KUR'AN ve iNSAN

 

 

Pdf

Kur'an-ı Kerim Meali.pdf
Kur'an-ı Kerim'e göre insanın değerlenmesi.pdf
Kur'an'da İnsan Problemi - Prof.Dr. Hüseyin Atay.pdf
Kur'an'a göre insanın yaratılış hikmeti.pdf

 

Video

Kuran Mucizeleri
Yaratılışmızla Beraber var Olan deliller
Sözde Fetvalar

 

Yayın Tarihi: 01.11.2018

Kuran'a Göre İnsanın Tanımı

 

 

 

 

 

Bütün ilmî çalışmalar, tüm siyasî faaliyetler, çeşitlenerek artmakta olan üretimler ve çok yönlü sosyal hizmetler, insanın mutluluğunu amaçlamaktadır.

 

İnsan hakları ve özgürlüklerini içeren, ulusal ve milletlerarası düzeyde onaylı, siyasî ve hukuki metinler de insan düşüncesi ve tecrübesinin gelişmiş ürünleri olarak aynı amaçla yürürlüktedir.

 

Böyle olmakla beraber insan mutlu edilemiyor. Kişiler arası tecavüzler, bölgesel çatışmalar, milletlerarası savaşlar devam ediyor.

 Zulümlere gerekçeler üretilip, zayıf fertler ve topluluklar eziliyor, kanı emilircesine sömürülüyor.

 

Bütün bu olumsuzlukların ana sebebi, Allah'a ve ölümle başlayacak ahiret hayatına, ilâhî sorgulamaya; Cennet'e ve Cehennem'e iman yoksunluğudur veya inanç zaafıdır. Bu ana sebebe bağlı olarak da insanın insan tarafından tanınamayışıdır. Tanınamayan insan nasıl mutlu edilebilir?

 

İnsanın, insan tarafından tanınabilmesinin tek yolu, onu yaradan Allah'ın bildirilerine başvurmaktır. Bir diğer ifadeyle, ilâhî orijinalitesini koruyan son kutsal kitap Kur'ân-ı Kerim'in açıklamalarını öğrenmektir. O halde (İnsan nedir?) sualini soralım, cevabını da Kur'ân'dan almaya çalışalım.

                                                                  

İnsan nedir?

 

İnsan; Allah'a ibadet amacıyla halk edilen ve ilk ferdi topraktan yaratılan bir varlıktır. Yüce Allah zâtından ilim ve irade gibi değerler üfleyerek en güzel kıvamda yarattığı bu ilk insandan eşini halk etmiştir. Koyduğu üreme kanununu işleterek, bu çift aracılığıyla da insanı nesillendirmiştir.

İlk ferdinin varlığına üflenen ve nesillerinde sürekli kılınan ilâhî nefha sebebiyle melekler ilk insan ferdi Hz. Adem'e saygı secdesine vardırılmış, böylece insanın yüceliği diğer varlıklara duyurulmuştur. Yaratılışın, sürekli kılınan ilâhî nefha ve en

güzel şekil özellikli bu toprak-sperm (nutfe) çizgisi, Kur'ân-ı Kerim'de değişik sûrelerde açıklanmıştır. Yüce Allah Kur'ân'da şöyle buyuruyor:

 

"Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etmeleri için yarattım."

 

"Rabbinin meleklere şöyle dediği anı hatırla: Ben kupkuru bir çamurdan; değişken cıvık-balçıktan (yeryüzünde halife olacak) bir insan yaratacağım. Ona belirli bir biçim verip, öz rûhumdan içine (değerler) üflediğim zaman, önünde hemen saygı secdesine varın."1

 

 

 

 

 

 

İnsan nedir?

 

İnsan, Bakara Sûresi'nin 30. âyetinde açıklandığı üzere yeryüzünde halife kılınmıştır. O, özgür iradesini kullanarak Allah'ın insanlar için koyduğu yasaları, onun vekili olarak uygulayacak ve uygulatacak soylu bir varlıktır.

 

 

 

İnsan nedir?

 

İnsan; dağlar, denizler, ovalar, bitkiler, hayvanlar ve madenler gibi bütün yeryüzü varlıklarının kendisi için yaratıldığı, güneş, ay ve yıldızlar gibi semavi (göksel) varlıkların emrine verilip hizmetine sunulduğu, yaratılmışların pek çoğuna üstün kılınmış büyük bir varlıktır. Bu gerçeği açıklayan âyetlerden bazı misaller sunalım:

 

"Allah, yeryüzündeki bütün varlıkları sizin için yarattı..."

 

"Göklerde ve yerdekilerin tümünü kendisinden bir lütuf olarak size boyun eğdirdi..."

 

"Böylece insan oğullarını yücelttik. Karada ve denizde ulaşımlarını sağladık. Onları tertemiz, yararlı besinlerle rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın pek çoğuna üstün tuttuk."

                                                                  

İnsan nedir?

 

İnsan; akıl ve irade özgürlüğüyle donatılarak yaratılan, maddi nimetler, ilâhî yasalar ve de can-mal merkezli denemelerle kulluk imtihanına uğratılan, Yaradanına karşı mükellef bir varlıktır. O, tadacağı ölümün ardından yerleştirileceği ilk sorgu ünitesi olan kabrinden adâlet terazilerinin kurulacağı (Kıyâmet Günü) çıkarılacaktır.

 

Ve de insan, bütün inançları, sözleri, davranışları ve işlerinden Rabbinin huzurunda yargılanacaktır. En küçücük hayırları ve şerlerinin bile değerlendirileceği ilâhî yargı sonuçlarına göre, ebedî Cennet'le ve Allah'ın sürekli sevgisiyle armağanlandırılacak veya Cehennem merkezli azapla cezalandırılacaktır. Sunacağımız Kur'ân âyetleri bu gerçekleri açıklamaktadır:

 

"İnsan; başı boş, sorumsuz bırakılacağını mı sanır?"

 

"Biz onu karışık bir sperm damlasından yarattık. Onu deneyeceğiz. Bu amaçla onu görme ve işitme duygularıyla donattık. Ona (Peygamberimiz aracılığıyla) gideceği yolu da gösterdik. Artık o, dilerse şükredici, isterse Rabbini bilmez bir nankör olabilir."

 

"Böylece doğruya kılavuzlayıcı âyetlerimizi tanımayan (nankörleri) yakın gelecekte ateşe mahkum edeceğiz. Her yanıp döküldüğünde azabı tam olarak tadabilmeleri için onları yeni derilerle değiştireceğiz. Şüphe yok ki Allah, kudret ve hikmet sahibidir."

 

"İman edip (emrolundukları) yararlı işleri yapan (şükredici)leri de içlerinden ırmaklar akan Cennet'lere koyacağız. Orada sonsuza kadar kalacaklardır..."

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İnsan nedir?

 

İnsan; Allah'a karşı mükellef kılınmış bir varlık olduğu gibi, insanlara ve insan için yaratılmış varlıklara karşı da yükümlü kılınmış bir varlıktır.

 

Bu sebeple insan, hakları, hürriyetleri ve tabii çevresi korunarak gelişimi ve mutluluğu için çalışılması Cennet'e, hakları, özgürlükleri çiğnenerek ve sömürülerek muzdarip kılınması da Cehennem'e yol kılınmış kutsal bir varlıktır. Bir diğer ifadeyle insan, kendisine karşı yapılanı, Allah'ın kendi zatına yapılmış olarak kabul ettiği varlıktır.

 

Kur'ân-ı Kerim'in Cennet'e götürecek amelleri bildiren âyetleriyle, Cehennem'e yöneltecek amelleri duyuran âyetleri, bu gerçeği açıklayan misallerle doludur.

 

(İnsan nedir?) sualini Kur'ân'dan aldığımız cevaplarla açıklamaya çalıştık. Açıkça anlaşılacağı üzere, insan olarak doğan her bir varlık, Kur’ân’ın bildirdiği özellikleri taşır. Ne var ki, ancak Rabbine inanan ve O’nun tanıttığı gibi kendisini tanıyabilen insan, bu özelliklerini koruyabilir. Müslüman, bu özellikleri bilen ve koruyabilen insandır.

 

Rabbine inanmadığı ve yaratılış özelliklerini tanıyamadığı için yücelik çizgisini izleyemeyen, Kur’ân ifadesiyle (Esfel-i safilin)e atılan insan; ne dünyası ve hretini mutlu edebilir, ne de insanlara beklenen olumlu katkıları sağlayabilir. Hutbemizi bir âyetle bitiriyorum:

“Yaratılış özelliklerini koruyarak, iman eden ve (emr olunduğu) yararlı işleri yapanlara müjdeler olsun! (ebedî hayatı içine alacak) güzel gelecek de onlarındır.”

Yazan:

 Ali Rıza DEMİRCAN

Aslen Rizeli olan Ali Rıza Demircan, 1945 yılında İstanbul’un Kasımpaşa semtinde Faik ve Hamdiye’nin yedinci çocuğu olarak doğdu.

1969’da İstanbul İmam-Hatip Lisesini birincilikle bitirdi. Aynı yıl o zamanki adı İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü olan Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini de birincilikle kazandı. Buradan da iyi dereceyle mezun olan Demircan 1970 yılında Süleymaniye Camii Hatipliğine, bir yıl sonra da Hatiplik kaldırıldığı için aynı caminin İmam-Hatipliğine tayin edildi. Bu camide on iki yıl görev yaptı. 1976-1978 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı Haseki Eğitim Merkezi’nde İhtisas gördü.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazan ve Derleyen :  Burhan Zihni Sanus

 

Ben Neyim? Nereden Geldim? Nereye Gidiyorum? Amacım Ne?

 

Ben neyim, nasıl yaratıldım, bu toprak dünya üzerine nasıl geldim, amacım nedir, neden ölüp toprak oluyor, dünyayla bütünleşiyorum. Sonrasında bana ne olacak?

Bu tarz sorular insanların aklına gelmesi muhtemel ve cevabını bulmakta çok zorlandığımız sorulardır şüphesiz. Eğer biz bu evrende başıboş bırakılsaydık ve kimse bize yol göstermeseydi emin olun ki bu soruların cevaplarını bulmak imkansız olurdu. Ancak Allah bizleri var etmiş ve var ettiğinden beride başı boş bırakmamıştır.

İnsan topraktan yaratılmıştır. Yani ilk insan Hz. Adem in yaratılışı Allah tarafından bize bu şekilde bildirilmiştir. Ama Hz. Adem in ilk yaratıldığı anda bizim şeklimizde olmadığını biliyoruz. Çünkü Hz. Adem Cennet de ve Cennet için yaratılmıştır. Bizim yerde gördüğümüz toprak değildir yani kasıt, aslında özünde bütün maddeler birdir. Bizim gördüğümüz toprak ile Allahın

 

 

bahsettiği toprak aynı şeydir ama biz Hz. Ademin yaratıldığı yani bizim özümüzün yaratıldığı toprağı göremeyiz, farklı boyutun öz toprağıdır o. Görürsek şaşkınlık içerisinde kalırız. Bizden daha üst ve güçlü bir boyuttadır. Anlatmak istediğim topraktan yaratılan bizim özümüzü oluşturan insandır. Üzerimizde bulunan bu dünyaya göre fiziksel olan beden bu dünyanın fiziksel boyutuna ait olduğu için dünya  toprağından yaratılmıştır, bütün hayvanlar gibi. Ama insanın özünü oluşturan ruh diyebileceğimiz gerçek asıl olan öz bedeni üst boyutta çok daha güçlü ve güzel öz topraktan yaratılmıştır.

 

İnsan dünyaya cezalandırılmak için gönderilmiştir. Yani dünya insanın özü için küçük bir cezaevidir. Aslında insan diyebileceğimiz bizim ruhumuzdur.

Üzerimizdeki bu et parçası hayvandan başka bir şey değildir! Bizler bir hayvanın içerisine hapsedilmiş özünün gözleri mühürlenmiş birer tutsağız bu dünyada.

Neden buradayız? Çünkü Hz. Adem yaradılışından sonra Cennet de istediği gibi yaşarken Allahın “Bu ağaca dokunma.” dediği ağaca dokunmuş, ondan

meyve yemiştir, Kuran-ı Kerimin bize tasviri ile, yani yaratılışta bulunan nefsine şeytanın verdiği vesveseye uyarak. Bu meyve Hz. Adem in şu anki bizim vücudumuza dönüşmesini sağlamıştır diye düşünüyorum . Çünkü bu meyve yendikten sonra avret yerleri ortaya çıkmış ve utanma duyguları oluşmuştur.

Buna istinaden Allah itaatsizliğinden dolayı Hz. Adem’i dünyaya göndermiştir. Konu ile alakalı detaylı bilgiyi (Kuran-ı Kerim “A’RÂF SÛRESİ 19-25”’nde bulabilirsiniz.)    http://www.kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=7

 Aslında suçu Hz. Adem de aramak bizim üzerimize vazife değildir, ve bize göre suçluda olamaz. Çünkü Hz. Adem bütün insanlığı temsil etmekte olup her birimizin aynı şeyi yapacağından şüpheniz olmasın Allah’ın düzeni bu şekilde olmasını gerektirmektedir. Üzerimizdeki et parçası değildir insan. İnsan içimizdeki öz ruhumuzdur.  Ancak Allah’ın Rahmeti sonsuz olduğu için Hz. Adem in tövbesini kabul etmiştir. Yani Hz. Adem dünyaya gönderilirken mühürlenen gözlerini açmayı başarmıştır. Ve bize de bunu başarabileceğimizin mesajını vermiştir Allah ,Şeytan ‘a ve bütün meleklerine Hz. Adem e secde etmelerini söylediği zaman Şeytan böbürlenerek ateşten yaratıldığını ve secde etmeyeceğini söylemiştir. Allahtan Kıyamet Gününe kadar bizi yolumuzdan caydırabilmek için izin istemiştir, Allah Şeytana izin vermiştir,

Anlaşıldığı üzere bu dünyadaki amacımız Allah ‘a uygun bir kul olmak onu secde etmek, tespih etmek yüceltmek, ama hepsi kendi ruh gözümüzün açılması

 

 

 İçin. Yoksa Allahın bizim hiçbir ibadetimize ihtiyacı yoktur. Yani kendimizi affettirebilmek Allah‘ın rahmetinden faydalanabilmek içindir. Biz dünyada

Allah’a kul olmak için varız. Nefsi terbiye etmek şeytandan uzak durmak ve şeytanın farkında olabilmek bizim amacımız. Allah, Resul, Nebi’leri ile bize bu

 İşi nasıl yapacağımızı uygulamalı olarak anlatmış, Evrenin kanunu olan Kuran-ı Kerimde bizlere çok güzel yol göstermiş, Peygamberimiz Muhammed Mustafa

Vasıtası ile bizlere çok güzel öğütler vermiş, gerçekle yüz yüze olmamızı sağlamıştır.

Döndürüleceğimiz yer yine Allah ‘ın huzuru. Ahret, Cennet, Cehennem ve sonsuz bir hayat. Cennet’e özümüz ile bulunacağız bu etten kemikten vücut kendisi gibi pis olan dünya ile kalacak. Pis dediğimiz kurtulmak istediğimiz,

dünya ve etten kemikten olan bu vücut bile bizlere, Allah’ın hikmetini, büyüklüğünü ve varlığını; bize göre muhteşemliği ile şüphesiz ve net olarak gösteren birer delildir.

 

 

 

 

Kimim ben? Nereden geldim? Niçin geldim? Nereye gideceğim?

İman ve insan 02/02/2018

 

İnsanoğlunun zihnini kurcalayan en önemli sorular; Kimim ben? Nereden geldim? Niçin geldim? ve Nereye gideceğim?

Evet herkesin hayatı boyunca en azından bir kez bile olsa mutlaka kendine sorduğu hayati sorular bunlar.

Peki ya cevaplar?

Bu makalemizde bu sorulara cevap arayacağız

 

Kimim ben?

 

İlk sorumuzun cevabı çok kolay, Ben bir insanım. Peki ne gibi özelliklerim var?

Aklım var düşünüyorum.

Gözüm var görüyorum.

Kulağım var duyuyorum.

Ellerim var tutabiliyorum.

Ayaklarım var yürüyebiliyorum.

Ağzım var leziz yemekler yiyorum.

Burnum var koku alabiliyorum.

Dilim var konuşabiliyorum. vs. vs.

 

Peki bunları bana kim verdi? Niçin verdi? Bu soruya cevap bulduğumuz anda otomatik olarak diğer soruların da cevaplarını bulmuş oluyoruz.

