O.B.E Out of  Body - Astral Seyahat   

 

Bu sayımızda  sizlere  Prof .Dr. M. Thonnard (1), C. Schnakers(1), M. Boly (1), M.A. Bruno (1) , P. Boveroux (1), S. Laureys(1), A. Vanhaudenhuyse (1) ‘ın müştereken yazdıkları  438 sayfalık  bilim aleminde  çok büyük bir  ilgi ile karşılanan kitapları  “ Expériences de mort imminente: phénomènes paranormaux ou neurologiques  NDE veya YÖD diye adlandırdığımız olaylar üzerindeki araştırmalarından geniş bir özet  tercüme ederek yayınlıyoruz.

 

 

Pdf

Near DeathExperiences.pdf
Ölüm Eşiğinde Deneyimleri.pdf

 

Video

Öteki gündem - ölüme yakın deneyim
Ölüm ve sonrası
Yakın Ölüm deneyimi
Ölüme dönüş belgesel

 

OBE  Out – Of – Body  Experience   -   Astral Seyahat

 

Yayın Tarihi: 01.08.2019

 

 

 

                          Tercüme eden Derleyen : burhan zihni sanus  3/2011

 

 

 

Astral seyahat

 

 

Astral seyahat terimi Okültizm’de ve Teozofi'de kullanılan bir terim olup, kişinin uyku gibi hallerde parapsikoloji'ye inanan kişilerce esîrî beden ya da astral beden (Spiritüalizm’de duble) denilen, astral seyahate inanan kişiler tarafından süptil madde denilen maddelerden oluştuğu söylenen "bedeniyle" fiziksel bedeni dışında, yine bu kişiler tarafından iddia edildiğine göre bilinci yerinde olarak, başka mekanlarda dolaşmak üzere yaptığı yolculuğu ve bu bedeniyle geçirdiklerini söyledikleri deneyimleri ifade eder.

Parapsikoloji'de bu, "beden-dışı deneyim" anlamındaki "out-of-body experience" (OBE) olarak, Metapsişik'te ise "şuur projeksiyonu" olarak adlandırılır.

İrâdi olarak gerçekleştirilebilindiği iddiası ve deneyim sırasında bilinçli olunması sebebiyle diğer beden-dışı deneyimler arasında özel bir yeri vardır.

Astral beden için duvar gibi fiziksel nesneler ve uzaklık bir engel oluşturmayacağı ileri sürülür. Yani, iddialara göre, kişi bu bedeniyle bir anda kıtalar arası yolculuk yapabilir ve maddi engellerin içinden geçebilir. Fiziksel bedenden çıkıldığında öte-alem varlıklarının görülebileceği de ileri sürülmektedir. Uyku sırasında yapılan astral seyahat fiziksel bedene dönüldüğünde bir rüya tarzında anımsandığı söylenmektedir.

Astral seyahatin, okült ve teozofik kaynaklarda ve birçok araştırmacının çalışmalarında "irâdi olarak fiziksel bedenden ayrılma" şeklinde tanımlanmasına karşın (Dr.Scott ROGO, Leaving The Body, 1983), İngiliz parapsikolog Celia Gren bir ayrım yapmış ve “fiziksel beden-dışı deneyimler”den kendiliğinden (irade-dışı) oluşanları için ekzomatik deneyim (ecsomatic experience) terimini ortaya atmıştır.

 

Konu hakkında en fazla araştırma yapmış kişilerden biri araştırmalarını "Journeys Out of Body" adlı kitabında aktaran Robert Monroe’dur. Halen Amerika Birleşik Devletleri'nde Monroe Enstitüsü adıyla bilinen bir kurum bu konuda çalışmalarını sürdürmektedir . Astral seyahat hakkında ayrıntılı bilgi, Ege Meta Yayınları'ndan çıkan Astral Seyahat Teknikleri isimli kitapta bulunabilir

 

Robert Monroe 30 Ekim 1915  doğdu . 17 Mart 1995 de New York  radyosunda yayıncı olarak çalışmaktaydı. Yaptığı programlarda   ve yazdığı  kitabında “1971 book Journeys Out of the Body “ Vücut Dışı seyahatlar. OBE – Astral Seyahat  üzerine dünya çapında tanınmış bir uzman olmuştur.

 

 

THE MONROE INSTİTUTE    http://www.monroeinstitute.org/research/

 

Yukarıda ki link hattındaki  Monroe Institute den bu mevzu hakkında geniş bilgiler alabilirsiniz.

