Pdf

Osteopati sertifikali egitim.pdf
Osteopati Review - Yıldız.pdf
Gettam.pdf
Osteopat.pdf

 

Video

Osteopati - OMT Konsepti Hakkında Bilgiler
Osteopat nedir Tüm ağrılar için geçerli mi
Manuel Terapi Bel fıtığı tedavisi
Manuel Terapi Nedir?

 

 

 

 

Yayın Tarihi: 01.11.2018

 

Osteopati Nedir?

 

 

Osteopati, osteopatik tıp doktorlarının belli bir şikayeti değil de bütünsel olarak insanı tedavi ettiği bir "bütün insan” felsefesi tıbbıdır.

 

. Korunmaya, sağlığa ve vücudun kendisini iyileştirmesine yardımcı olmaya özen gösterilir. Vücut tek bir organizma ya da birim olarak görüldüğünden, vücut mekaniklerini, vücudun organ ve sistemlerinin iç ilişkilerini anlamak için özel olarak dikkat gösterilir. Kas-iskelet sistemine bilhassa önem verilir. Osteopati doktorları

 bütün sağlığı korumak için geleneksel tedaviler, ilaç terapileri veya ameliyat ile birlikte ya da bunlara alternatif olarak kasların ve kemiklerin fiziksel manipülasyonunu kullanmışlardır.

 

 

NedirKökeni Faydaları Dikkat Edilmesi Gerekenler Yan Etkileri Araştırma ve Genel Kabul Osteopatik tıp insan vücudunu birbirleri ile ilişkili bölümlerden oluşan kompleks bir birim, birleşik bir organizma olarak kabul eder. Organlar ve sistemler birbirinden bağımsız olarak çalışmaz ve bağımsız biçimde tedavi edilmemelidir. Vücudun bir bölümündeki rahatsızlık bütün vücudu etkiler. Hastalık aynı zamanda duygular, stres, hayat tarzı ve çevre gibi değişkenlerden önemli oranda etkilenir. Bu nedenle hastalığı tedavi yaklaşımında insan bütün olarak ele alınmalıdır. Vücut kendi kendini düzenleyici ve iyileştirici olarak görüldüğünden, osteopatlar hastalıktan korunmaya, vücudun kendi sıhhatini sürdürmesine ya da yeniden kurmasına yardım etmeye özel dikkat gösterirler.

 

Sinir ve dolaşım sistemi vücut organlarının ve sistemlerinin fonksiyonlarını sürdürmesinde çok önemli rol oynar; bu iki önemli sistem uygun biçimde çalışmadığında vücutta geniş bir alanı etkileyen olumsuz etkiler gerçekleşebilir. Kan akışındaki ya da sinir impulslarındaki tıkanmayı rahatlatmak, vücudun etkilenen dokulara kan akışı sağlayarak kendi kendisini iyileştirmesine yardımcı olur. Kan desteği hayati besinleri daha iyi ulaştırabilir ve bağışıklık sistemini iyileştirir, bölgeye sinir desteği iyileşir ve sistemik denge yeniden sağlanabilir. Kas iskelet sistemi sistemik dengenin ve sağlığın sağlanması ve sürdürülmesi çabasında kilit noktadır. Kas iskelet sistemi kemiklerden, tendonlardan, kaslardan, dokulardan, sinirlerden ve omurgadan oluşur. Vücudun en büyük sistemi olarak, vücut kütlesinin %60'ını kaplar ve mekanik bozukluklara uğrayabilir ya da vücudun herhangi bir yerindeki hastalığın seyrinin şiddetlenmesine neden olabilir. Bu nedenle kas-iskelet sisteminin yapısal olarak değerlendirilmesi ve bakımı osteopatinin temelidir.

 

İlaç terapileri ve cerrahi gibi geleneksel tedavilerin yanı sıra, osteopatlar vücut sistemlerinin en üst düzeyde çalışmasına yardımcı olmak için çeşitli manipülatif işlemler kullanabilir. Bu teknikler genellikle Osteopatik Manipülatif Tedavi (OMT) olarak adlandırılır. OMT, ağrıyı azaltmak, yeniden hareket sağlamak ve vücudun kendisini iyileştirmesine yardımcı olmak için korunma, teşhis ve tedavi için invazif olmayan, bir "elle” tedavi türüdür. OMT vücut sıvılarının hareketini, normal doku fonksiyonlarını kolaylaştırmak ve ağrılı eklemleri ya da çalışma bozukluğu olan alanların rahatlatılması için kullanılabilir. Bu terapiler hastanın ihtiyacına göre farklı biçimler alır.

