İnsanın ATASI – Maymun’mu?

Pdf

Yaşamın Kökeni ve Evrim.pdf
Evrim Felsefe Tanrı.pdf
Evrim Teorisi Tanrının İnancı.pdf

 

 

Video

İnsanın Evrimi
Evrim Teorisi - Ergi Deniz Özsoy, Hasan Aydın, Ender Helvacıoğlu
Evrim Teorisi Neden Allah'ın Yaratmasına Aykırı Değildir?
Adem (as) Kimdir - İlk Genetik Potansiyel Atamız Kimdir- Y Kromozom

 

     Yayın Tarihi: 01.05.2018

 

Darwin ve Evrim Teorisi

 

 

 

 

Kaynakça:

Prof.Dr.Ali Demirsoy; Yaşamın Temel Kuralları

 http://www.sozkimin.com/a/1801-ali-demirsoy-kimdir-sozleri-ve-hayati.html

linki  tıklayın

 

Tarihi geriye sararsak, özellikle on beşinci yüzyıldan on sekizinci yüzyılın sonuna kadar, çok az sayıda bilimsel araştırma gerçekleştirildiğini görüyoruz. Ama, on dokuzuncu yüzyıl, bilim alanında altınçağı açtı. Bu devrede, doğa bilimcilerin çoğu, gezilere dayanarak çalışmalarını sürdürdüler. Genç bir bilim adamı olan Darwin de Evrim Kuramının temel taşlarını bu şekilde yerleştirmeye başladı.

 

Charles Darwin, 1809 yılında İngiltere’de doğdu. Babası onu on altı yaşında Edinburgh Üniversitesine gönderdi. Burada başladığı tıp ve daha sonra devam ettiği hukuk öğrenimini gereksiz bularak yarıda kesti. Ardından Cambridge Üniversitesine bağlı bir kolejde teoloji (dini bilimler) öğrenimi gördü. Fakat aklı, bilim çevresindeydi. O arada tanıştığı Botanikçi John Henslow’un önerisiyle, İngiliz Deniz Kuvvetleri için, dünya çevresinde harita yapmakla görevlendirilen gemiyle beş sene sürecek bir geziye çıkmaya karar verdi. Gemi,1831 yılında denize açıldı.

 

Gezi sırasında fosiller topladı, jeolojik katmanları inceledi, sayısız gözlemler yaptı. Arjantin’in Paspas denilen bölgelerinde soyu tükenmiş birçok hayvan nesli buldu. Jeolojik katmanların bünyesindeki fosillerin değişimini dikkatle izledi ve hayvan türlerinin değişik ortamlara yaptıkları uyumları saptadı.

 

Onun, canlıların yavaş yavaş değişmesine ilişkin düşüncesi, kendisi gibi bir bilim adamı olan ALFRED RUSSEL WALLACE’nin teorisine uygun düşmüştü.Ortak görüşleri şöyleydi: “Bütün canlılar bulundukları ortamdaki sayılarını muhafaza edecek matematiksel düzeylerin üzerinde üreme eğilimindedir. Doğal koşulların sabit kalabilmesi, yani ‘denge unsuru’nun oluşturulabilmesi için fazlalık, elimine edilir. Canlı populasyonların(1) hepsi mutasyon gösterir.”

 

Büyük baskılar sonunda, Wallace ile birlikte görüşlerinin yayımlanmasını kabul etti. Kısaltılmış adıyla “Origin Of Species” (Türlerin Kökeni) isimli bu kitap, ilk günde tüketildi.

 

Çalışmalarına aralıksız devam etti. İnsanın evrimi ile ilgili düşünceleri “Descent of man selection in relation sex” (İnsanın oluşumu ve Eşeye bağlı seçilim) adlı eseriyle yayımlandı. Darwin bu teorisinde, önceki inançlarda, özellikle mistisizm alanında benimsenen kalıpçı ve tamamen hayal mahsulü olan “Özel yaradılış”düşüncesini reddediyor, diğer memelilerin fizyolojik yapılarında olduğu gibi varoluşun evrimsel yasalara bağlı olduğunu savunuyordu.

