Pdf

Presokratik filozoflarda arkhe sorunu.pdf
İbnul Arabi zaman ve kozmoloji.pdf
Evrenin oluşumu.pdf
Gılgamış Destanı.pdf
Yaratilis Mitolojileri.pdf
Ön Türk kozmolojisi.pdf
Altay destanları kozmoloji.pdf

 

Video

Okan Bayülgen Sunar - Kur'an ve Kozmoloji
Kainatın Yaratılışı ve Sırları Türkçe Belgesel İzle
Yaratılış İnancının Sümer'deki Kökeni (Sesli Kitap)
Kuran, Tevrat ve İncilin Sümer'deki Kökeni
Büyük Anunnaki İmparatorluğu - Türkçe

 

 

Yayın Tarihi: 01.08.2018

 

 

Yazan :Editör  Burhan Zihni SANUS

 

Kozmolojiler ( Yaradılış Efsaneleri ) ve Tanrının Tanımı

 

Sayın Okurlarımız Şu an Canlının Oluşumu Dizimiz 24 sayımızda başlayıp 40 sayımıza kadar devam eden büyük bir yazı serisidir.  Bu yazı dizimizde  elimizden geldiği muhtelif güvenilir kaynaklardan istifade ederek sizlere hurafe ve yanlış bilgilerden arınmış bir şekilde Evrenin - Gezegenimizin ve Canlının oluşumunu değişik efsane ve teorilere göre izah etmeye çalıştık.

 

Bu arada yine Gezegenimizde insan varlığının  ilk günlerinden beri yaşamış inançların, felsefelerin ve dinlerin öne sürdükleri kozmolojileri ( yaradılış efsanelerini ) ve bunun yanında 19 asrın sonlarında başlayıp 20 ve 21 asırda daha fazla taraftar bulup dünyamızda yaşamakta olan  önemli bir insan kitlesinin kabul ettiği bilimsel  Kozmolojiyi de ( Big Bang Teorisi ve Darwin Teorisini ) izah ettik.

 

Bu dizinin son sayfasında sizlere bir kere daha kısa bir şekilde bu kozmolojilerden bahs edeceğiz ve en sonunda sizleri kendi kararınızla baş başa bırakacağız.

 

Bu bir bilgisayar montajı değil Evrenin doğuşunun fotoğrafıdır.

 

 

Yukarıdaki resim 2004 senesinin Ocak ayında  Nasa tarafından çekilmiş ve aynı senenin Mart ayında abonelerine dağıtılmıştır. Bu resim bugünden 13,7 milyar sene evvel Big bang patlamasından 200 000 sene sonrasında evrenin doğuşunu  göstermektedir. Huble teleskopu sayesinde bir bakıma tarihin yani geçmişin resmi çekilmiştir.

Daha o zamanlar bizim dünyamızın ve Güneş sisteminin oluşmasına 9 milyar sene vardır.

 

 

 

 

BİLİMSEL TEORİ.:   Bu teori teknik ve bilimsel terimler ihtiva etmektedir .

 

Bundan tahminen  13 .7 milyar sene evvel   ( 13.7 Ga) içinde bulunduğumuz bu evren atom çekirdeği büyüklüğüne sıkışmış bir kitleydi . Bu yaradılıştan evvel var olan ve zaman ile mekanın bulunmadığı bir teklikti.

 

         Zaman 0      - Big bang ilk patlama : Bugünden 13.7 milyar sene evvel Kainatın kabul edilen doğuş zamanıdır; zira bize gelen en eski ve uzak  ışık evrende 13.7 milyar  sene bir zaman kat edip  bize  ulaşıyor ( yukarıdaki resim)

         Zaman 10 –43 s süper kuvvet devri  ( ilk patlamadan yani sıfır zamandan;  bir saniyenin 1 arkasında 43 adet sıfır kadar küçük bir  zaman sonrası)  Büyük birleşme devri : Quantum  (kuantum) teorisine göre Tabiatın dört kuvveti olan / kuvvetli nükleer / zayıf nükleer / elektro manyetik ve çekim kuvveti  “ süper Kuvvet  Wald  “ denen tek bir kuvvet halinde kombine olmuşlardı.