 

Ağrının ya da fiziksel bozuklukların hafifletilmesinin yanı sıra OMT bazı psikiyatrik durumlarda da yardımcı olabilir. Yakın bir zamanda Downers Grove, Illinois’teki Osteopatik Tıp Fakültesi’nde standart bir tanı aracı olan Zung

 depresyon ölçeği kullanılarak gerçekleştirilen bir araştırmada, psikoterapi ile birlikte uygulandığında OMT'nin, kadınlarda depresyon belirtilerini hafiflettiği bulunmuştur. Manipülatif işlemler çeşitli biçimlerde sınıflandırılarak

 değerlendirilebilir. Amerikan Osteopatik Tıp Fakülteleri Birliği’ne göre, aşağıdaki sınıflandırmalar en yaygın kullanılan işlemlerin bazılarını kapsamaktadır.

 Açıklamalar, Amerikan Osteopati Akademisi’nden Natüropati (N.D) ve Osteopati doktoru (DO) Leon Chaitow ve diğer hekimlerden derlenmiştir.

Artiküler (Eklemleme) Teknikler: Normal fonksiyonun yeniden sağlanması için eklemleri kendi hareket aralıkları boyunca hareket ettiren işlemler.

Counterstrain (Germe) Yöntemi: Bu işlem öncelikle hastanın ağrısının hafiflediği bir vücut duruşu bulunmasını gerektirir. Hastanın ve pratisyenin tekrar tekrar ve eşgüdümlü olarak itme (ya da sıkıştırma), gevşeme ve pozisyon değiştirme tekniklerini kullanması ile tetik noktalar rahatlar.

 

Kraniyal Tedavi: Kraniyal tedaviler, beyin, omurilik, serebrospinal sıvı, dura (beyni ve omuriliği saran zar), kafatası kemikleri ve sakrumdan (beş kaynamış omurdan oluşan ve pelvisin arkasındaki bölümü oluşturan üçgen biçimindeki kemik) oluşan kraniosakral sisteme odaklanır. Kraniosakral gevşetme yöntemi, bu sistemin doğal ritmindeki dengesizlikleri normal hale getirmeye odaklanan hassas bir tekniktir. Bu sistemdeki sınırlamaları tespit edip gevşetmek ve vücudun kendi iyileşme sürecini teşvik etmek için hafif dokunuşlar uygulanır. Kraniosakral terapiler, bir osteopati hekimi olan ve kafatası kemiklerinin harekete olanak verdiğini ve sistemin ritmik hareketlerinin iyileştirilmesi için bu yapının manipüle edilebileceğini keşfederek bu görüşü geliştiren Dr. William Sutherland’ın çalışmalarından ortaya çıkmıştır. Bazı osteopati doktorları kraniyal osteopati konusunda uzmanlaşmayı tercih eder.

Kraniosakral terapi, çok çeşitli sağlık uzmanları tarafından da uygulanır. Upledger Enstitüsü’nün listesine göre bu uygulayıcılar arasında tıp doktorları, kiropraktörler, geleneksel Doğu tıp hekimleri, natüropatlar, hemşireler,

 

 

psikiyatri uzmanları, psikologlar, diş hekimleri, fizik tedavi uzmanları, mesleki terapistler, akupunktur uzmanları, masaj terapistleri ve diğer bazı uzmanlar yer alır.

 

Miyofasiyal Gevşetme Tedavisi: Fasya dokuları gevşetmek için birçok doğrudan ya da dolaylı tedaviler uygulanır.

Lenfatik Teknikler: Bu teknikler lenf dolaşımını ve lenf sisteminin atık atma görevini yapabilme kabiliyetini iyileştirmeye odaklanır.

Yumuşak Doku Teknikleri: Kemikten ziyade dokuya uygulanır. Bu tekniklerde değişken basınç kullanılır ve germe, yuvarlama veya yoğurma yöntemleri, dokuların serbest kalması ve gevşemesi ile sonuçlanabilir.

Baskı Teknikleri: Normal eklem fonksiyonunu ve hareketini yeniden sağlayan bir düzelmeye zorlamak için, tedavi gereken alana hızlı ve keskin biçimde baskı uygulanması (genellikle yüksek hız/az genişlik olarak tarif edilir) tekniği kullanılır. Bu kiropraktik düzeltmeye benzer.