 

Yerleşik inanış ve önyargıların aksine, Evrim Modeli, maden, nebat, hayvan ve insan dizilimiyle oluşmuştu. Çünkü, gerek jeoloji(2) ve paleontolojide(3) gerek embriyoloji(4) ya da karşılaştırmalı anatomide(5) birçok aşamada görüldüğü gibi, bir anda yaratılmanın olanaksızlığı ortaya konmuştu. Darwin,tepki almamak için “Tanrısal yaratılış”ile ilgili düşüncelerini kitabının son kısımlarına monte etti.

 

Zira ; insanlık tarihinin ilk dönemlerinden beri uygulanmakta olan eğitim yöntemleri, katı mistik inançların etkisi, ayrıca insanın kalıtsal yapısı, yeniliklere kapalı ve itirazcı olunmasına yol açmıştır.

Günümüzde bile, gelişen bilim ve teknolojinin birtakım varsayımları devre dışı bırakmasına karşın,Evrim Kuramına tepkiler devam etmektedir.

 

Oysa mistisizm, gerçek yönüyle insan ismiyle işaret edilen ‘hücresel beden’ sahibi varlığın, insansı adıyla anıldığını, ona kendinden özellikler yükleyerek bir anlamda mutasyon oluşturduğunu haber

 veriyordu...

Bize göre Darwin’in tek eksikliği, Lamarck’ın “Organizmanın kendinde ve davranışlarındaki değişimler, çevredeki değişikliklerin sonucudur” görüşüne karşı, “Dış dünyanın işlemekte olan kendi yasaları ve

kendi mekanizmaları vardır” derken, birimlerin hücre genetiğinde oluşan mutasyonda ve çevresel faktörlerin değişiminde Astrolojik tesirlerin varlığını hissetmemiş olmasıdır.

Düşünen beyinler arasında pek az bilim adamı Charles DARWIN kadar tepki çekmiştir. Yaşadığı dönemde, “Maymunla akrabalık bağın annen tarafından mı, baban tarafından mı?” diye alaya alınmıştı.

 

Ama, Newton yerçekimi ilkesiyle, devinim yasalarında nasıl yerini almışsa, Darwin de, insanın, ottan çiçeğe, amipten maymuna uzanan, organik dünyanın bir parçası olduğunu göstermiştir.

Onun fikirleri “Evrim Teorisi” adı altında, Tanrı’nın varlığına yer vermemekte, bir bakıma Mutlak Yaratıcı Gücün, varlığın özünde olduğunu kanıtlamaktadır.

 

Bugün insanlık alemi saygıyla önünde eğiliyor.

Aslında hep böyle olmuştur.

Araştırmaları, atılımcı görüşleri, sentezleri ile Darwin mükemmele yaklaşmıştır..

 

Kaynakça

Prof.Dr.Ali Demirsoy; Yaşamın Temel Kuralları

Mini Sözlük

(1) Populasyon : Topluluk

(2) Jeoloji : Yer bilimi

(3) Paleontoloji : Jeolojik devirlerde, yeryüzündeyaşamış varlıkları inceleyen bilim dalı

(4) Embriyoloji : Döllenmiş yumurtanın gelişim evrelerini inceleyen bilim dalı

(5) Anatomi : İnsan, hayvan ve bitkilerin yapısını,organların birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim

 

 

 

 

Evrim Teorisi Nedir?

   

 

PROF. DR. CEMAL YILDIRIM TARAFINDAN YAZILDI.

 

| 09 AĞUSTOS 2013 EVRIM TEORISI

 

http://www.biyografya.com/biyografi/1508

linki tıklayınız

Cemal Yıldırım (d. 1925, ö. Mart 2009), Türk mantık ve felsefe profesörü. 80'li yıllardan beri Türkiye'de bilimsel felsefe akımının ve bilim felsefesinin önde gelen isimlerindendir.[1] 1928 yılında Diyarbakır’ın

Kulp ilçesinde dünyaya geldi.Ünlü din bilginlerinden müfessir, fâkih ve müftü Celal Yıldırım'ın kardeşidir.Eğitim hayatına köy enstitüsünde başladı. ABD'de IndianaÜniversitesi'nde eğitim felsefesi ve bilim felsefesi alanlarında doktora yaptı.Profesör Cemal Yıldırım, 84 yaşında vefat etti. Cenazesi 23 Mart 2009 Pazartesi günü Altınoluk'ta toprağa verildi.

