Türkiyeden Kısa Arkeoloji Haberleri

 

 

 

Aşağıdaki linki tıklayıp Göbekli Tepe hakkında çok teferruatlı bir araştırmayı

inceleyebilirsiniz

 

(Göbekli Tepe ile İlgili Tüm Merak Ettikleriniz: Jens Notroff Röportajı)

 

Linki tıklayın

 

Pdf

Göbeklitepe.pdf
Göbeklitepe tapınağı.pdf
Anadolu yaylası levant kolu direkli mağarası.pdf

 

Video

National Geographic'ten Göbeklitepe Belgeseli
Tanrıların Doğuşu - Göbeklitepe - Türkçe
Direkli Mağarası'nda heyecanlandıran buluntu

 

Yayın Tarihi: 01.10.2018

 

Şanlıurfa’da yer alan ve dünya çapında bilinen en eski anıtsal tapınak olan Göbeklitepe, UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne girdi.

 

Bahreyn’in başkenti Manama’da gerçekleştirilen UNESCO 42. Dünya Miras Komitesi Toplantısında, Göbeklitepe’nin UNESCO Dünya Mirası Listesine kaydedilmesine karar verildi.

 

Geçtiğimiz aylarda UNESCO adaylığı için son hazırlıkların yapıldığı Göbeklitepe’nin, uzun yıllar daha iyi korunması ve sağlıklı kullanılması için yürütülen yaklaşık 4.000 metrekarelik çelik çatı çalışması tamamlanarak ziyaretçilere açılmıştı.

 

Her gün yerli ve yabancı turistlerin ziyaret ettiği, 1995’ten beri yürütülen kazı çalışmalarında, Neolitik döneme ait boyları 3-6 metre, ağırlıkları da tonlarca olan, yabani hayvan figürlü “T” biçimli dikili taşları ve 8-30 metre çapında dairesel ve dikdörtgen şekilli dünyanın en eski tapınak kalıntıları yer alıyor.

 

(Göbekli Tepe ile İlgili Tüm Merak Ettikleriniz: Jens Notroff Röportajı)

 

Bölgede yürütülen tadilat ve inşaat çalışmalarının sonra ermesinin ardından ziyaretçilere 5 TL olan giriş ücreti, Haziran başından itibaren 20 TL’ye yükseltilmişti.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Göbeklitepe dikilitaşları.

 

Göbeklitepe

Kazıların başladığı 1995 yılından itibaren uygarlığın kökeni hakkındaki görüşleri değiştiren Göbekli Tepe, belki de tüm insanlığın tarihini baştan yazabilecek bir öneme sahip. Hayvan figürleriyle yontulmuş taşları ve T biçimli sütunlarıyla 12.000 yıllık dairesel yapılar, tarım devriminden ve hatta çanak çömlek yapımının icadından bile daha eski.

(Göbekli Tepe’de Kafatası Kültüne Dair Yeni Kanıtlar Bulundu)

Uzmanlar daha önce, avcı-toplayıcıların yerleşik düzene geçip tarım yapması sonucu anıtsal alanların yapıldığını düşünüyorlardı. Fakat tarıma geçilmeden önce avcı toplayıcı insanlar tarafından inşa edilen Göbekli Tepe, tüm bu düşünce sistemini altüst etti.

Göbekli Ttepe’deki T biçimli dikilitaşların en büyüğünün ağırlığı 16 tonu aşıyor. Bu taşları yontmak ve yakındaki taş ocağından taşımak, çok sayıda insan ve hepsini doyuracak miktarda yiyecek gerektiren zorlu bir organizasyon gerektiriyor.

Burada şimdiye kadar yapılan kazılarda bu insanların yerleşik bir hayat sürdüğüne dair bir kanıt bulunamadı. Bu yüzden Göbekli Tepe’nin dönemsel bir toplanma ve şölen yeri olduğu düşünülüyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Göbeklitepe’nin de Dünya Miras Listesi’ne kaydedilmesiyle Türkiye’nin bu listedeki varlık sayısı 18’e ulaştı.