 

 

 

 

 

OSTEOPATİ  NEDİR, TEDAVİ YÖNTEMİ NASILDIR?

 

 

 

Osteopati kelimesinin kökeni “kemik” anlamına gelen “osteo”dan geliyor. Her ne kadar bu anlamıyla osteopati denilince, kemik sorunlarına şifa getirmek, sırt ve ense ağrılarını dindirmek amacıyla yapılan uygulamalar anlaşılsa da bu bilimin uygulandığı alanlar tahmin edildiğinden çok daha geniş.

 

Biyomekanik prensipler üzerine kurulu teknikler ve elle uygulanan bir doğal terapi türü olan osteopati,sadece adale ve kemik sorunlarında değil, aynı zamanda vücudun diğer işlevsel (fonksiyonel) düzensizliklerinde de uygulanıyor.

 

Amerika’da 1870’li yıllarda Missouri’li bir doktor olan Andrew Taylor Still tarafından geliştirilmiş olan bu doğal terapi yöntemi, bugün Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından bilimsel bir tedavi olarak kabul ediliyor. Still, herhangi bir organdaki sorunun, ilk bakışta belli olmasa bile, vücudun bir başka yerine de düzensizlik getirdiğine inanıyordu. Günümüzde bu inanç tüm bütüncül terapilerin esasını oluşturuyor. Örneğin, mide sinirleri ense ve sırttan geçiyor. Bu seviyedeki bir sıkışma kişide hazımsızlık yaratabiliyor. Geleneksel tıpta bu ilişki göz önüne alınmadığı gibi, kişi, tercihi iki değişik doktora gitmek olmadığı halde genelde hazımsızlık için bir doktora, ense ve sırt ağrıları içinse bir başka doktora görünmek durumunda kalıyor. Ancak osteopati, baş, ense, sırt, siyatik, eklemlerde görülen ağrılar, adale sorunları, sporla ilgili yaralanmalarda başvurulması gereken yöntem olduğu gibi, artritik durumlarda, astım, jinekolojik düzensizlikler, kronik yorgunluk, uyku sorunları, hamile kadınların doğuma hazırlanmaları ve forseps yardımıyla doğmuş bebeklerdeki bazı sorunlara yardımcı olabiliyor.

 

Osteopati hastanın sadece sorunlu organını değil, bütün vücudunu ele alır. Örneğin bir diz incinmesinde osteopati, hastanın bacak, kalça, ayak ve sırtını da inceler ve bu incinmenin vücudun diğer taraflarını nasıl etkilediğine bakar.

 

Bu inceleme sonucu osteopati tedavisi, kan dolaşımını, lenf ve sinir sistemini de göz önünde tutulacak nitelikte oluyor. Osteopati bütün vücudu ve vücuttaki değişik sistemleri içine alacak şekilde bir yaklaşım gösteriyor.

 

Esnetme, adaleleri gevşetme, incinme sonucu sınırlanmış eklemlere hareket getiren uygulamalar, özellikle küçük çocuklarda boyuna uygulanan hafif baskılar osteopatın kullandığı teknikler arasında yer alıyor.

Osteopatide, elle uygulanan tekniklerin yanı sıra kişiye vücudunu nasıl taşıması gerektiği, sorunlarının nedenleri, bu sorunları ortadan kaldıracak öneriler ve günlük hayatında uygulaması gereken egzersizler konusunda da açıklamalarda bulunuluyor.

Bugünkü yaşam temposu ve şekli, gelişmiş ülkelerde bel ve boyun ağrısını rahatsızlıklar listesinin en başına getiriyor. Osteopatinin, bilgisayar önünde uzun saatler geçiren büyük bir kitlenin yer aldığı Batı Avrupa ülkelerinde çok yaygın bir doğal tedavi haline gelmiş olması şaşırtıcı değil. Bugün Türkiye’de de çok yaygın olmasa da osteopati uygulanıyor.

 

OSTEOPATİ TEDAVİ YÖNTEMİ NEDİR?

 

Osteopati hastalıklardaki kas-iskelet sisteminin etkinliği üzerinde duran tamamlayıcı bir tıp metodu.

Akupunktur, masaj terapisi ve bunun gibi diğer bir çok yöntemle gelen sağlık aslında çokta yeni bir yöntem değildir. (sağlık merkezleri, birçok farklı uygulamacısıyla grup halinde çalışarak yayılmaya devam ediyor.) lojistik ve hesap zorluklarına rağmen, bu trend, Amerikan tıp birliğini farklı iyileştirme modelleri ile bilinen geleneksel Çin tıbbı ile birleştiren geleceğin tıbbı olarak ilerliyor. Bu arada, bir grup eski Amerikan ilaç uygulayıcılarını temsil eden Östeopath?lar farklı çeşit deki tamamlayıcı tıp uygulayanı olarak da bilinir. Östeopati? nin bulunmasından bu yana , östeopati uygulayıcıları günlerinin en iyi tıp mantığını kendi yaptıkları uyumlu metotlarla tamamladılar. Bugün tek

 

 

başına , oldukça geniş olan çağdaş uygulamaları şekillendiren bir Östeopath bulabilirsiniz. En azından bir Östeopath standart tamamlayıcı metotlarının yanında Östeopati tekniklerini biliyordur.

 

Östeopathlar M.D. de verilen eğitimin uzunluğuna eşit eğitim alırlar ve elli kademede lisansları vardır. İlaç verebilirler ve eğer uzmanlık alanlarında ameliyat yapma izinleri varsa ameliyatlarda yapabilirler. Yoğun eğitimleri ve tam lisansları yüzünden bu tarz tedavi yöntemlerinin masraflarını karşılamayan sigorta şirketleri Östeopati masraflarını karşılıyor.

Kas iskelet çalışması üzerine yoğunlaşan şikago?lu Östeopath Dr. Richard A. Feely hastalarına sadece allopathic tıp bilgisini değil O.M.T. ve ayrıca japon kafa akupunkturu, kulak akupunkturu ve bitki ilaçlarını sunar. Dr. Feely?e bir hekimin yaptığı bir dizi iyileştirme metodu bir grup uygulamacının yaptığından daha mı avantajlı diye sordum ve oda bir doktorun yaptığı çalışmanın daha ucuz ve aynı zamanda daha etkili olduğunu söyledi. Dahası Östeopathlar daha fazla tedavi seçeneği önerirler ve alternatif yöntemin uygulanmayacağı durumları bilirler ve acil bir durumda operasyona ve ya ilaç kullanımına ilk önce başvururlar.

 

Bütün bu avantajlarına rağmen, yapılan araştırmalar Amerikanın büyük bir kesiminin Östeopatinin ne olduğunu bilmediğini gösterdi. Bunun bir sebebi yeterli tanıtımın yapılmamış olmasıdır. Ama ayrıca bir isim sorunu da vardır. Östeopati kelimesinin kökeni yunanca kemik ve hastalık kelimelerinin birleşmesinden gelmektedir.

Östeopati kemik hastalığı çalışması değildir, en azından bir çok insanın algıladığı anlamda Leon Choizow (yazar) göre Östeopati vücuttaki, kas-İskelet sistemindeki dengenin öneminin tanınması ve uygulanan farklı bir çok teknikle dengeyi sağlayan terapilerinin yapabilirliğinin anlaşılmasına dayanan tam bir sağlık sistemidir.

 

Östeopatinin Tarihçesi

 

Östeopati Birleşmiş Milletlerde geliştiği zaman Allo pathic metod ve eğitimi içeriyordu. 1874 yılında Östeopatinin kurucusu Andrew Taylor Still bir şehir doktoru ve sivil savaş hekimiydi. O zamanlarda, Dr. Feely?in hatırlattığı gibi, Birleşmiş Milletlerde standart tedavi yönteminde şuan tehlikeli bir alışkanlık yaptığı düşünülen eroin ve kokain kullanılıyordu. Dr. Still bu yöntemi reddetti, ve bu ilaçların kullanımını tamamen bırakmaya karar verdi. Bunun yerine kendi geliştirdiği tekniği uygulayan doktorların yardımı olduğu zaman vücudun kendi kendine şifa verebileceği anlayışını geliştirdi. Afrikalı-Amerikalılara ve kadınlara en başından beri yardım eden Östeopati okulunu kurdu. Dr. Feely?a göre 1920 yılında, patentli ilaçların çok saygınlık kazandığı ve 1940 yılında, antibiyotiklerin çok kabul gördüğü, zamanlarda bazı Östeopathlar uygulamalarında farmakolojiyi içermeye karar verdi.

 

Dr. Feely?e göre östeopati iki tamamlayıcı tıp terapistin üzerinde çok etkili oldu. Chiropacticin kurucusu D. D. Palmer 1899 yılında kendi uygulaması Chiropractic idaresine öncü olarak Östeopatiyi hastası üzerinde iki hafta boyunca kullandı. Kendiside bir Östeopath olan William Gardner Sutherland kafatasındaki kemik ve onların ince hareketleri anlayışını geliştirdi. Bu anlayış kendi yarattığı Cranial Östeopati nin temelidir. Cranial Östeopati daha sonra John Upldeger tarafından ünlendirilmiştir.

 

Östeopati= M.D.Plus= Artı Tıp Okulu

 

Östeopati vücut yapısının hastalığının anlaşılmasındaki temel anahtar olduğu anlayışı altında incelenir. Yapılarda meydana gelen ağrı, burkulma ve yaralanma şikayetleri ile gelen hastaları tedavi etmelerine rağmen, östeopati sadece sırt, bacak kasları, lifler ve yapılarındaki ağrı, burkulma ve yaralanma değildir. Östeopati diğer

hastalıklarında sindirim, solunum ve Baş ağrısı problemleri gibi vücuttaki yapılarda meydana gelen rahatsızlıktan kaynaklanabileceğine inanır. Bazen, yaşanan bir sorun yıllar önce yaşanmış vücut yapısında oluşan bir tahribatın izini taşır.

Bir tıp doktorunun bildiği her şeyi bilmenin yanında, Östeopath?lar vücut yapısı hakkında düşünmeye dayanan bir çok düzenleyici teknik bilirler. Nithols?e göre bu teknikler sadece, kas ve bağlara basınç ve masaj yapma şekli olan yumuşak doku tekniği ve uygulayıcıları karşılarındayken kasları ile uyum içinde olmaları istenen hastaları içeren kas enerjisi tekniği ile sınırlı değildir. (Nicholas American Östeopati Birliğinin üyesi ve Arizonalı bir Östeopathdır.) Kas- İskeleti bozuklukları üzerine uzmanlaşan Dr. Feely hastalarının yüzde 96 sında cranial östeopatiyi kullanır. Bu yöntem William 6. Sutherland tarafından oluşturuldu ve daha sonra cranial- sacral terapi olarak geliştirildi. Vücuttaki sürekli stress ve travmadan kaynaklanan rahatsızlıklar cerebrosbinal sıvısını üretir ve belli ritimlerle emer, fikrine dayanır. Sutherland kafatasındaki kemiklerin mangaldaki balıklar gibi olduğunu farketti ve sonuç olarak kemiklerin altındaki sıvının bu uyumlu hareketinin ilk solunum mekanizmasını isimlendirdiğini gördü, buna rağmen, bu ciğerlere oksijen girerek oluşan solunum değildir. Cranial Östeopati stres yada travmadan zarar görmüş olan sıvının düzeninin tekrar sağlanması için oluşturuldu.

Bu teknik Östeopatinin yardımcılarıdır. Kısaltmalar ortadan kalktığı zaman vücudun kendi kendini iyileştirmesine yardımcı olurlar. Dr. Feely?in dediğine göre bu iyileştirme felsefesi Östeopatinin temel anahtarıdır. Ana prensibi yapı ve işlevler birbirine sıkıca bağlıdır. Farklı teknikler tarafından uygulanır. Yani, kötü vücut yapısı kötü işleve sebep olur ve kötü işlev vücutta kötü yapıya sebep olur.

Dr. Feely, farklı iki hastasıyla olan randevusunu izlememe izin verdi. Biri sağ elindeki kontrol edilemez sallantıdan şikayetçi diğeri ise arabasıyla bir başka arabaya vurmasından sonra oluşan baş dönmesinden şikayet ediyordu. Her ikisiyle de konuştum ve Östeopati den memnun ve umutlu olduklarını gördüm. Kazazede olan hasta

 

 

Östeopatinin bir bölüme katıldı, çünkü yapılan ilaç tedavisine yardımcı olarak tercih etti. Kol sorunu olan kadın Östeopatiye başladığı zamandan durumunun daha iyi olduğunu söyledi. Östeopatinin farklı denemeyedaha açık olduğunu vurguladı.

Gerçekte Östeopathlar geleneksel tıp eğitimleriyle görüşlerin karışımını kullanır bir durumdadır. Kas- iskelet sorunları üzerinde uzmanlaşanlar Östeopati Tıp eğitimini kullanırlar. Diğerleri Östeopati tıp eğitimi yanında Allopatiği kullanır. Dr. Nichols Zatüre teşhisi konan bir hastaya antibiyotiğin daha iyi işe yaraması için antibiyotiğin tedavisinin yanında tamamlayıcı teknikler kullanır. Allopathic tekniklere aşırı derecede güvenmemek gerekir. Östeopati tıbbı Östeopathic tekniği ve geleneksel görüşü birleştiren bir köprüdür.

 

 

 

 

 

Psikonöroimmünoloji

 

(PNI), hekimlerin yüzyıllardır, belki de antik Yunan’dan da önceki zamanlardan bu yana benimsediği inançları uygulayan oldukça yeni bir bilim dalıdır. Önermesi, hastanın zihinsel durumunun hastalıkları ve şifayı etkilemesidir.

 PNI özellikle, zihin ve bağışıklık sistemi arasındaki bağlantıları araştırır. Psikonöroimmünoloji standart klinik terapilerin ötesinde gerçekleştirilen şifa verme yöntemlerini inceleyen araştırmacılar için bilimsel bir dayanak sağlar. PNI araştırmacıları,  bağışıklık sisteminin belli bir tarihe kadar yaşama isteği gibi psikolojik faktörlere yanıt vermesini sağlayan fiziksel bir bağlantı arar. Umutsuzluk gibi zihinsel durumların bağışıklık sistemini daha düşük bir savunma düzeyine geçmesi için uyarabildiği yolları incelerler.

Kökeni Faydaları Dikkat Edilmesi Gerekenler

Psikonöroimmünoloji sözcüğü, New York Rochester’daki Rochester Üniversitesi Tıp Merkezi’nin psikiyatri bölümünde bir araştırmacı olan Robert Ader tarafından türetilmiştir. 1970’lerde Ader’in ve diğer araştırmacıların çalışmaları, stres ve anksiyete gibi deneyimlerin insanın bağışıklık sistemini nasıl etkileyebildiğine dair yeni bir anlayış sundu. 1970’lerde Ader’in laboratuar fareleri üzerinde yaptığı deneyler, çevresel faktörlerin bağışıklık sistemini etkileyebileceğini gösterdi. Ader’in çalışması, bağışıklık sistemini diğer vücut sistemlerinden ayrı tutan ve fiziksel olarak sinir sistemi ile etkileşiminin mümkün

 

 

olmadığını kabul eden bilimsel verilere karşı çıktı. Diğer çalışmalar da Ader'in bulgularını destekledi. PNI, gelişmeye başladı ve bağışıklık sistemi ile diğer zihinsel ve ruhsal süreçler arasındaki etkileşimleri keşfeden yüzlerce araştırma gerçekleştirildi.

 PNI çalışmalarının birçoğu stres, kin ve depresyonun bağışıklık sistemi üzerindeki etkisine odaklanmıştı. Kalp hastalığı, osteoporoz, artrit, yara iyileşmesinde gecikme ve erken yaşlanma gibi pek çok durum stres ve olumsuz duygularla ilişkilendirildi. Ancak mutluluğun veya diğer olumlu duyguların sağlık üzerindeki faydaları üzerine (belki de test edilmesi daha zor olduğundan) çok az araştırma yapılmıştır.

 

Doktorların çoğu bir hastanın iyileşme arzusunun hastalığın sonuçları ile ilişkili olduğunu kaydeder. Klinik anekdotlar, kanıtlanabilir bir neden olmaksızın mucizevi iyileşmenin görüldüğü ya da ölümcül derecede hasta kişinin beklenenden çok daha uzun süre yaşadığı pek çok olguya dikkat çeker. Doktora (ya da

şamana veya şifacıya) duyulan inancın da iyileşmede etkili olduğu düşünülmektedir. Antik Yunan hekimlerinden Galen "daha fazla güven duyan insanları daha başarılı biçimde iyileştirdiğini” yazmıştır.

Plasebo etkisi de iyileşmede ilginç bir etmendir. Plasebo, hastanın tıbbi olarak tedavi edildiğini düşünmesi için verilebilen, şekerden haplar ya da etkin olmayan reçetelerdir. Plasebo etkisinin gerçekleşme sıklığını ölçmek zordur ancak bazı araştırmacılar tüm hastaların üçte birinin plasebo etkisiyle iyileşeceğine inanır.