 

Evrim düşüncesini değil ama geçerliliğini bugün de sürdüren evrim kuramını Charles Darwin (1809 - 1882)'e borçluyuz. Fizik ve astronomide Galileo ile Newton'un yeri ne ise Darwin'in biyolojideki konumu

odur. Kısaca demek gerekirse, Darwin'in evrim kuramı birbirini tamamlayan iki öğe içermektedir: Canlı dünyada değişik biçim ve türlerin ortak bir kökten kaynaklanarak geliştiği; (2) Canlılar arasında «yaşam

savaşımı» ve «en uyumlunun ayıklanmaktan kurtulması» diye dile getirilen evrimin gerçekleşme düzeneği. Ayrıntılı açıklamayı ileriki bölümlere bırakarak, şimdi genel bir belirlemeyle yetineceğiz.

 

Darwin canlıların ortak bir kökten kaynaklandığı savını ilk ortaya atan kişi olmamakla birlikte, bu savı doğrulayan çok sayıda değişik gözlemsel kanıt ortaya koymuştur. Böylece söz konusu sav salt bir

 tahmin ya da hipotez olmaktan çıkmış, bilimsel bir önerme niteliği kazanmıştır. İkinci noktaya gelince, evrim sürecinin düzeneğini oluşturan «doğal seleksiyon» ilkesi Darwin'in asıl önemli katkısı olarak

bilinir. Doğal seleksiyonun anlamı nedir, nasıl işlemektedir?

 

Tüm gözlemler canlıların (bitkiler ve hayvanlar) doğanın besleyemeyeceği sayı ve hızda çoğaldığını göstermektedir. Öyle ki, her kuşakta bireylerin pek çoğu erginlik çağına ulaşmadan yok olmaktan

kurtulamaz. Bir türdeki bireylerden hangilerinin yaşamı sürdüreceği, hangilerinin yok olup gideceği nasıl belirlenmektedir? Canlılar dünyasında bir eleme düzeneği işlemektedir. Bu elemede rastlantı ya da şansın rolü yok değildir. Ama asıl neden bireysel farklar (kalıtsal varyasyonlar) ve bu farkların çevresel koşullara uyum sağlamadaki rolüdür, denebilir. Canlılar aynı türden de olsalar birbirlerinden çeşitli yönlerden farklılıklar gösterir. Hatta aynı ana -babadan olan kardeşler arasında bile gözlenebilir farklar vardır. Belli bir çevrede aynı türden olan ama özelliklerinde az ya da çok farklar gösteren bireyler sınırlı olanaklar için yarışmak, yaşam savaşımı vermek zorundadırlar. Bu savaşımda çevre koşullarına uyum kurma (adaptasyon) bakımından özellikleri daha elverişli olanların üstünlük sağlaması, diğerlerinin yenik düşüp elenmesi kaçınılmazdır. Sözgelimi, görecel olarak daha hızlı koşan tavşan ve geyiklerin düşmandan kurtulma, daha çevik kedilerin avlarını yakalama, aslan ve kaplanlardan daha güçlü olanların çiftleşip döl verme, boynu daha uzun zürafaların beslenme olanakları daha fazladır kuşkusuz. Milyonlarca yıllık süreler düşünüldüğünde yaşam savaşımı veren birey veya toplulukların özelliklerindeki farkların nasıl yeni ya da daha gelişmiş türlere yol açtığı kolayca anlaşılır. Darwin canlıların kalıtsal olan özellikleri arasındaki farkları işleyen doğal seleksiyon düzeneğinin amipten insana uzanan evrim sürecini yeterince açıkladığı inancındaydı. Ne var ki, doğal seleksiyon kimi yönleriyle ne ilk ortaya atıldığında ne de bugün tartışma konusu olmaktan kurtulamamıştır. Teologlar bir yana, kimi biyologların da evrimi açıklamada bu düzeneği yeterince doyurucu bulmadıklarını biliyoruz.

