Hayalet

 

Pdf

Durugoru Zaman Mekans.pdf
Astral Seyahat.pdf
Sosyal İnançlar Paranormal.pdf
Telepati - durugoru.pdf
Tüketinmin Paranormali.pdf
Ramüz'un öyküleri.pdf

s13_06 - Ramüz'un öyküleri.pdf

 

Video

Paranormal – Ghost story

 

 

 

Yayın Tarihi: 01.01.2019

 

 

Benim tüm zamanların en sevdiğim kitabı olan İki Şehrin Hikayesi’nin yazarı Charles Dickens, aynı zamanda Büyük Umutlar, Bir Noel Şarkısı ve Oliver Twist kitapları ile de biliniyor. Gerçekten yetenekli bir yazar olmasının yanı sıra, çok ilginç bir kulübün de kurucu üyesiydi. Hayalet Kulübü, İngiltere’de 1862 yılında spiritüalizmin yükselişi esnasında kuruldu. Flavorwire’ye göre bu kulüp, dünyadaki en eski paranormal inceleme ve araştırma kuruluşu. Birçoğumuz gibi, bilinmeyen hayaletler Dickens’ın da ilgisini çekmişti. Scrooge ve Marley’nin hayaletine bakın!

 

 

Peki Hayalet Kulübü tam olarak neydi? Dickens ve arkadaşları; Bill Murray, Dan Akroyd, Kristin Wiig ve Leslie Jones gibi grimsi- kahverengi

kıyafetler giyerek şakalar mı yaptılar? Tabi ki hayır… Bustle, “Londra’da metafizik düşünce” popüler olduğu, ve “ruh çağırma seansları ve

 musallat olma” konularını da içerdiği halde, başlangıç safhasında kulüple basın tarafından alay edildiğini yazıyor. Dickens katılınca,

 paranormal kulüp Londralılar için biraz daha inandırıcı oluyor.

The Ghost Club   nedir linki tıklayıp İngilizce olarak okuyun

https://www.spr.ac.uk/book-review/ghost-club-history-peter-underwood

 

 

 

 

 

Sir Arthur Conan Doyle da Hayalet Kulüp’ün en ünlü üyelerinden biriydi. O, arkadaşı olmasına rağmen Harry Houdini’nin kaçışını onun sihirli güçlerine bağlamış, hayaletler, periler gibi safsatalara da samimiyetle inanan “tutucu bir spiritualist” olmuştu. Görünüşe göre, Dickens hayaletler ve hayalet hikâyeleri konusuna merak salmaya başlamışken, Doyle hayaletlerin gerçekten var olduğunu kanıtlamak niyetindeydi.

İnansın veya inanmasın, kim iyi bir hayalet hikâyesini sevmez ki?

 

Dickens paranormale geldiğinde daha çok şüpheciydi, genellikle böyle bir kulüpte konuşulan ihtimaller ve bakış açılarının anlatımı ile ilgileniyordu. Ama, buna rağmen, “hipnoza” ve “paranormal bozuklukların birçoğunun sinir ve duyu bozukluğu olduğuna” inanan “bir bilimsel teori taraftarı” idi. Bu onun hayaletlere inanmadığını göstermez; o, her şeye tedbirli bir anlayışla yaklaşıyordu.

 

Hayalet Kulübü, ilk paranormal teorilerden biri olan Davenport kardeşlerin ölülerle iletişim kurulabildiği iddiasını çürüttü. Hayalet kulüp bu seslerin “hayaletler”in değil gerçek müzikal enstrümanların sesi olduğunu kanıtladı. Bravo Dickens, Dole ve ekibi!

 

Dickens’ın Kasvetli Ev isimli kitabında onları heyecanla anlatması, hayaletlere hayran olduğunu kanıtlıyor. İlgilenenler için, bu kulüp hala var.

 Daha fazla bilgi için:

http://www.nytimes.com/1994/10/29/style/29iht-fghost.html.

 

Yazar:  Gabriellezsegal

Çeviren:  Asena Elif Akgül

Kaynak: Bookstr

 

 

----------------------------------------

 

Ata Nirun´la ruhlar üzerine bir röportaj

 

 

M. Ata Nirun

Yazar

M. Ata Nirun, 1948’de İstanbul’da doğdu. 1964-1970 arasında müzisyen, 1973-1982 arası Eczacıbaşı Grubu’nda istatistik uzmanı olarak çalıştı.