 

penumowaxa karşı antikor cevabı gibi 3 immun ölçüt değişim skorlarında geniş farklılıklar vardır. Bu farklılıklar solunum sistemi hastalığı sıklığı için de geçerlidir. Ya Th:Ts oranının yada pokeweed

mitogenezisinin aşırı düzeni deprem sonrası artan solunum sistemi hastalığının sıklığıyla bağlantılıdır. Davranış problemlerindeki değişiklik Aile Etki Skalasından alınan sonuçla alakalı ve pokeweed mitogenezis ile tersine iliskilidir (örn: depremle ilgili yüksek ailesel sıkıntı ve düşük immun cevap, aile tarafından rapor edilen davranış problemleri için belirleyiciydi). Düşük aile sıkıntısı olanlarda ne azami nede asgari cevap veren çocuklar solunum sistemi hastalıklarında dikkat çekici bir artış yaşamamışlardı. Tersine, yüksek ailesel sıkıntı altında, azami reaktif çocuklar hastalıkta dikkate değer bir artış göstermişlerdir,

oysa asgari reaktif çocuklar dikkate değer azalma göstermişlerdir. Boyce psikolojik olarak stresli olayların sağlık üzerine etkisinin çevresel stres kaynaklarının yoğunluğu ve bireysel konak cevabı arasındaki bir

 etkileşimle en iyi şekilde açıklanabileceğine inanmaktadır. Çocukların sadece bir grubu çevresel stres ve güçlük koşulları altında gerçek bir risk içindedir.

 

HİPNOZ VE İMMUN YÖNLENDİRME İLE İLGİLİ İLERİKİ ARAŞTIRMALAR

 

İmmun modülasyonu çalışmak için ideal bir sistem henüz yoktur. Klinik müdahalelere doğru yönelmek pratiktir, bu durumda araştırma immun değişiklikler için dakikası dakikasına kanıt sağlama yeteneğinde

olan biofeedback mekanizmasından faydalanacaktır. Örneğin beyaz hücrelerin geçişleri esnasında bunların hareketleri ve fonksiyponları hakkında açıklama yapabilme yeteneğinde olan, bir kan damarı

üzerindeki deri yüzeyine sensor yerleştirilebilseydi deney süjelerinin mental işlemlerinin beyaz hücreleri etkileyip etkilemeyeceğini anlamaları mümkün olabilecekti. Henüz açıklığa kavuşmamış olan bir başka

 değişken, herhangi bir anda PNL’in sadece %5’inin dolaşımda olmasıdır. Dolaşımda olmayanların fonksiyonları şüphesiz ki vücudun diğer alanlarında bulunanlardan farklı olacaktır. Humoral immun

modülasyona göre eğer tükrük ve gözyaşındaki Ig’leri dakikası dakikasına izleyebilecek bir monitör olsaydı, araştırma çok daha anlamlı olacaktı. Bu gibi tekniklerin gelişimi bu zamanda mümkün görülmektedir, fakat yaratıcı biomedikal mühendisler, bilgilendirilebilir minik sensörler ve yetenekli bilgisayar bilim adamları arasında kollaborasyon gerektirmektedir. Genelde bu alandaki araştırmacılar immun sistem fonksiyonlarının yerine geçebilen daha iyi markırlar hakkında daha fazla bilgi gereksinimi içindedirler. Olness’in son migren çalışmasında, idrardaki mast hücre son ürünlerini araştırmışlardır. Çok

derinlemesine olmadıklarından bu testler pratik olmakla birlikte, mast hücre son ürünlerinin orjinleri hakkında bilgi vermezler. Hipnozun klinik uygulamaları üzerine ileriki çalışmalar hem çocuklar hem de

 erişkinler için; cevap verme başarı yada başarısızlığında belirleyici olan bireysel farklılıklar üzerine toplanmalıdır. Araştırma derleme komiteleri hipnoterapi hakkında bilgili değillerdir, sıkça da bir çalışmaya

katılanların tümü için aynı protokolleri talep ederler ki bu da bireysel başarı ihtimalini azaltır. Hipnoz eğitimi bireysel tercihlere, imgelem yeteneğine, iletişim stiline, ihtimam becerisine, korkular ve evde pratik

yapabilme imkanına uygun olarak yapılmalıdır. Eğer sonucu etkileyen bireysel farklılıklar hakkında daha fazla bilgi olmaksızın ilerlemeye devam edilirse birinci sınıf immun fonksiyon biofeedback sistemlerinin

 geliştirilmesine çok az bir şey vardır.