 

Evrim bir amaca yönelik midir?

 

Normal olarak evrim uyum sağlayıcı bir süreçtir. Evrimle oluşan organizmaların çevrelerine ve yaşam koşullarına, çoğu kez inanılmaz bir incelik ve beceriyle uyum sağladıklarını biliyoruz. Görünüre bakılırsa, uyum kurma amaçlı bir davranıştır. Ancak modern biyolojinin en parlak başarılarından biri uyum olayında yansıyan erekliliğin yalnızca görünürde kalan bir izlenim olduğunu ortaya koymuş olmasıdır. Hatta buna, antropomorfik bir yanılgı da diyebiliriz. Evrim kuramı uyumun, varyasyonun ve varyasyonun yol açtığı doğal seleksiyonun otomatik bir sonucu olduğu tezini içermektedir. 17. yüzyıla gelinceye dek bilimsel çevrelerde bile göksel cisimlerin Tanrısal bir düzen ve güdüme bağlı olarak devindiklerine inanılmaktaydı. Oysa astronomi ve fizik alanlarındaki ilerlemeler, aynı düzenin mekanik yasalar çerçevesinde açıklanabileceğini göstermiş, doğal olayların doğaüstü güçlere başvurularak açıklanmasının gereksizliğini ortaya koymuştur.

 

Canlılarla yaşam çevreleri arasındaki uyum da bizi yanıltmamalıdır. İlk bakışta belli bir plan ya da amacı yansıtır görünen uyum aslında uzun süreli doğal bir ayıklanmanın, yaşam savaşımında başarılı

bireylerin çoğalmasına olanak veren bir düzeneğin (doğal seleksiyonun) ürünüdür. Doğadaki düzen, doğal süreçlerin oluşturduğu bir dengedir; bilim, doğa dışı nedenler aramaz.

 

Evrim raslantı varyasyonlarla açıklanabilir mi?

 

Kuşkusuz evrim kuramının bugün bile çeşitli noktalarda yetersizliği gösterilebilir. Bilindiği gibi, «canlı» dediğimiz organizma değişik işlevli organlarıyla koordine edilmiş bir bütündür. Bir parçasında oluşan bir

aksaklık organizmanın tümünün işleyişini etkiler. Örneğin, görme işlevine ilişkin yapılaşmayı alalım. Görmek için çok sayıda düzeneğin işbirliğine ihtiyaç vardır: göz ve gözün iç düzeneklerinin yanı sıra

beyindeki özel merkezlerle göz arasındaki bağıntılardan söz edilebilir. Bu karmaşık yapılaşma nasıl oluşmuştur?

Biyologlara göre evrim sürecinde, gözün oluşumunda ilk adım kimi ilkel canlılarda deri üzerinde ışığa duyarlı küçük bir bölümün belirmesiyle atılmıştır. Ancak doğal seleksiyonda bu kadarcık bir oluşumun

 kendi başına canlıya sağladığı avantaj ne olabilir? Öyle bir oluşumla birlikte beyinde görsel merkez ile ona bağlı sinir ağının da kurulması gerekir. Oldukça karmaşık olan bu birbirine bağlı düzenekler

kurulmadıkça «görme» dediğimiz olayın ortaya çıkması beklenemez. Darwin varyasyonların rasgele ortaya çıktığı inanandaydı. Öyle olsaydı, görmenin gerektirdiği o kadar çok sayıda varyasyonun

organizmanın değişik yerlerinde aynı zamanda oluşup uyum kurması gizemli bir bilmeceye dönüşmez miydi? Bu güçlüğü Darwinciler iki yoldan açıklamayı denemişlerdir: İlkin organizmadaki bir değişikliğin

herhangi bir noktada sınırlı kalmadığı, organizmanın tümünü etkilediği savına başvurulmaktadır. Darwin «korelasyon ilkesi» dediği bu savı kimi örneklerle desteklemeye çalışmıştır. Örneklerden biri mavi gözlü beyaz kedilerin sağır, tüysüz köpeklerin dişlerinin zayıf oluşudur. Ne var ki, kimi eleştiricilerin de belirttiği gibi, bu tür olaylar korelasyon ilkesini değil, olsa olsa birlikte giden değişiklikleri örneklemektedir.