 

           Zaman 10-35  s (ilk patlamadan 1 saniyenin /1 arkasına 35 sıfır/ kadar küçük bir zamanı sonra ) Kainatın tekamülünün tam bu anında  interaction forte ( kuvvetli elektromanyetik güç) interaction faible ( zayıf elektromanyetik güç) diye ikiye ayrılır. Buna   Yer çekimi gücünün  ilavesi ile kainatta birbirinden ayrı üç kuvvet oluşur.

 

         Zaman  10-32 s :     İlk patlamayla bu zaman arasında kainatın hacmi bir portakal büyüklüğüne ulaşır.  Sıcaklığı ise  10 üstü 25  derece Kelvin dir. ( yani 10 a yirmi beş sıfır ilavesi ile bulunan rakam )  Quark’ların ve Antiquark’ların birbirlerini yok etmesi  ve aradaki fark kadar kısmın maddeleşmesi(perpetuelle annihilation – materialisation )/ (Kelvin derecelendirme sisteminde 0 derece mutlak sıfır olan  --273 C derecesin  eşittir).

 

       Zaman  10- 12 s : Zayıf kuvvet ve elektromanyetik kuvvetlerin birleşmesi   Zaman 10-6 s : Kuark ve anti kuarklar, baryon ve antibaryonlar halinde birleşiyorlar ve birbirlerini yok ediyorlar. Her bir imha işleminden trilyonda birlik bir miktar madde arta kalıyor. İşte bütün kainat, (galaksiler, yıldızlar vs.) bu maddeden vücut bulmuştur.  Büyüklüğü aklımızın sınırlarını zorlayan tüm bu kainatın, aslında göreli olarak yok denebilecek kadar küçük bir enerjiden oluşmuş olması, ne kadar da çarpıcı bir gerçektir.   

 

       Zaman 1 saniye ile 3 dakika arası : İlk nükleosentez (nucleosynthese), proton ve nötron bir araya geliyorlar. İlk atom çekirdeklerinin meydana çıkışı. Kainatı oluşturan maddenin %99’u olan Hidrojen (H) ve Helyum (H2), bu evrede oluşuyor. Isı  10x6  K yani 1.000.000 Kelvin sıcaklığa kadar düşüyor. Bu da, proton ve nötronları sürekli bir arada tutmaya yeterli bir ısı.

 

       Zaman  3 dak - 100.000 dakika  arası : Kainatın kozmik boşluğunda, yavaş yavaş yoğun bölgeler ve arada boşluklar meydana  gelmeye başlıyor.

 

       Zaman  100.000 dak.ile 1 ma (milyon) dakika arası : Atomların oluşumu başlıyor (fosil ışıma). İlk atom doğuyor. Kainat bir anda saydamlaşıyor.

 

       Zaman 1 Ga: İlk Galaksilerin belirmesi. Yıldızların doğuşu ve daha ağır çekirdek  meydana getirmeleri.   1 Ga = 1 milyar sene

 

        Zaman  1 Ga ile 2 Ga arası: Galaksimiz, Samanyolu’nun meydana gelmesi.

 

       Zaman 2 Ga: Güneş  sisteminin doğuşu. Galaksimiz Samanyolu’nun,sarmal kollarının birinde, yoğun interstellaire (yıldızlararası) maddelerden oluşan bir bulut, kendi ağırlığının etkisiyle çöker ve bizim GÜNEŞİMİZ DOĞAR.