Çeşitli gazetelerde, televizyonlarda yazar, yayıncı, yönetici ve programcı olarak görev yaptı, belgesel filmler hazırladı. Mitoloji, parapsikoloji, astroloji, inanç turizmi konularında araştırmalarda bulundu, çeşitli kurs, seminer ve kongrelere katıldı. John Spencer, Philip Mantle, Erich von Daniken, Colin Wilson gibi, bilinmeyen dünyasının önemli isimleriyle çalıştı. Ata Nirun halen "Hürriyetim" ve "e-kolay" web gruplarında, bu alanda editörlük yapıyor.

Günümüzdeki "Atlantis ve Mulular", "Bilinmeyen Meryem Ana" ve "20. Yüzyıl Kronolojisi" adlı kitapları üzerinde çalışıyor.

 

 

Ata Nirun's blog

Ata Nirun´la ruhlar üzerine bir röportaj

Geçen ay Ata Nirun’un Destek yayınları´ndan çıkan "Türkiye´de Ruhlar ve Ruhçuluk" kitabı üzerine kendisi ile bir röportaj yaptık. Ruhlar alemi ile ilgili merak ettiklerinizin tüm cevabı aşağıda...

Sorular  Destek Yayınevi Müdüresi  Yelda Cumalıoğlu tarafından sorulmuştur

 

Soru - Ata bey en son sizin Meryem Ana Evinin sırrını anlattığınız Panaya Kapulu isimli kitabınızı okumuş, oldukçada etkilenmiş, şaşırmış ve dünyada neler oluyor diye düşünmüştük.  Ancak son kitabınız olan Türkiye´de Ruhlar ve Ruhçular´da bizi daha fazla şaşırtacağa benziyor.

Öncelikle birçok insan sizi yanlış tanıyor.  Dünyanın sayılı astrologlarından biri olmanız yanı sıra spiritüel eğitiminiz ve geçmişiniz hakkında bizi biraz bilgilendirebilir misiniz?

 

Ata Nirun - İşin aslına bakılırsa öncelikle ben de bir spiritüalisttim yani o yoldan geçtim ve bu süre oldukça da uzun sürdü. Gerçekte ise bir okültist yani bir gizemciyim, beni ilgilendiren şey, her konuda, her yerde ve her şeyde gizemi aramak ve onunla buluşmak. Bu nedenle de elbette ki Astroloji de işin içinde yer aldı, aslında bir hobiydi ama sonra her zaman yapmaya çalıştığım gibi olayı bütünüyle kavramak adına profesyonelliğe dönüştü ve öyle de kaldı. 90´ yılların başında Alo-900 süreci yaşanırken astrolog kimliğini taşımam ya da medyatik çizgide bu kimliğin çok öne çıkarılması astrolog olarak tanınmama yol açtı. Evet, bu kimliği üzerimden atamıyorum ama yine konuya okült manada

 bakacak olursak, klasik astrolojiden gerçekten çok hoşlanıyorum ama gelin görün ki ülkemde yıldız falı ile gerçek astroloji arasındaki fark görülemiyor, ayırd edilemiyor. Bunun en önemli nedeni durmaksızın peşpeşe ortaya çıkan bir sürü astroloji amatörü, kaldı ki bu kadar uzun bir sürece rağmen yani çeyrek yüzyıldır astroloji ile ilgilenmeme ve astrolojinin dünyada ve Türkiye´de en önemli isimleriyle beraber olmama karşın ben kendime hala astrolog diyemiyorum ama birileri pıtrak gibi ortaya çıkıp üç günde kendilerine astrolog diyebiliyorlar.