 Tüyler ile dişlerin gelişimi aynı koşullara bağlıdır; birini aksatan nedenler diğerini de etkiler. Oysa görme için birbirini tamamlayıcı bir dizi değişikliklere ve bunların tam bir uyum ve eşgüdüm içinde

çalışmasına ihtiyaç vardır. Bu nedenle görmenin oluşmasını gelişi güzel varyasyonlardan yola çıkan doğal seleksiyonla açıklama yerine, belki de Darwincilerin kolayca içlerine sindiremeyecekleri içten gelen yönlendirici bir ihtiyaç ya da eğilime bağlamak daha yerinde olur. Böylece değişik düzeylerdeki organizmaların (örneğin, omurgalılar ile mollusc'ların) görme düzeneklerindeki raslantı sayılamayacak yakın benzerliği de açıklama olanağı doğmaktadır*. Sıradan bir mollusc olan Pecten'in gözünde bizimkinde olduğu gibi retina, kornea ve selüloz dokulu lens vardır. Şimdi evrim düzeyleri bu denli farklı iki türde bir  raslantıyı gerektiren bu yapılaşmayı salt doğal seleksiyonla nasıl açıklayabiliriz?

 

Bu soruyu soranlardan biri de Yaratıcı Evrim adlı kitabında Darwinciliğin mekanik anlayışına karşı çıkan filozof Henri Bergson'dur: Nasıl olur da sonsuz denecek kadar çok birtakım küçük varyasyonlar, eğer bu varyasyonlar salt raslantı ise, evrimin birbirinden bağımsız iki kolu üzerinde aynı planı izlesin? Evet, nasıl olur da tek tek alındığında hiçbir işe yaramayan birtakım varyasyonlar iki kolda da doğal seleksiyonla aynı sıra veya düzende korunarak biriktirilmiş olsun?

 

-          Darwinizm'in Tanımı

-           

   Modern Sentetik Teori: Darwin’in Evrim Kuramı ile Mendel’in kalıtım kuramını modern moleküler biyoloji ve matematiksel popülasyon genetiği ışığında birleştiren modern evrim kuramının adıdır. Modern

 sentezin ana katkısı kalıtımın ve dolayısıyla evrimin temel birimi olan genler üzerine yeni edinilen bilgilerle evrimin mekanizması, yani doğal seçilim arasındaki bağlantıyı kurmuş olmasıdır. Modern sentezin

dayandığı genel bulgular 1930 ve 40’larda ortaya çıkan ve bugün kısmen DNA kopyalanması sırasındaki hatalarla oluştuğu bilinen mutasyon ve rekombinasyondur. Bunların dışında modern sentez, gen

havuzunun genetik kayma ve gen akımı gibi mekanizmalarla değişime uğradığını ortaya koymuştur. Modern senteze göre, popülasyonlar çevresel nedenlerle (örneğin coğrafi engeller) birbirinden ayrıldığında

 türleşme meydana gelir(. Nature dergisi )

Diğerleri:

Sıçramalı Denge Teorisi (Punctuated Equilibrium)

Kladistizm (Cladistics)

Ortak Yaşam Teorisi (Mitokondri Teorisi)

Karmaşıklık Teorisi

Panspermia Hipotezi

Heteretrof Hipotezi

Ototrof Hipotezi

 

EVRİM TEORİSİNDE GÜNCEL GELİŞMELER

Bilimin, türlerin gelişimi ve evrimi hakkında bugün sahip olduğu bilgiler, bilimin çeşitli disiplinlerinden elde edilen verilerin birleştirilerek değerlendirilmesinden elde edilmektedir. Bu bulgular, türler çeşitliğinin

 nedenini evrime ve üreme, varyasyon, seçilim gibi bir dizi evrim faktörlerine dayandığını göstermektedir. Evrim hakkındaki konuşmalar ve yapılan bilimsel konferanslar bu faktörlerin ön koşulları ve detayları

çerçevesinde gerçekleşmektedir. Bu anlamda Evrim teorisi şu temeller üzerinde oturmaktadır:

  Evrim her zaman gerçekleşir

  Evrim tersine döndürülemez (Louise Dolla Kuralları). Bazı genetik yapılar veya özellikler sahip oldukları eski durumlarını kopyalama yoluyla günümüze eski halleriyle dönebilirler ama baz aldıkları

genler artık aynı yapıya sahip değillerdir.