 

        Zaman 9,2 Ga (Bu döneme kadar zamanı ilk patlamadan sonrası olarak vermiştik. Bu  kritik dönemden itibaren ise zamanı, günümüzden geriye şekliyle vereceğiz. Bu metoda  göre Zaman 4.5 Ga  günümüz den evvel): Güneşimizin durağan (stable) olduğu bir devir. Nükleer füzyon ve güneşteki tepkimeler, ısının 100 milyon dereceye kadar çıkmasını sağlar ve bu da helyum gazının yanması sonucunu getirir. Böylelikle ortaya  karbon, azot, oksijen, silisyum ve demire kadar uzanan elementler çıkar.

 

       Zaman  4.5 ile 4 Ga arası : Ağır çekirdeklerin sentezi başlı

 

       Zaman 4 Ga : 500.000.000 sene süren bu devrin sonunda DÜNYA meydana gelir.

 

Dünyamız yavaş yavaş atmosferle kaplanır ve ilk yeryüzü kabuğu ve çekirdeği teşekkül eder.

 

Bilimsel olarak kısa bir anlatımla ilk patlamadan (Big Bang) dünyamızın meydana geliş zamanına kadar geçen safhaları incelemiş olduk. “Dünyamızda Hayatın Gelişimi”ni ise ayrı bir yazıda inceleyeceğiz. Bu arada, fazlaca bilimsel terim kullanmak zorunluluğunda kaldık; ne var ki bazı konular ancak bu şekilde açıklanabilmektedir.

 

 

Bu resimler Nasa Tarafından

Uzay Hubble teleskopu tarafından çekilmiştir.

 

Big Bang patlamasından 200 bin Sene sonra.( After Planc Era)

 

 Evrenin ilk oluşumun 14 milyar sene evvelki resmi  - 9 Milyar sene evvelki resmi  - 5 milyar sene evvel Güneş sistemi ve Dünyamızın oluşum anının fotoğrafları. – 2 milyar sene evvelki  resmi yeni galaksilerin oluşması.

 

Bu resimlerin hepsi Nasa tarafından Hubble teleskopu  tarafından çekilmiştir.  1 ocak 2003 ile 15 mart 2004 arasında.

 

 

           Bundan sonraki yazımızda, evrenin yaratılışını, farklı iki bakış açısı altında inceleyeceğiz:

 

          1) Dine göre evrenin yaratılışı.

 

          2) Bilimsel ve dini teorilerin sentezi.

 

 

       EVRENİN YARADILIŞI

 

          BÖLÜM 2   

 

         1- DİNİ FELSEFEYE GÖRE ANLATIM 

 

           Dünyada ilk insan bugünkü bilimsel verilere göre 5 Milyon sene evvel yaşamıştır. Zira 2003 yılında bulunan insan  fosili, bu tarihi 5 Milyon seneye kadar geriletmiştir. Daha önce bulunan en eski fosil Afrika’daki  Lucy idi.   Biz de, insanın dünyada ilk boy gösterişini, o tarih olarak kabul etme durumundayız. Buna karşın, insanın yazıyı bulup ilk olarak kalıcı kanıtlar bırakması ise, M.Ö. 5000 seneleri civarında Mezopotamya’da yaşamış olan Sümerler vasıtasıyla olmuştur. Genelde, tarih biliminin başlangıcı olarak da, yazının bulunuşu kabul edilir .

 

            En az, 5 Milyon yıldır insanlara kucak açan dünyamızda, basit de olsa din olarak sınıflandırılabilecek ilk inanışlar da, çok uzun süreler önce başlamış olup, bu inanışlara Paganizm denmektedir. Paganizm, basit bir anlatımla, insanların doğaya, hayvanlara veya hayallerinde canlandırdıkları kavramlara Tanrıymışçasına inanmaları anlamındadır.Ve Tanrının olduğu her yerde bir Yaratılış Hikayesi de vardır. Zira, insanın dünya yüzüne geldiğinden beri en merak ettiği iki soru: “Ben nasıl ve neden geldim”dir.