 

Bütün bu özelliklere mazhar olan insanın bir yaratıcı tarafından donatıldığı, kendisine bir vazife verildiği, ve vazife sonunda ise ödül ya da ceza verileceği aşikar olarak ortaya çıkmaktadır.

 

Bunu bir örneklerle açıklayalım.

insan bu dünyaya başı boş gönderilmemiş, İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin bir hikmeti ve bir gayesi var.

 

 

 

İnsanla beraber yaratılan her bir mahluk da başıboş değil. Bir amaca hizmet ediyorlar.

 

Sonuç olarak:

 

Yukarda bahsi geçen soruların cevapları sırasıyla;

 

Ben kimim? Ben mükemmel bir donanımla yaratılmış bir insanım.

 

Nereden geldim? Beni yaratan biri var. Beni bu dünyaya gönderen de O’dur.

 

Niçin geldim? Beni bu dünyaya bir vazife için göndermiş. Vazife ise kendisine iman ve itaat etmekten başka bir şey değil.

 

Anlaşıldığı üzere bu dünyadaki amacımız Allah ‘a uygun bir kul olmak onu secde etmek, tespih etmek yüceltmek, ama hepsi kendi ruh gözümüzün açılması

 için. Yoksa 0nun bizim hiçbir ibadetimize ihtiyacı yoktur. Yani kendimizi affettirebilmek Allah ‘ın rahmetinden faydalanabilmek için. Biz dünyada

Allah’a kul olmak için varız.

Nereye gideceğim? Bana verilen vazifenin sonunda tekrar yaratıcı beni huzuruna alacak ve beni değerlendirecek, Ona göre ödül yada cezaya maruz kalacağım.

                                                  

 

Netice;  daha kısa ve öz olarak :

Tanrı evrenimizin bulunmadığı bir boşluğa bundan 13700 milyar ışık yılı evvel 

Bir anda oluşan bir patlama ( Big Bang ) neticesinde evreni yaratmıştır .

Ve onu bir çok gezegen ve yıldızlarla donatmış boşluğu canlının yaşayabilmesi için bütün gereken özelikleri oluşturmuş zaten kendisi bunları (Araf  ayetinde )

 

de izah etmektedir. Ondan sonrada yine kendisinin Kuranda izah ettiği gibi  Canlıları yaratmış  ve Canlıların en üst tabakası olan insana’da şöyle demiştir :

“ Sana üzerinde çok rahat bir hayat yaşayabileceğin bir dünya yaratım bütün ihtiyacını  ve hata rahatını sağlayacak her şeyi koydum.

Sana teklifim gel bu dünyada benim sana Peygamberlerim ve onlara verdiğim kitaplarda izah edilen  şartları aynen kabul ederek  cezanın bedelini öde .

Eğer bu söylediklerime uyarsan seni belli bir zaman sonra tekrar yanıma alırım ve cenetim de sonsuza kadar bolluk ve keyif içinde yaşarsın.

Hayır gelmek istemitorsan o zaman seni yok ederim ( ölü Doğum ) veya  eğer kabul edersen fakat şartlarıma uymazsan o takdirde , dünyada belli bir zaman keyfine göre yaşarsın sana dokunmam ama benim karar vereceğim bir zamanda o dünyadan seni alır ve yaptığın hataları sana gösterip muhakeme eder ve Cehennem denen azapların en büyüğüne hiç çıkmamak üzere atarım .

Karar sana ait .

 

Gördüğünüz gibi Tanrı bize açık açık olacakları izah edip teklifini yapıyor ve dikkat edin hiçbir zorlama yapmadan gayet açık ve seçik bir şekilde olanları ve olacakları izah edip  size ister  bana biat edersin ister  bu dünyaya gelmezsin ister gelir bildiğin gibi yaşarsın ama bu kararların neticelerinin sana nasıl bir son hazırlayacağını da kabul etmiş olursun “

 

Bende size tavsiyem:

Allahın , bizlerin bu dünyaya gönderiliş gayemize uygun yaşamayı ve yarın huzurunda mahcup olmayacak olan kulları arasında yer almanızı  temenni ederim..

Saygılarımla

Burhan Zihni SANUS