 

Kalıcı listede 18 kültür varlığı

Şimdiye kadar Türkiye’nin UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kaydedilen kültür varlıkları şunlar:

 

1. İstanbul’un Tarihi Alanları (İstanbul)(1985)

 

2. Göreme Milli Parkı ve Kapadokya (Nevşehir, Kayseri)(1985)

 

3. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (Sivas)(1985)

 

4. Hattuşa: Hitit Başkenti (Çorum) (1986)

 

5. Nemrut Dağı (Adıyaman)(1987)

 

6. Xanthos-Letoon (Antalya, Muğla)(1988)

 

7. Hieropolis-Pamukkale (Denizli)(1988)

 

8. Safranbolu Kenti (Karabük)(1994)

 

9. Troya Arkeolojik Siti (Çanakkale)(1998)

 

10. Selimiye Camii ve Külliyesi (Edirne) (2011)

 

11. Çatalhöyük Neolitik Kenti (Konya) (2012)

 

12. Bursa ve Cumalıkızık:Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu (Bursa)(2014)

 

13. Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzajı (İzmir)(2014)

 

14. Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri (Diyarbakır)(2015)

 

15. Efes (İzmir)(2015)

 

16. Ani Arkeolojik Alanı (Kars)(2016)

 

17. Afrodisyas Arkeolojik Alanı (Aydın) (2017)

 

18. Göbeklitepe (Şanlıurfa)(2018)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

            Direkli Mağarası’nda 14.000 Yıllık Sansar ve Ayı Kafatası Bulundu

 

Kahramanmaraş’ta yer alan Direkli Mağarası’nın, MÖ 14000 ila 9500 yılları arasında, Doğu Akdeniz’den Orta Anadolu’ya giden insanlar tarafından mola noktası olarak kullanıldığı saptandı.

 

Kazı başkanı Cevdet Merih Erek, yaptığı açıklamada, Direkli Mağarası’nda yürütülen kazılarda, her yıl yeni bulguların ortaya çıktığını, bunun da Anadolu arkeolojisine önemli katkılar sağladığını söyledi.

 

Direkli Mağarası’nın Epipaleolitik (14000-9500) dönem içerisinde yılda iki defa iskana tabi tutulmuş bir yer olduğunu belirlediklerini ifade eden Erek, Doğu Akdeniz’den kuzeye doğru giden dönemin insanlarının, Kafkaslara ve Orta Anadolu’ya doğru giden rota üzerinde bulunan mağarayı mola noktası olarak kullandıklarını aktardı.

 

http://arkeofili.com/direkli-magarasinda-14-000-yillik-sansar-ve-ayi-kafatasi-bulundu/

 

 

Erek, mola noktasını mağarada ortaya çıkan bulgulara göre tespit ettiklerini dile getirerek “Çünkü Orta Anadolu’ya ait obsidyenden yapılmış dilgilerin Direkli Mağarası’ndan çıkıyor olması, ayrıca Doğu Akdeniz kökenli olan deniz kabuklularının boncuk olarak burada bulunması, insanların Orta Anadolu ve Doğu Akdeniz arasında gidiş gelişleri sırasında Direkli Mağarası’nı kullandığının en önemli kanıtıdır.” dedi.

 

Bilerek ve isteyerek buraya geliyorlar

 

Erek, Bu yılki kazılarda ortaya çıkardıkları ocağın 7. arkeolojik seviyenin başından 10. arkeolojik seviyenin başına kadar kesintisiz olarak aynı yerde ve süreklilik sağlayan bir şekilde kullanıldığına dikkati çekti.

 

(Direkli Mağarası’nda 12.500 Yıllık Yuvarlak Yapılar Bulundu)

 http://arkeofili.com/direkli-magarasinda-12-500-yillik-yuvarlak-yapilar-bulundu/

 

“Yani mağaranın yerleşimcileri, her sene geldiklerinde aynı yerde, aynı ocağı kullanmışlar, sürekliliği sağlayan bir tür alışkanlıklarını yerine getirmişler. Yani bu mağaraya yabancı değiller. Yanlışlıkla her sene gelmiyorlar. Bilerek ve isteyerek buraya geliyorlar. Yılın belli bir ayını da burada geçiriyorlar. Orta Anadolu’dan dönerken de mağarayı tekrar iskan edip, yeniden belirli bir süreyi burada geçiriyorlar. Yani burası bilerek ve isteyerek mola noktası olarak kullanılmış.”