  Evrimin son bir hedefi yoktur veya herhangi nihai bir amaca yönelik değildir.

  Evrim, eko sistemlerinden moleküler yapılarına kadar organizmaların tüm seviyelerinde çalışır

Çeşitli Evrim Teorileri aynı hipotezleri ortaya çıkarmıştır. Bu hipotezler;

  Bir türe ait olan bireyler ve fenotipler, daima birbirinden farklı derecelerde çevreye uyum gösterirler

  Evrim, canlıların özelliklerinin sadece kalıtsal olduğu durumlarda gerçekleşir. Diğer bir deyişle evrim, ebeveynler özelliklerini sonraki yavru kuşaklara aktardığında ve bu özellikler populasyonda

kalıcı olduğunda gerçekleşir

  Çevresel etmenlerin canlılar üzerinde devamlı süren etkileri sonucu, bazı organizmalar ve onların genetik planları da (genotipleri) seçilime uğrar. Bu genetik plan da bir türün bireylerinden oluşan

popülasyonda egemen olur. Yani zaman içinde Genotipler (genetik plan) ve Fenotipler (bireyler) değişim gösterir.

Theodosius Dobzhansky 1973’te bunu şöyle ifade etmiştir:

Nothing in Biology makes sense, except in the light of evolution” (Evrim ışığı olmaksızın biyolojide hiçbir şeyin anlamı yoktur)

Evrim Teorisinin 19. yüzyıldaki erken dönemlerinde, daha ziyade kalıtsal fenotipik özelliklerin nasıl korunduğu ve bu özelliklerin gelecek nesillere nasıl aktarıldığı konusunda bilimciler arasında fikir farklılıkları

 varken, bugün bilimciler bunun büyük ölçüde hücre çekirdeklerindeki genler ve mitokondriler üzerinden gerçekleştiğinde fikir birliği içindedirler. Ek olarak bu konuda annesel ve babasal efektler ve faktörler

hakkında da tartışılmaktadır. Bunun yanında uygun olan farklı fenotip özelliklerin çevrenin dışında da seçildikleri birden çok durumların ve mekan ya da yerlerin olduğu da bilinmektedir. Bu seçilimler mesela

 farklı genlerin birbirleriyle rekabet etmesi sonucu halihazırda genomlarda, bazı durumlarda gen ifadesinin transkripsiyondan sonra düzenlendiği gen ekspresyonlarında, yapısal kısıtlar nedeniyle embriyonik

gelişimde, av-avcı ilişkileri bağlamında veya popülasyondaki kültürel fenomenlerde olabilmektedir. Bu son konu araştırmaya dair güncel tartışmaların günümüzdeki odak noktasıdır

 

Levent Alper,

 https://evrimteorisionline.com/tag/levent-alper/

    linki tıklayıp ziyaret ediniz

KAYNAKÇA:

Introduction of Evolution” – Wikipedia

Evolution Mensch” – Rosemarie Benke-Bursian, Gondram Yayınları, Bindlach 2006

Evolution und Biologische Vielfalt” – Prof. Dr. Wilfried Probst, Bibliografisches İnstitut & F.A. Brockhaus, Mannheim 2008

“1oo Prüfungsfragen Abitur Biologie” – Prof. Dr. Wilfried Probst, Bibliografisches İnstitut AG, Mannheim 2009

BiologieKompaktwissen Oberstufe” – Walter Kleesattel, Cornelsen Verlag, Berlin 2007

Görseller: Prof. Dr. Battal Çıplak, Akdeniz Üniversitesi, Fen ve Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Antalya

Yukarıdaki makale hakkında forum alanındaki güncel tartışmalara katılmak için tıklayın: