirir, ‘gelişme’ ise tümüyle tanrısal lütfa bağlıdır. Krişna’ya yönelmiş kültte tanrının kendisi kadar, mezhebin gurusuna, ruhsal önderine de tapınılır. Çünkü o, tanrı-çoban Krişna ile özdeştir; kurucusunun erkek soyundan geldiği için, anılan sanı kalıtsal yoldan taşıma hakkına sahiptir. Bu durum yakın dönemde (18.yy.) yozlaşmalara, hatta erotik skandallara yol açmışsa da, mezhebin yayılmasını önleyememiştir.

13.yüzyılın en katıksız ve saf hareketini Nimbarkalar ya da Nimanandiler ortaya koymuştur. Mezhep, bir başka Vedanta bilgini, ‘ikici olmayan ikicilik’ ya da başka bir deyişle ‘farksız fark’ yandaşı Nimbarka tarafından örgütlenmiştir. Nimbarka, tek olan Mutlak ile çok olan nesneler arasında bir eşgüdüm oluşturmaya çalışmıştır. Öğreti, Bhaskara’nın (9-10.yy.) son çözümlemesinden doğmuştur. Nimbarkalar, dinin uygulanması ve mezhep örgütlenmesi gibi konularda, Ramanuja’dan sonraki Çrivaişnavalar’a yaklaşır. Bugün bile, Mathura bölgesinde (Krişna’nın anayurdu ve bazı yerlerde yaşayan, çok sayıda Nimbarka yandaşı vardır.

Orta dönem Vişnuculuğunun en ünlü adlarından biri Bengalli Caitanya’dır (1485-1533). Pek varlık gösteremediği yazılı etkinliğinden çok havari ve kâhin tipindeki kişiliği ile inancı yönünden dakkit çekmiştir. Hareket, ilk yandaşları tarafından mezhep haline getirilmiştir.

Özellikle altı usta (gosvaminler), imanın tüm alanlarını kapsayan, Sanskrit dilinde zengin bir edebiyat oluşturmuşlardır. Bu edebiyatta, Radha kültüne bağlı Krişna kültü, tüm görkemiyle kendini gösterir. Caitanya, ölümünden sonra Krişna olarak tanrılaştırılmıştır. Manastırlar ve tapınaklar gosvaminler soyundan gelenlerce yönetilir. Ritüel, Bengali ya da Hindu dilinde söylenen övgü ilahilerine dayanır; birçok uygulama, Vişnuculuğun tasarladığından daha gelişmiş düzeydedir.

Temeli çakti olan bir kozmogoniyi çevrelemiş ve edebiyat örneklerinden esinlenmiş inanç ilkesi, çoğu zaman doruk biçimlere ulaşan iman aşkıdır. Süreç içinde Çankara’nın mezhepçi olmayan Vedantası’nın etkisinde kaldığı görülen Caitanyacılık, en çok Bengal topraklarında yayılmıştır. Mezhep, 19.yüzyılda yeniden bir canlanma hareketi yaşamış;  Caitanya yandaşlarının atılımı, Sahajiyalar’da billurlaşan bir tür tantracılığa hız kazandırmıştır. Sahajiyalar tüm dini, erişilmez bir kadına duyulan sonuçsuz aşka benzer bir tanrı aşkında özetlemişlerdir. Ancak, uygulamalarda bazı yozlaşmalar görülmüştür.”

(Hinduizm, Louis, Renou)

 

 

Nors Mitolojisi

Geniş omuzlu, adeleli tanrıları ve balık etli tanrıçalarıyla İskandinav ve Germen kavimlerinin eski Nors dini, kesinlikle çok ilginç bir yaratılış miti. Norse bilimine göre Dünya (Midgard) var olmadan önce, ateş kılıcını kullanan Surt tarafından korunan korla kaplı Muspell; büyük bir boşluk olan Ginnunagagap ve buzlarla kaplı Niflheim vardı. Niflheim’ın soğuğu Muspell’in alevlerine dokunduğunda buzların çözülmesiyle dev Ymir ve büyük inek Audhumla ortaya çıktı. Sonra, inek, tanrı Bor ve karısını yalayarak hayata döndürdü. Çift’in Buri adlı bir çocuğu oldu. Buri’nin ise üç oğlu oldu: Odin, Vili ve Ve. Oğullar kalkıp Ymir’i öldürdü. Ymir’in etinden Dünya; kemiklerinden dağlar; saçından ağaçlar; kanından ise nehir ve denizler yaratıldı. Ymir’in içi oyulmuş kafatasından tanrılar yıldızlı cenneti yarattı

Perslerin dini, Zoroastrianizm

Pers bölgesinin Bundahişn’i, tanrı Ahura Mazda tarafından yaratılan dünyayı anlatıyor. Dağ Alburz, gökyüzüne değene kadar 800 yıl büyüdü. Göğe dokunduğu noktadan yağmur yağmaya başlayınca Vourukaşa denizi ve iyi büyük nehir meydana geldi. İlk hayvan olan beyaz bir boğa Veh Rod nehrinin kenarında yaşıyordu fakat kötü ruh Angra Mainyu onu öldürdü. Boğanın spermleri aya taşındı ve birçok hayvan ve bitki yaratıldı. Nehrin diğer kıyısında güneş gibi parlayan ilk adam Gayomard yaşıyordu. Angra Mainyu onu da öldürdü. Güneş, spermlerini 40 yıl arıttı ve onlardan revent bitkisi filizlendi. Bu bitki ilk ölümlüler Maşya ve Maşyanag’a dönüştü. Angra Mainyu, onları öldürmek yerine kendine tapmaları için kandırdı. 50 yıl sonra ikiz çocuk dünyaya getirdiler ama günahlarının borcu olarak çocukları yediler. Uzun bir zaman sonra yine ikiz çocukları dünyaya geldi; onlardan da bütün insanlar (özellikle de Persler) meydana geldi.

Babil’in nehirlerinin kıyısında

 Babil yaratılış miti Enuma Elish, su tanrıları Apsu ve Tiamat ile başlar ve daha genç Ea ve erkek kardeşleri gibi birçok tanrının yaratılışını anlatır. Fakat bu genç tanrılar o kadar çok gürültü yapar ki Apsu ve Tiamat uyuyamazlar. Apsu onları öldürme planları yapar ama Ea hızlı davranıp Apsu’yu öldürür. Tiamat öç almak için aralarında çılgın köpek ve akrep adamın da bulunduğu birçok canavar yaratır. Ea ve tanrıça Damkina kendilerini koruması için , dört gözü, dört kulağı olan dev tanrı Marduk’u yaratır. Marduk, Tiamat ile dövüşürken rüzgarları silah olarak kullanır ve Tiamat’ın boğazına kötü bir rüzgar fırlatır; sonra da kalbine ok saplayarak öldürür. Marduk, Tiamati’nin vücudunu ortadan ikiye böler ve yeri ve gökleri yaratmak için kullanır. Daha sonra tarım gibi tanrıların yapmak istemediği işleri yapmaları için insanı yaratır.

 

Eski Mısır ruhları

 

 Eski Mısırlıların birçok yaratılış miti vardı. Her şey Nu’nun kıvrılarak dönen çılgın suyuyla başlar. Atum önce kendini yaratır sonra da bir dağı. Yoksa duracağı bir yer olmazdı. Atum’un cinsiyeti yoktur ve her şeyi gören bir göze sahiptir. Atum, bir oğul sıçratır. Bu hava tanrısı Shu’dur. Atum sonra bir kız kusar. Bu da nem ve bulutların tanrıçası Tefnut’tur. İkisinin görevi kargaşadan düzen yaratmaktır. Shu ve Tefnut, dünya Geb ve gök Nut’a can verir. Başlangıçta ikisi de birbirine sarmalanmış olsa da Geb Nut’u yukarıya kaldırır. Yavaş yavaş dünyada düzen hüküm sürmeye başlar ama Shu ve Tefnut geri kalan karanlıkta kaybolur. Atum herşeyi gören gözünü çıkarır ve onları aramaya yollar. Shu ve Tefnut gözün sayesinde geri döndüğünde Atum sevinçten ağlar. Gözyaşlarının dünyaya değdiği yerde insan meydana gelir.