 

             İlk  inanışlarda, tanrılar çoğuldu. İnsan her çekindiği şeyi Tanrı yapmış ve ona bazı kuvvetler atfetmişti. Neo Druidizm – Eski Druidizm – Chamanism ( Şamanizm) Büyücülük gibi inanışlar en iptidai ve kabile inanışlarıydı. Bu tür inanışlara, halen Afrika, Avustralya  ve Asya’da rastlanabilmektedir.

 

Hinduizm de çok eski hatta en eski dinlerden biridir. O da ilk zamanlarında çok Tanrılıydı. İlk başlarda halk arasında  şifahi olarak şarkılar ve dini dualar halindeydi. Ancak sonradan Rig Veda’da olduğu gibi yazılı hale getirilmeye başlanmıştır. Evrenin yaratılışını anlatmaya, ilk yazılı belgeler onlarda olduğu için Sümerler ile başlayacağız.

 

SÜMERLER :  M.Ö. 5000 yıl kadar önce Dicle ve Fırat Nehirlerinin civarında yaşamışlardır. Avrupa medeniyetlerine temel teşkil edecek bir medeniyet zenginlikleri vardı ve bunu kil tabletlere çivi yazısı ile aktararak, bir çok belge bırakmışlardır.   Sümerlere göre yaratılış: Sümer Efsanesine göre evrende ilk olarak Tanrıça Nammu adında,uçsuz bucaksız bir su vardı. Tanrıça o sudan büyük bir dağ yaratıyor. Oğlu Hava Tanrısı Enlil onu ikiye ayırıyor, üstü gök oluyor, Gök Tanrısı onu alıyor. Yer olan altı da, Yer Tanrıçası ile Hava Tanrısının oluyor. Bilgelik Tanrısı ile Hava Tanrısı, yeri bitkiler, ağaçlar ve sularla donatıyor. Hayvanlar yaratılıyor ve hepsini idare edecek tanrılar meydana getiriliyor. Ve dünyamız kurulmuş oluyor. Bu, çoğul tanrılara inanan Sümerlerin kainatın yaradılış efsanesidir.

 

 

 

YAHUDİLİK VE HIRİSTİYANLIK :  Yahudilik ve Hıristiyanlık tek Tanrılı dinlerdir ve Hıristiyanlık, Yahudiliğin bir devamıdır. Her ikisi de aynı Tanrı’ya  inanırlar; hatta, kutsal kitaplarının bir kısmı da aynıdır.  Eski Akit (eski antlaşma) adı verilen kutsal kitap grubu, Yaratılış (tekvin/genesis), Mısır’dan çıkış (Exodus/çıkış), Levililer, Çölde sayım, Tesniye ve 33 ayrı kitapçık daha ve ayrıca Mezmurlar.  Bunların hepsi 39 adet kutsal kitap eder ve hepsine verilen isim Tevrat ve Zebur’dur. Bu kitaplar aslında Yahudilerin kutsal kitaplarıdır.                                                                                                                           Hıristiyanlar hem bu kitaplar kabul etmişler (yani Musevilerin Tanrı ile yaptığı anlaşmanın kitaplarını) hem de Hz. İsa’nın doğuşuyla Yahudilik dininde yapılan değişiklik ve ilaveleri kapsayan Yeni Antlaşmayı (İncil). Bu da 27 kitapçıktan meydana gelmiştir. Burada enteresan olan, Hıristiyanlık dininin ayrı bir yaratılış öyküsü olmayıp, Yahudilerin kutsal kitaplarından Tevrat’ta bulunan Tekvin / Genesis (Yaratılış)’ı kabul etmeleridir. Biz de her iki din için geçerli olan Genesis / Yaratılışı inceleyeceğiz.

 

            Yaratılış kitabı bize evrenin ve insanın yaratılışını, günahın ve dünyada çekilen acıların başlangıcını, Tanrı’nın insanlığa yaklaşımını anlatır.

 

           1-11 bölümleri dünyanın yaratılışı ve ilk insanların öyküsüdür.

 

           2- 12-50 bölümleri İsraillilerin ilk atalarının öyküsüdür.