 Aslında bu olay da ülkemizdeki kültür erozyonunun bir diğer sonucu... İlk kez 1960´ların ortasında, Metapşisik yani Ruhsal Araştırmalar Derneği´ne devam etmeye başlamıştım. Herşey orada başladı, orada celseleri gördüm, gerçekmedyumları tanıdım. İlerleyen yıllar içinde ise, merak önce tutkuya sonra da ciddi bir araştırma boyutuna ulaştı. Türkiye´nin bu alandaki hemen hemen tüm ciddi isimlerini tanıdım, tüm dernekleri tanıdım, ruhçu gruplarla beraber oldum ardından bu inceleme süreci dünya çapına yayıldı ve birçok ülkede araştırma ve çalışmaları sürdürdüm. Bir sürü kursa, workshop´a, seminere katıldım. Büyük üniversitelerin araştırmalarında bulundum falan... Bu arada "Bilinmeyen" ve "Fenomen" dergilerini yönettim ve tam anlamıyla birer okült yayın olan bu dergiler hala bu alanda tektirler ve bir başkası yayınlanmamış ve yayınlanmamaktadır. Bunun nedenini ise, şimdi bile anlamış değilim, öylesine abuk dergiler çıkıyor ki... Ama her nedense her yaştan çok büyük bir kitlenin çok ilgilendiği bu konular hiç akla gelmiyor. Neyse, bu da ayrı öykü. Sonuç olarak beni ilgilendiren şey, dediğim gibi gizemin ta kendisi, öyle popülizmle, siyasetle veya amatörlükle sulandırılmış hali değil. Bu kitapta ise, arada bir magazinsel çizgiler görülse de, okur bunların gerçekten yaşandığını bilmeli, ben bunu anlatmak istedim...

 

Soru - Türkiye´de Ruhlar ve Ruhçular kitabı bir belgesel tadında ve Türkiye´deki Ruhçuların tarihçesini bize keyifli bir şeklide aktarıyor.

 Kitabı okudukça inanamıyorsunuz ama yaşananlar, inançlar, ödenen bedeller gerçek.  Türk spiritüalizmini batıyla kıyasladığınızda durum nasıldır?

 

Ata Nirun - Gerçekte Türk Ruhçuluğu yani Türk Spiritüalizmi diye birşey yok. Zira Ruhçuluk evrensel iddialar içeren bir öğreti veya izm.

Kitabın adı böyle ama benim vurgulamak istediğim şey, konunun bizde nasıl yaşandığı yönünde ve ülkemizde bu öğretinin nasıl yorumlandığını göstermekten ibaret. Geçmişte çok ciddi olarak yaşanılan ve özgün etkiler yaratabilen Ruhçuluk, eğer o çizgide kalabilseydi ya da gruplar, sorumlular veya liderler bir yerlerde buluşabilseydiler, öğretinin sosyal sonuçları belirginleşebilir ve hatta batıda olduğu gibi, din baskısından kurtulmuş evrensel bir ruhsal öğreti güç kazanır ve toplumu bugünkü haline göre çok daha fazla aydınlatabilirdi, irtica bile geri adım atabilirdi ama olmadı ve egolar galip geldiler. Bunları kitapta uzun uzun anlattım. Bugün ise Ruhçuluk hemen hemen hiç yok veya bir nostaljiden ibaret. Eskinin ciddi, iyi eğitilmiş meslek sahibi ve akıllı ruhçularının yerinde, kendilerini doğaüstü göstermeye çalışan bir sürü saçma sapan şarlatan var, zaten internet sayesinde gizemin de suyu çıktı, bir de New Age karmaşası ve uçukluğu işin içine girince ipler iyice koptu. Kısacası Türkiye´de artık Ruhçuluk yok, sadece kalıntıları var. Batıda ise yüz yıllık ciddi kurumlar hala varlıklarını ve etkinliklerini sürdürüyorlar...

 

Soru - Adana ve İzmir neden Ruhçular için önemli şehirlerdir?

 

Ata Nirun - Sanırım eski ruhçuları kast ediyorsunuz. Ama Adana değil, İzmir önemliydi çünkü Dr. Ruhselman orayı bir üs gibi kullanmış ve etkin bir çevre oluşturmuştu. Ama yine sanırım İzmir´in siyasette ve sanatta olduğu gibi bu alanda da bir ayrıcalığı hatta öncülük misyonu vardı. Fakat bu da sürdürülemedi.

 

Soru - Ruh gerçekten var mıdır?

 

Ata Nirun - Zor bir soru, kitapta çeşitli yaklaşımları anlattım fakat soruyu eğer bana soruyorsanız olmasını çok istiyorum çünkü eğer ruh yoksa yaşam çok anlamsızlaşıyor ve tek taraflı kalıyor. Bildiğimiz her şey birer düalite olduğuna göre, ruhun da iki tarafı olmalı. Ölüm ve yaşam varsa beden ve ruh da olmalı. Bir diğer ipucu da, insanlığın hayalini kurduğu her şeyde benzer sonuçlara erişmesi gerçeği. Bilim kurgunun bilime dönüşmesi örneğinde olduğu gibi... Öyleyse, yaklaşımlar, yorumlar ya da tasarımlar da bir yerlerde yaklaşık sonuçlar getirebilir ama henüz erken çünkü daha önce ölümle başa çıkmamız gerekiyor. Nostradamus´un dediği gibi; "İnsanoğlu ölümü öldürdüğü zaman, ilahi ödüle erişecek..." Ama bunun için hastalıklar ve kazalardan evvel öldürmemeyi öğrenmemiz gerekiyor ve en zor olan şey de bu. Öte yandan, ölümün ötesi tüm Ruhçuluk bilgilerine ve inanç dışı deneyimlere rağmen hala belirsiz. Ölmüş bir insanla hala ciddi bir ilişki kurulmuş değil, aynen dünya  dışı canlılar olayında olduğu gibi. Ve çok daha önemlisi, Ruhselman gibi yaşamlarını bu konuya adayan sayısız araştırmacının, öldükten sonra neden bize ulaşamadıklarının cevabını veremiyor olmamız. Sonuç olarak ben, yine de tüm gizemin çözülmüş olacağı çok uzak bir geleceği düşlüyorum.

 

Soru - Ruhçuluk konularına neden doktorlar bu kadar ilgililerdir?

 

Ata Nirun - Çok normal çünkü doktorlar yaşam ve ölümle içiçeler. Her an ölümle karşılaşıyorlar ve içlerinden bazıları merak ediyor. Fakat bu olay geçmişte böyleydi, bugünkü Türkiye´de böyle değil. Şimdi artık, para kazanmayı bir yana bırakıp, yaşamlarını bu yönde feda eden doktorlar yaşamıyorlar...

 

Soru - Türkiye´de ki  hangi politikacı ve sanatçılar ruhlarla ilişki halindedir?

 

Ata Nirun - Yine bugünü soruyorsanız, cevap hiç kimsedir. Politikacıları zaten geçiniz, bırakın Ruhçuluğu, daha önce ilgilenmeleri ve öğrenmeleri gereken o kadar çok şey var ki. Sanatçılar ise, saçmalık peşindeler, bazıları New Age salgınından kaynaklanan ve temeli olmayan akımların peşinden koşturuyorlar. Hani şu son günlerdeki "Secret" garipliğinde olduğu gibi... Bizler bu düşünceyi 25-30 yıl önce konuşurduk.

 Dedim ya günümüzdekiler işin sansasyonunun ya da popülizminin peşindeler. Binlerce yıllık kutsal bir Okült öğreti olan Kabbala´nın şarkıcı Madonna´nın ayağına düşmesi gibi... Sözün kısası, günümüzün sanatçılarını geçiniz, hiçbirisi bu alanda ciddiye alınamaz.

 

Soru - Kitabınızda Adana´da yaşanan bir olaydan bahsediyorsunuz.  Elmita isminde bir kız çocuğundan... Reenkarnasyona inanmadığınıza göre bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?  Ya da sizin anladığınız anlamda reenkarnasyon nasıldır?

 

Ata Nirun - Ben klasik olarak Ruhçuluğun tarif ettiği bir reenkarnasyona inanmıyorum demiştim. Yani elbise değiştirir gibi, beden değiştirilmesini çok dünyasal buluyorum. Ela veya Elmita olayı ise, benzer birçok olaydan sadece birisidir. Bence Psikiyatri´nin önemli ismi Jung´un söylediği gibi, Kollektif İnsanlık Bilinci yaklaşımı sanki daha akıllıca ve uygun. Ya da, bir bilgisayar gibi düşünmeliyiz, arada bir datalar karışıyor sanki bir virüs geliyor da, sistemin çalışmasını etkileyip, dataları yani bilgileri karıştırıyor. Ama bunlar birer varsayımdan öte değiller. Bu arada özellikle de, bizim dinci yorum meraklılarının bilmeleri gerekir ki, Modern Reenkarnasyon onların sandıkları gibi Hindu kökenli Tenasüh inancından çok farklıdır yani bu bir Hindu ya da Budist inancından alınmıştır, denilirse yanlış olur. İkisi ayrı şeylerdir. Ve daha

 önemlisi sadece bizimkilerin değil, tüm dünyadaki her tür dini çevrenin bu tür konulara girmemeleri gerekir çünkü konu dini değil, bilimsel bir konudur ve o platformda araştırılması gerekir...

                     

Soru - Ruh çağırma seanslarında ağızlarından kül veya su dökülen medyumlardan bahsetmiştiniz kitabınızda.  Bu gerçek midir, siz gözlerinizle gördünüz mü?

 

Ata Nirun - Birçok kez tanık oldum, yazmadığım birçok olay da var. Bu tür olaylar ortama bağlıdır, koşullar bellidir ve deneyi istediğiniz zaman tekrarlayamazsınız. Bu nedenle de, bilimsel veya en azından ciddi bir araştırma yapamazsınız. Beni bırakın batıdaki birçok bilimsel kurum, yıllarca böyle yetenekli insanlarla çalışmalarına rağmen, istedikleri sonuçlara ulaşamamışlar ve spontane olaylar yaşamışlardır. Fakat ben bunları yaşadım ve tanık oldum. Oysa önemli olan bu olaylar değildir, bunları yapabilen insanlardır çünkü bu insanlar böyle doğa ötesi denilebilecek sonuçlar oluşturmalarına rağmen asla kendilerini ön plana çıkartmadılar ve tanınmak istemediler, işte beni etkileyen şey budur. Düşünsenize, bu tür yetenekler ya şimdiki şarlatanların elinde olsaydı acaba neler olurdu?

 

Soru - Sizce Türk Spiritüalizmi başarısızlığa mı uğramıştır?  Sonuçları nelerdir? Türk ruhçuluğu bugün ne durumdadır?

 

Ata Nirun - Bunun cevabını yukarıda da verdim ama temel etken bir yerden sonra dini çizgiye sapılması ve konunun bu nedenle de tarikat benzeri gruplaşmalara ve hatta komünlere dönüşmesi önemli bir nedendir. Türk Ruhçuluğu, artık yok. Ben okurlarımın geçmişi öğrenmelerini ve bilmelerini amaçladım.

 

Soru - Türkiye´nin bir çok alanında olduğu gibi Ruhçuluk ta da yoğun bölünmeler yaşandı.  Bu bölünmenin arkasındaki gerekçeler nelerdir.

 Bugün hangi dernekler bu faaliyeti sürdürmektedir?

 

Ata Nirun - Sadece Metapşisik Derneği bugün Bilyay adı altında eski çizgisinden daha farklı bir çizgiyi sürdürüyor. Ötekiler yok olup gittiler, dedim ya New Age akımları işin ciddiyetini yaraladı, hasar verdi.

 

Soru - Gerçek medyumları şarlatanlardan nasıl ayırt edebiliriz?  Medyumlar şarlatanlara gündem oluşturacak bir tepkiyi niye gösteremiyorlar, bu bölünmüşlükten mi kaynaklanıyor?

 

Ata Nirun - Çünkü artık gerçek medyum yok. Bu titri veya tanımı günümüzde sadece şarlatanlar kullanıyorlar. Yaşayanlar ise tamamen köşelerine çekildiler ve ilgilenmiyorlar. Zaten hiçbir zaman ün peşinde değildiler.

 

Soru - Ruhçuluk meselesi 1950´lerde Türkiye´de önemli bir güç haline geliyor. 70´ler ve 80´lerde popülerleşiyor.  Ruhçuluğun bugünkü konumu nedir ve gelecek için öngörüleriniz nelerdir?

 

Ata Nirun - Gelecekte sanıyorum yine bu çizgiye dönülecek ama daha çok zaman var. Halen içinde bulunduğumuz ruhsal gelişim saçmalıklarının hiçbir işe yaramadığı anlaşılınca ve din gerçek kimliğine kavuşunca yine Cardec ve Ruhselman öğretileri popüler olacak.