 

 

FON MESELELERİ VE KOLLABORASYONLAR

 

Yaklaşık 10 yıl önce NIH psikonöroimmunoloji konusunda çalışan bir grubu desteklemiştir. Sonuç olarak bu alandaki çalışma tomurcuk vermiştir, bunun büyük kısmı hayvan labratuarlarında gerçeklestirilmiştir.

 Ama bu alanda çalışan bir çok insan fon bulmanın zor olduğunu görmüştür. Gereken labratuar testleri çok pahalıdır, ve çalışmalar çoğunlula çok zaman almaktadır. Birçok grup kendilerini başka şekilde

destekleyemedikleri taktirde çalışmalarını uzun süre devam ettiremeyeceklerini görmüşlerdir.

 

 

 

 

KAYNAKLAR

 

Psychoneuroimmunology Society Robert Ader ve ekibi tarafından 1992’de kurulmuştur. Bu topluluk Journal Brain, Behavior, and Immunity dergisini çıkartmaktadır ve yıllık bir konferansın sponsörüdür. Üyelik aday gösterme yoluyla olur. The Biobehavioral Research Consortium’u 1985’de 8 enstitüden pediatrisyenler, ve psikiyatristler tarafından kurulmuştur. Bu grup hipnozla ilgili birkaç protokol yazmıştır ve bir çalışma tamamlamıştır; siğiller üzerine yapılan komplex çok kuruluşlu kontrollu çalışmalar. Bu grubun en son toplantısı Şubat 1997’de gerçekleştirilmiştir. Birkaç protokol planlanmıştır fakat bu çalışmaların tümü gibi, fon problemleri yüzünden ilerleme yavaştır. The International Society of Neuroimmunomodulation, Journal Neuroimmunomodulasyon’u çıkartmaktadır.

 

ÖZET

 

Son 20 yılda psikonoroimmunolojji konusunda büyük ilerleme kayd edilmiştir. Hem immun artırma hem de immun baskılamanın hayvanlarda düzenlenebileceği konusunda dökümanlar vardır, ki bu da insandaki immun cevapta stres etkisi ve amaçlı immunmodülasyonun mümkün olduğunu ifade eder. insanlar kendi immun sistemlerini ya pozitif yada negatif sonuçlar yönünde istemsiz olarak

düzenleyebilecekleri inancı vardır. Hewson-Bower’in varolan çalışmaları bu fikri klinik alana getirmiştir. Hipnoz amaçlı immun modülasyonun önemli bir yardımcısı olabilir, fakat daha fazla araştırma gereklidir.

 İster düzenlemeyle ister amaçlı yollarla olsun immun sisteme etki için müdahaleler kullanıldığında başarı yada başarısızlık belirteçleri hakkında daha fazla bilgiye ihtiyaç vardır.

 

(Çev.)Dr. Necla Aktan’a 11.11.2017 yazmış olduğu bu yazı için teşekkürler.

 

Dikkat Uyarı

Bu sayfada yazdığımız bilgilerle ilgili Uyarı  Dergimizde yer alan  her türlü medikal bilgi, yorum, duyuru ve tanıtım faaliyetleri ile ilgili sayfa düzenlemeleri, güvenilirliğine inanılan kaynaklardan elde edilerek derlenmiştir. Evrenin Sırları Dergisinde yer alan her türlü bilgi, değerlendirme, yorum ve görüntüler kişileri bilgilendirmeye yönelik olup, hiç bir şekilde kişinin doktorundan bağımsız teşhis ve tedaviye yönlendirilmesi anlamına gelmemektedir. Burada yer alan bilgi ve değerlendirmelerin uygulanması sonucunda ortaya çıkacak doğrudan ve/veya dolaylı zararlardan Bu Tıbbi Makaleyi yazan Dr veya Bilim Adamları Ve Dergimiz Evrenin Sırları sorumlu olmayacaktır. Bu bilgiler sadece temel bilgilerdir tedavide kullanılamaz

Unutmayın erken teşhis edilmiş bir hastalık yarı yarıya tedavi edilmiş sayılır. Sizde en küçük bir şüphenizde Doktora başvurun.

Hayatınızla kumar oynamayın.

Editör : Burhan Zihni SANUS