Astekler

 

 Asteklerin anası Coatlicue, insan kalp ve ellerinden kolyesi ve yılanlarda eteğiyle çok ürkütücü. Hikayeye göre, Coatlicue obsidiyen bir bıçak tarafından hamile bırakılıyor ve ay tanrıçası olan Coyolxauhqui’yi ve güney semalarında yıldız olacak 400 erkek çocuğu dünyaya getiriyor. Daha sonra, gökten türlerden yapılmış bir top düşüyor. Bunu bulup kemerine bağlayan Coatlicue yine hamile kalıyor. Coyolxauhqui ve kardeşleri, çocuğun kimden olduğunu bilmedikleri için çok şaşırıp kızıyor. Fakat Coatlique’nin karnındaki savaş ve güneş tanrısı Huitzilopochtli annesinin rahminden tamamen büyümüş ve silahlı bir halde çıkıyor. Huitzilopochtli Coyolxauhqui’yi ateşten bir yılan yardımıyla öldürüp kafasını gökyüzüne fırlatıyor. Coyolxauhqui orada aya dönüşüyor.

 

Orta Krallık Çin

 

 

 Karşıt güçler yin ve yang’ı içeren bir kozmik yumurta zamansız boşlukta yüzer. Bir kuluçka süresinden sonra ilk varlık olan Pan-gu ortaya çıkar. Yumurtanın ağır kısım yin aşağıya çökerek toprağı oluştururken hafif kısım yang ise yukarı çıkıp havayı meydana getirir. Kısımların yeniden oluşmasından korkan Pan-gu dünyanın üzerinde durup göğü havaya kaldırır. 18 bin yıl boyunca her gün 300cm büyüyerek gökyüzünü de genişletir. Görevi sona erince de ölür. Vücudunun parçaları evrendeki cisimlere dönüşür. Bazıları üzerindeki bitlerin insana dönüştüğünü söyler. Fakat bir başka açıklama da mevcut. Tanrıça Nuwa yalnızdır ve Sarı Nehir’deki çamurdan erkeği yaratır. İlk insanlar onu çok neşelendirir fakat insan yapmak uzun sürer. Bu yüzden dünyaya toprak zerreleri atar ve bu zerreler insan olur. Bu acelece yapılan insanlar halkı oluştururken ilk yaptıkları asilleri oluşturur

 

Ada ülkesi Japonya

 Tanrılar iki ilahi kardeş yarattılar: eski bir okyanusun üzerinde yüzen bir köprüde duran erkek kardeş İzanagi ve kız kardeş İzanami. İzinagi ve İzinami ilk adaya çıktılar ve orada evlendiler. Çiftin dört sakat çocuğu oldu. Tanrılar bunu protokolün ihlal edilmesine yordular. Evlilik ritüelinde ilk İzanami konuştu. Evlilik törenin doğru bir şekilde tekrarlayan çift ilişkiye girdi ve Japonya adası ile diğer tanrı ve tanrıçaları yarattılar. Fakat İzanami, ateş tanrısı Kagutsuchi-no-Kami’nin doğumunda öldü. Çok üzülen İzanagi onu ölülerin bölgesi Yomi’ye kadar takip etti. İzanagi İzanami’nin çürüyen bedenini gördüğünde çok korktu ve kaçtı. Öfkelenen İzanami diğer korkunç kadınlarla birlikte onun peşine düştü. Yomi’nin girişinden kaçan İzanagi girişi kayayla kapattı. Böylece ölümü yaşamdan sonsuza kadar ayırmış oldu.

Hint Kozmolojisinin Brahma’yla randevusu

 

 Hint kozmolojisi birçok yaratılış miti içeriyor ve yüzyıllar boyunca asıl oyuncular sürekli değişiyor. En eski Vedik metninde Rig Veda, Puruşa adında bin kafalı, gözlü ve ayaklı bir devi anlatıyor. Pruşa parmaklarıyla dünyayı sarıyor. Tanrılar Pruşa’yı kurban edince vücudu yağ üretiyor. Bu yağdan hayvanlar doğuyor. Vücudunun parçaları dünyanın elementlerine ve Agni, Vayu ve İndra tanrıçarına dönüşüyor. Aynı zamanda Hindu toplumunun dört kastı Pruşa’nın bedeninden var oluyor: rahipler, savaşçılar, halk ve hizmetkarlar. Tarihsel olarak Brahma (yaratan), Vişnu (koruyan) ve Şiva (mahveden) önem kazandı. Brahm, uyuyan Vişnu’nun karnından çıkan nilüferde ortaya çıkıyor. Brahma daha sonra 4.32 milyar yılda evreni yaratıyor. Şiva evreni yok ediyor ve döngü böyle devam ediyor

 

 

Titanlar

 

Eski yunan şairleri çeşitli kozmogoniler öne sürdü. Bunlardan en iyi korunmuş olanı Hesiod’un Teogoni’si. Teogoniye göre ilksel kaostan Gaia (toprak ana)’nın da içinde bulunduğu en eski ilahi güçler çıktı. Gaia gökyüzü Uranüs’ü kendini sarması için yarattı. Hekatonşir (50 kafalı, 100 elli canavar), Cyclopes gibi bir çok yaratıktan oluşan bir ekip kurdular. Sonrada Titanlar meydana geldi. Uranüs kendi çocuklarından nefret ederek onları Tartarus’a hapsetti. Öfkelenen Gaia devasa bir orak yapıp en küçük oğlu Kronus’a verdi. Uranüs Gaia ile ilişkiye girmek için geldiğinde Kronus belirdi ve babasının cinsel organlarını kesti. Uranüs’ün cinsel organlarının yayıldığı yerlerden canavarlar ve devler çıktı. Testislerinin yayılmasıyla meydana gelen deniz köpüğünden tanrıça Afrodit doğdu. Daha sonra, Kronus, Zeus ve Olimpiyanlar’dan oluşan ikinci nesil tanrılara babalık etti

 

Musevi-Hristiyan ve İslam İnançlarının doğuşu

 

 Yahudi Torah ve Hristiyan İncil’in ilk kitabı olan Cenesis/Genesis iki yaratılış hikayesi barındırır. Bunların ikisi de Musevi, Hristiyan ve İslami inançlarda dünyanın yaratılışı olarak kabul edilir. İlkinde Tanrı “Işık olsun,” der, ışık meydana gelir. Altıncı günde Tanrı gökyüzünü, toprağı, bitkileri, ayı, güneşi, hayvanları ve insanları yaratır. Yedinci günde Tanrı dinlenir ve yarattıklarını düşünür.


İkinci hikayede Tanrı ilk insan Adem’i topraktan yaratır, cennete/bahçeye koyar ve yasak ağaçtan elma yememesini öğütler. Adem yalnızdır. Tanrı Adem’in kaburga kemiğinden Havva’yı yaratır. Konuşan bir yılan Havva’yı elmayı yemesi için ikna eder, Havva da Adem’i. Tanrı öğrendiğinde onları cennetten kovar ve ölümlü yapar.

 

 

Sayın okurlarımız  yukarıda kısa bilgilerle izah edilen  10 Kozmoloji hikayesi   http://www.livescience.com  sitesinden  Eğitimux.com sitesi tarafından tercüme edilmiştir.  Bizde alıntımızı bu siteden hoşgörülerine sığınarak sizi bilgilendirmek için yaptık  Kendilerine teşekkür ederiz.

http://egitimux.com/

 

 

Sayın okurlarımız sizlere bu sayımızda da  Tarihte ve bugün dünyamızda yaşamakta olan ırklardan ve inançlardan  bazılarının  yaratılış  Kozmolojilerini naklettik .

 

Önümüzdeki  sayımızda  bu kozmolojilerle  halen dünya biliminin kabul ettiği  kozmoloji arasında bir değerlendirme yapıp kararı sizlere bırakacağız

 

Bizle iletişim kurmak için  memorandum.evrsir@gmail.com veya   burzsan@gmail.com   sitesine mail gönderebilirsiniz