 

       Genesis / yaradılış 1-2: 25 Evrenin yaratılışını inceleyelim:

 

1-    Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.

 

2-    Yer boştu yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıkla kaplıydı. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.

 

3-    Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu.

 

4-    Tanrı, ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.

 

5-    Işığa “Gündüz”, karanlığa  “Gece” adını verdi . Akşam oldu ,sabah oldu ve ilk gün oluştu.

 

6-    Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu.

 

7-    Ve öyle oldu. Tanrı gök kubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.

 

8-    Kubbeye  “gök” adını verdi . Akşam oldu. Sabah oldu, ikinci gün oluştu.

 

9-    Tanrı  “Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün” diye buyurdu  ve öyle oldu.

 

10-  Kuru alana  “kara”, toplanan sulara “deniz” adını verdi.  Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.

 

11-  Tanrı, “Yeryüzü, bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve

 

        ağaçları üretsin” diye  buyurdu. Öyle oldu.

 

12-  Yeryüzünde bitkiler, türüne göre tohum veren otlar, tohumu meyvesinde bulunan ağaçları   yetiştirdi. Tanrı bunun

       iyi olduğunu gördü.

 

13-   Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oldu.

 

14-15- Tanrı  şöyle buyurdu “ Gök kubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri mevsimleri, günleri, yılları göstersin”. Ve öyle oldu.

 

16-   Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye hakim olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı.

 

17-18-Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen  olmak için onları gök kubbeye yerleştirdi.  

 

Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.

 

19-Akşam oldu, sabah oldu. Dördüncü gün oldu.

 

               Tanrı yukarıda izah edildiği şekilde kainatı ve dünyayı 6 günde yaratır ve yedinci  gün istirahat eder. Biz dördüncü günün sonunda kestik zira dünya yaratılmış oldu  ve sıra canlılara geldi. Yahudilik ve Hıristiyanlığa göre Yaratılışın ilk safhasının  bu şekilde gerçekleştiğine inanılmaktadır.

 

               Genesis / Yaradılış’ın  kimin tarafından yazıldığı belli değildir. Bu olayın nasıl kabul edileceği belli değildir. Bir efsane mi yoksa olmuş bir olay mı? Bunlar yazarın kendi düşünceleri mi? Yoksa bir yerden duyduğu ve naklettiği hadiseler mi ?

 

               Genesis 1 yaratılışı anlatmaktadır. Biz bunun nasıl olduğunu bilememekteyiz.

 

               Anlatılan hikayeye göre mi ? Zira olaylara şahit olan kimse yoktur, yazarın bunu tarihi bir vaka olduğu için mi yoksa kendisince duyulan bir bilgi olduğu için mi ele aldığı açıklık kazanmamıştır. Yazarın, Tanrı’nın kainatı ve dünyayı kurarken orada bulunabilmesi mümkün değildir. Öyleyse, biz yazara Tanrı’nın bunları doğrudan naklettiğine inanmak durumundayız.                                               

 

 

 

İSLAM DİNİNDE : İslam dini dünyadaki üçüncü büyük Tek Tanrılı Din’dir.

 

İslam dininin bütün bilgileri, Tanrı tarafından Peygamberi Hz. Muhammed’e vahiy suretiyle nakledilen ve epey uzun müddet hafızlarca ezberlenip saklanan, sonradan bu hafızların  toparladıkları ve yazdıkları kitap olan Kur’an-ı Kerim’dedir.

 

              Müslümanlarca Kur’an Allah’ın kelamı olarak kabul edilir ve bir virgülü bile değiştirilemez. Kur’an daki yaradılışla ilgili surelere baktığımızda:

Sure 21, Ayet 30: “Ya o küfredenler görmediler de mi ki: Semavat u arz (gökler ve yer) bitişik idiler de biz onları ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hala inanmıyorlar mı?”      Genesiste  söylenenleri ne kadar andırıyor değil mi?