Erek, arkeozoolojik çalışmaların en önemli verilerinden birinin de hayvan kemiklerinin yaşlarının tayin edilmesi olduğunu ifade ederek hayvanın hangi yaşta ve kimler tarafından avlanıldığının saptanmasının önemine işaret etti.

Araştırma ve bulgularda bunun yılda iki kez olduğunu çok açık şekilde gördüklerini kaydeden Erek, “Kemiklerdeki kesi ve sıyırma izleri çok önemli. Bunlardan dolayı da biz diyebiliyoruz ki burası gruplar tarafından gelinip iskan edilen bir mağara. Tesadüfen kullanılmış, gelip geçilmiş bir mağara niteliği taşımıyor.” dedi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

•Soli Pompeiopolis Antik Kenti’nde 1700 Yıllık Portre Büst Bulundu

 

 

 

 

 

Mersin’deki Roma Dönemi’nin önemli liman kenti Soli Pompeiopolis Antik Kenti’nde aristokrat, yönetici ya da komutana ait olduğu düşünülen 1700 yıllık portre büst açığa çıkarıldı.

 

 

 

 

Mersin’de bulunan 1700 yıllık portre büst. C: Soli Pompeiopolis Antik Kenti kazıları

 

Prof. Dr. Remzi Yağcı başkanlığında Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Dokuz Eylül Üniversitesi adına 1999 yılından beri yürütülen Soli Pompeiopolis Antik Kenti Kazısı’nda , aristokrat, yönetici ya da komutana ait olduğu düşünülen 1700 yıllık portre büst açığa çıkarıldı.

Oldukça korunagelmiş olan büst , Sütunlu Cadde’de, Cardo Maximus üzerinde yapılan 2018 yılı sezonu çalışmalarında, Batı Stoa önünde ortaya çıkarıldı. İnce kristalli beyaz mermerden malzemeden yapılmış,” Toga” (Roma dönemi kıyafeti) giymiş bir erkeği tasvir ediyor.

(Mersin’deki Esrarengiz Kazı Arkeolojik Olmayabilir)

Kazı ekibi söz konusu portre büstün teknik ve stil özelliklerini incelediğinde; II. yüzyıl sonu ya da III. yüzyıl başında, Soli Pompeiopolis’te yaşayan bir aristokrat, yönetici ya da komutana ait özel bir portre olduğunu düşündüğünü aktarıyor.

 

Alın üzerinde birkaç saç buklesi, burun, birkaç sakal buklesi ve kıyafetinin bazı kıvrımları kırık olmasına rağmen oldukça korunagelmiş olduğu belirtilen portre büstün tepesindeki saçların bir kısmında kahverengi boya izleri tespit edildi. Başı sağa çevrili ve ileri doğru sert şekilde bakan büstte dikdörtgene yakın bir alın ve kabarık -kıvırcık saç bukleleri mevcut ve derin bir göz çukuruna sahip. Büstün belirgin elmacık kemikleri ve burnun iki yanındaki çizgilerin derinliği ile yüz çökük bir görünüm kazandırılmış. Sakalda verilmiş olan çıkıklık, bıyıkta da görülüyor.

 

Bu stil ve teknik özelliklere bakıldığında eserin yontulmasında ve yapılandırılmasında kullanılan yoğun matkap ile açılan delikler, teknik ve stil bakımından Geç Antoninler Dönemi (II. yüzyılın II. yarısı) özelliği gösteriyor gibi görünse de ayrık ve çıkık sakal ile bu portre büstün, Severuslar Dönemi’nde yapılmış olduğunu düşündürüyor çünkü Severuslar Dönemi sanat anlayışı içerisinde, Antoninler Dönemi portre yontuculuğuna gönderme yapmak sıklıkla görülen bir özellik olarak belirtildi.

 

(Mersin’de Anamurium Antik Kenti Denize Gömülüyor)

 

Söz konusu büstün mevcut yüksekliği 82 cm, genişliği 60 cm, kaide yüksekliği 11 cm olarak ölçüldü.

 

Eserin gerekli düzenlemeler sonrası Mersin Müzesi’nde sergileneceği bildirildi.