 

Soru - 90´ yıllar itibariyle Amerika´dan kişisel gelişim adı altında ülkemize bir kültür pompalandı.(New Age) Gerçekten geldiğimiz bu günde bu akımlar insanlığa bir çare mi?  Ruhumuzu dingin tutup, sadece istemekle ve evrene mesaj yollayarak hayatımızdaki çözümsüzlükleri çözebilir miyiz. Ferrari’mizi satalım mı?  Yoksa millet olarak daha çok çalışıp Ferrari mi alalım?  Bu eleştirileri kitabınızda görmek mümkün mü?

 

Ata Nirun - Evet, bu eleştiriler bir oranda kitabımda yer aldılar ama aslında bu başka bir kitabın konusu olmalı ve galiba da olacak yani bu tür iddiaların tek tek ele alındığı bir çalışma gerekiyor. Ruhumuzu ne yaparsak yapalım, dingin tutamayız çünkü dingin bir dünyada yaşamıyoruz, evrene istediğimiz kadar mesaj gönderelim hiçbir şey olmayacak, hiçbir şey değişmeyecektir çünkü biz sandığımız yani tanımladığımız gibi bir evrende değiliz. Biz öyle zannediyoruz, kendimizi insan zannettiğimiz gibi... Bu tanımları biz koyduk, oradan birileri veya bir bilinç gelip bize böyle olduğunu hala söylemedi. Her şeyimiz zanlarımızdan ibaret ve evren sandığımız şeyin bizden haberi yok. Zaten gerekmiyor da...

 Herkes bilmeli ki, bizler asla evrensel veya ilahi bir ilgiye henüz layık olmadık ve bu gidişle de olmayacağız. Eğer bir ülkenin insanları, sersemce nedenlerle başka bir ülkenin insanlarını, kadın çocuk ayırmaksızın öldürüyorsa, diğer bir taraf da, ellerinde en güçlü silahlarla kendi ırkdaşlarını, dindaşlarını yok edebiliyor, beyin diye taşıdıkları şeyin içine sadece kadınlara yönelik seksüel güdülerden başka bir duygu sokamıyorsa ve daha niceleri yaşanıyorsa ve ötekiler de kendi çıkarları doğrultusunda olanları seyrediyorlarsa, hiç kimse evrensel veya ilahi bir beklentiye girmemelidir. Biz bunu hak etmedik ve etmiyoruz. Ötesi laf salatalarından başka bir şey değildir. Eğer Ferrari´leri bırakacaksak, bunu bireysel bir deneyim olarak değil, global anlamda yapmalıyız ama bana sorarsanız hiçbir işe yaramaz. Bırakın Ferrari´yi, bana Mercedes´ini veya cipini bırakmış bir isim söyleyebilir misiniz? Var mı bir tanıdığınız? Ya da neden Ferrarileri daha çoğaltalım? O zaman Ferrari´nin ne anlamı kalır ki..? Zaten bence Ferrari’nin satılması kitabının ardında, Ferrari markasını aramak gerek. Kısacası bu tür şeyler yani Ferrariler, Secret´lar, alınıp satılan Reikiler, insanın düşünme yetisini küçümseyen NLP şarlatanlıkları, beden eğitimine benzetilen yogalar günümüzün ruhsal süper marketinin raflarına konulan ürünlerden başka bir şey değildirler. Tümü sömürüdür ve yarar sağlamamaktadır. Ve gelecek kaostur ama bu kaos gerçek insanların yaşayacağı Altın Çağ öncesinde yaşanacak olan kaostur ve gereklidir....

 

 

 Destek Yayınevi’nin Müdürü Yelda Cumalıoğlu üniversite eğitimini Hacettepe Üniversitesi Ekonomi Bölümünden tamamlayarak mezun olmuştur. Yayıncılık kariyeri öncesinde uzun bir dönem boyunca Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı ve TİKA ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinde görevini icra etmiştir. Destek Yayınevi’nin kurucusu Yelda Cumalıoğlu, evlidir ve iki erkek çocuğa sahiptir..

 

Sorular Yelda Cumalıoğlu tarafından sorulmuştur... 7 Haziran 2017

 

 

Saygılarımla

Burhan Zihni SANUS

İletişim ve bilgi için  burzsan@gmail.com .  adresine mail gönderin