 

Sure 25, Ayet 59 : “...(Ölümsüz diri) ki: Gökleri ve yeri ve aralarındakileri altı günde yarattı ve sonra arşın üzerine istiva buyurdu” (Tahtına kuruldu, hüküm ve saltanatını yürütüyor).   Yine Genesis ’tekillerin aynısı .

 

 

 

Sure 7, Ayet 54: “Filvaki (hakikaten) Rabbiniz o Allah tır ki:Gökleri ve yeri ve aralarındakileri altı günde yarattı, sonra arş üzerine istiva buyurdu; geceyi gündüze bürür, o onu kışkırtarak takip eyler. Güneş ve ay ve bütün yıldızlar emrine musahhar (İlahi iradeye tabii). Bak, halk (yaratma) O’nun, hüküm (Emir/yürütme) O’nun . Evet O Rabbu’l ‘lalemin  olan Allah ne ulu!

 

 

 

 

 

Sure 36, Ayet 33-35: Hem, (Allah’ın kudretine ve ölüleri dirilteceğine bir ayet /[delil]dir... Biz ona hayat verdik ve ondan habbe / (ürün)ler çıkardık da ondan yeyip duruyorlar ve onda Cennet  / bostan, bağ ve bahçeler yaptık; hurma bahçeleri, üzüm bağları (ve daha neler) neler... içlerinde kaynaklar akıttık yesinler diye mahsulünden ve kendi ellerinin mamulatından.

 

                Yukarıda Kuran’dan yaratılışla ilgili bazı ayetleri aktardık. Daha buna benzer Ayetler mevcuttur. Sure 31 ayet 10, Sure 51 Ayet 47-48-49, Sure 24 Ayet 45 gibi. Burada dikkat edilecek husus, Kur’an katiyetle Allah ın  kelamı olarak kabul edildiğine ve yazılırken bir virgülü bile değişmediği iddia edildiğine göre, bunları doğru olarak kabul etme durumunda kalıyoruz. Ayrıca, mantık bilimine göre, ortaya başka bir doğrular silsilesi daha çıkmaktadır. Kuran’ın başında, Bakara Suresinde denmiştir ki: “Adem’den İsa’ya kadar olan peygamberlere inanın. Onlar da benim peygamberim. Onlara indirdiğim kitaplara da inanın, zira onlar da benim kitaplarımdır. Hz. Musa’nın sözlerine itibar edin.” Ancak bu kitaplar ve onlara olan inanışlar da zamanla yozlaşmış ve yanlış şeyler ilave edilmiştir. Bunun için Tanrı en son olarak  Hz. Muhammed’e  Güvenilir Ruh (Melek) vasıtasıyla, diğer kitapların özü olan,  Kur’an ı vahiy etmiştir.  Maide suresinin 3. ayetinde; “Bugün size dininizi olgunlaştırdım, size olan  nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı beğendim.” buyurmuştur.

 

  Öncelikle Hinduların Rig Vedası’nda (M.Ö. 7000), kısmen Sümerlerin yazıtlarında (M.Ö. 5000), daha sonra Yahudilerin ve Hıristiyanların  Genesisi’nde (M.Ö. 1500) ve son olarak İslam’ın Kur’an’nında (M.S. 622) belirgin olarak göze çarpan ortak nokta, tahminen ikişer bin senelik aralıklarla yazıldıkları halde, yaratılış senaryosunun neredeyse kelime kelime aynı olmasıdır.

 

               Bir tek burada  iddia edilebilecek karşı fikir,  Peygamberler bu dinlerin özünü birbirlerinden mi esinlendiler. Ya da, bana göre daha akla ve mantığa uygun gelen, Tanrı (Yahudilerin Yehovah , Adonai, YHWH gibi adlandırdıkları ve Hıristiyanların ise  Dieu , le Pere ve İslam Dininin Tanrısı olan Allah) aynı Tanrı olduğuna göre, ve kendi ifade ettiği gibi  Al-i İmran Suresi 3 ayette:

“Hz Muhammed e  indirilen Kitabı’nda daha önce Tevrat ve İncil’i  indirmiş olan Allah tarafından indirildiği  açıklanıyor”

 

               Buna göre bir mantık silsilesinde giderek her üç dinde de izah edilen  Yaradılış senaryosunun Tanrı’nın kendisi tarafından anlatıldığı ortaya çıkmaktadır.

 

               Ayrıca daha bir çok peygamber ve din adamlarının o zamanlar yazdığı kitaplarda bu mevzuu çeşitli şekillerde fakat aynı senaryo olarak anlatılmaktadır. Mesela Peygamber Enoch ( Hanuk Birinci kitabın da  Le LivreEnoch – The Book Of The secrets of Enoch  M.Ö. 200  ;165 yaşındayken ( 365 sene yaşamıştır)

 

               “Yatağımda uzanmış dinlenirken baş ucuma gelen iki melek bana adımla seslendiler ve “ korkma Enoch biz Tanrının Melekleriyiz seni alıp ona götürmeye geldik “ dediler ve Enoch onlarla göğe yükselir orada 11 kat göğe yükseldikten sonra Tanrının huzuruna çıkar  Tanrı onun bütün sorularını cevaplar ve  ona Kainatı nasıl yaratığını anlatır. Anlatılan yine aynı senaryodur.”

 

   

 

   Bütün bunlara inanıp inanmamak her insanın kendi benliğinde ki hissettikleri  ile değişir.  Biz şimdi üçüncü şık olarak bilimsel  ile dinsel senaryonun bir karışımını izah etmeğe çalışacağız.

 

 

 

EVRENİN YARATILIŞI

 

 

BÖLÜM 3

 

 

 

BİLİMSEL VE DİNSEL YARATILIŞ SENARYOSU: Bundan bir asır öncesine kadar, gökbilimciler kainatın doğuşunu bugünkü şekliyle düşünmüyordu. Genel olarak kabul edilen kainatın statik ve sonsuz oluşuydu . Bilim adamları onu maddeden yapılmış bir (Agrégat de Matiére) bir madde yığını olarak görüyor ve bir başlangıcı  olmadığına inanıyorlardı. Bir yaratılış düşüncesi yani kainatın ve içinde bulunan her şeyin bir süreçte var oluşu fikri oluşmamıştı.

 

 

 

Avrupa’da geçerli olan Materyalist felsefe kainatın sonsuz var oluşu teorisiyle uyuşmaktaydı. Bu düşünce Yunanlı filozoflar tarafından kabul edilmişti. Kainatın içindeki tek şeyin madde olduğu ve onun da bu şekliyle ezelden beri bulunduğu ve sonsuza kadar aynı kalacağı var sayılmaktaydı, ancak bu düşünce Roma İmparatorluğu’nun ve Orta Çağ’da Hıristiyan Kilisesi’nin ve Hıristiyan felsefesinin baskısı ile düşüşe geçmişti.

 

 

 

Emmanuel Kant tekrar materyalizmi canlandıran ve müdafaa eden kişi olmuştur. Kant, evrenin her zaman var olduğunu öğrencileri ile birlikte ileri sürmüş ve 19. asırda başlangıçsız ve ezelden beri var olan bir evren fikri Karl Marx ve Friederich Engels gibi düşünenler tarafından eserlerinde savunulmuştur.

 

George Politzer de, 20. asırda bu fikirleri destekleyen fanatik bir Marksist ve Materyalist olarak, Fondement de Philosophie adlı eserinde evrenin yaratılmış olabileceği fikrini çürütmeye çalışmıştır. “Bunu kabul etmek aynı zamanda evrenin var olmadığı bir anı ve buna bağlı olarak hiçlikten bir şeyin yaratıldığını kabul etmek anlamına gelir ki, bu bilimin ulaşamayacağı bir şeydir.”derdi.

 

Politzer, evrenin sonsuzluğu üzerine kurduğu teorisinde bilimin kendi yanında olduğunu zannediyordu ama yanılıyordu; zira, bilim sayesinde kısa zaman sonra evrenin bir başlangıcı olduğu ispatlanarak bu fikrin devamı olarak bir Yaratıcı olduğu ortaya konacaktı.

 

George Lemaitre, Friedman’ın teorisi üzerine, Einstein’ın izafiyet teorisinin yardımıyla yaptığı hesaplar sonunda, evrenin bir başlangıcı olduğunu ve devamlı bir gelişme halinde bulunduğunu ispat etmiştir. 1929’da Astronom Edwin Hubble astronomi alanının en büyük buluşunu yaptı. Teleskopu ile yıldızları incelerken renklerinde kırmızıya doğru bir kayma olduğunu gördü. Yıldızların renk spektrumlarında kırmızıya doğru kayma, onların gözlemciden uzaklaştıklarını ifade ediyordu. Aynı şekilde birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Bu evrenin “expansion”u, yani bir balon gibi genişlemesi demekti. Bu fikir kabul edildiği anda, bunun doğal karşıtı olarak da, genişleyen bir şeyin başlangıçta tek bir nokta halinde kütlesi sıfır olan madde topluluğu olması gerekiyordu. Öyleyse evrenimiz herhangi bir hacmi olmayan, nokta gibi olan, bir kütlenin patlaması sonunda doğmuştur. Bu Big Bang olarak adlandırılan patlama sonradan ilmi olarak defalarca ispatlanmıştır.

 

Big Bang teorisi ile birlikte bir gerçek daha ortaya çıkıyor; bu da bu kitlenin hakikaten bir hacmi yoksa evrenimiz de bu hiç veya yoktan doğmuştur. Üstelik, bir de başlangıca sahiptir. Bütün bu arka arkaya gelen buluşlar Materyalist felsefenin birdenbire çökmesine sebep olmuştur. Bugün Big Bang Teorisi bütün bilim camiasında tereddütsüz kabul edilmektedir. Ancak, bilim adamları  şu anda çok büyük bir problemle karşı karşıyadırlar?

 

 

 

Big Bang’den evvel ne vardı. ? Big Bang patlamasını meydana getiren kuvvetli patlama, hangi güce dayanıyordu ki, neticesinde evren meydana gelebilmişti.

 

Arthur Addington gibi Materyalist bilim adamları bu gibi soruların cevabını ancak ortaya bir üstün yaratıcı konması ile bulabileceklerdi. Dinsiz Filozof Anthony Flero da aynı düşüncedeydi. Astro fizikçi Hugo Ross ise bir yaratıcının varlığını savunup, bunu şöyle izah ediyordu : “Eğer zaman, zaman – mekan teorisinde belirtildiği gibi, evrenin doğuşu ile başlamışsa, o takdirde evrenin doğuşunun sebebi bu zaman değerinden bağımsız olarak ve onun haricinde olan bir zatiyet (bireylik olarak kabul edilen şey) /entité/ dir. Bu da yaratanın evrenin mekan hudutları dışında ve bağımsız olarak hareket ettiğini yani Tanrının ne evren ne de ona bağlı kanunlara tabi olmayan bir kuvvet olduğunu ortaya koyar.

                                                                     Bu Hususta Benim Düşüncemi

Tanrının  tarifi ve izahı   BENİMDE İNANDIĞIM

BİR TANIMDIR

 

 dergimizin sayfa 08 indeki TANRI BİR TANIM MI ? yazısını  okuyup ondan sonra bir karara varmanızı rica eder ve isteyen okurlarım bilgi istemek veya kendi fikirlerini belirtmek için  burzsan@gmail.com  adresine mail gönderebilirler.

 

Lütfen bu derginin sayfa 02 TANRI BİR TANIM MI? Sayfasındaki yazıyı okuyunuz .

Burhan Zihni SANUS