 

15 şubat 2018

 

Bilim Adamları  Yaptıkları bir deney neticesinde  ASTRAL SEYAHAT’ İN  Nasıl oluştuğuna Işık Tutuklarını bildiriyorlar.

 

Bilim adamlarının yaptığı bir deney, nedeni açıklanamayan ve parapsikolojik olaylar arasında sayılan "beden dışı deneyim"in (astral seyahat) nasıl oluştuğuna ışık tuttu.

      "Kişinin fiziksel bedeni dışında ve bilinçli bir şekilde başka mekanlara yaptığı yolculuk ve bu bedeniyle geçirdiği deneyimler" olarak tanımlanabilecek bu olayın nörolojik nedenini bulmayı amaçlayan Londra Üniversitesi ve İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü uzmanları, "astral seyahate" benzer bir deneyim yaratmak için sanal gerçekliğin kullanıldığı deneyler yaptı.

      Uzmanlar, beyni şaşırtarak "fiziksel bedenin başka bir yerde olduğuna inandırmak" için, sanal gerçeklik gözlükleri kullandı. Sanal gerçeklik gözlükleriyle yaratılan görsel illüzyon ve bedenlerine gerçekten dokunulduğu hissi, deneklerde "fiziksel bedenlerinden çıktıkları" hissi yarattı.

      Araştırmacılar, deney sonucunda elde ettikleri bulguların, cerrahların "uzaktan ameliyat yapması" ya da gerçeklik hissi artmış bilgisayar oyunları kurgulanması gibi pratik sonuçları da olabileceğini belirtti.

 

    Bazı uzmanlar, astral seyahat ya da "beden dışı deneyim" olgusunun tamamen doğaçlama olarak geliştiğini öne sürerken, bazıları ise bu deneyimin "tehlike altında olmakla" ilgisi olabileceğini, ölümcül bir durumla yüz yüze gelmenin ya da alkol, uyuşturucu kullanmanın tetikleyici olabileceğini savunuyor.Başka bir teoriye göreyse bu deneyim, kişilerin bedenleriyle ilgili olumsuz algıları olması ya da bedenleriyle yeterince "ilişki" kurmamalarından kaynaklanabiliyor.

     

      "KENDİMİZİ GÖZLERİMİZİN OLDUĞU YERDE SANIYORUZ"

 

      İsviçre’de yapılan deney, "beyindeki, dokunma ve görme merkezleri arasındaki bağlantı kopukluğunun" fiziki bedenin dışına çıkıldığı hissi yaratabileceği varsayımı üzerine kuruldu.

      Gönüllü denekler, gözlerine sanal gerçeklik gözlükleri takarak, bir kameranın önünde ayakta durdu. Denekler, bu gözlükler sayesinde, kendi bedenlerinin üç boyutlu arkadan görüntüsünü, kendi önlerindeymiş gibi görebiliyordu. Araştırmacıların, sırtlarına bir kalemle dokunduğunu gözlükler sayesinde görebilen denekler, kalemin gerçek sırtlarına değil, önlerinde gördükleri "sanal sırtlarına" dokunması sonucu onu algılıyormuş gibi hissettiklerini söylediler.

      Bir sonraki aşamada, deneklere gösterilen görüntü değiştirildi ve deneklere, sanal gözlükler aracılığıyla, gerçek bedenleri değil, bir mankenin sırtının üç boyutlu görüntüsü gösterildi. Mankenin sırtına kalemle dokunulduğunu gören denekler, buna rağmen önlerinde gördükleri bedeni "hala kendi bedenleri gibi algıladıklarını" ifade etti.

 

Gözlükleri çıkarılan ve birkaç adım geri yürütülen denekler, eski yerlerine dönmeleri istendiğinde ise gereğinden fazla yürüyerek fiziki bedenlerinin değil, sanal bedenlerinin eski pozisyonuna yakın yerde durdu.

 

Londra Üniversitesindeki ekibin yaptığı deney de benzer bir mantık üzerine kuruldu. Buradaki ekibin başkanı Dr. Henrik Ehrsson, kendi deneklerinin "sanal bedenleri tehdit altındayken, gerçekmiş gibi algılayarak psikolojik tepkiler verdiğini" saptadı.

 

Dr. Ehrsson, "Bu deney, beden dışı deneyimde kişinin görsel algısının çok önemli olduğunu ortaya koyuyor. Başka bir deyişle bedenimizin, gözlerimizin olduğu yerde olduğunu sanıyoruz" diye konuştu.

 

Bulgularını yorumlayan bilim adamları, bu deneylerin "beden dışı deneyim"i laboratuvar ortamına taşıdığını ve nasıl meydana geldiğiyle ilgili en önemli teorilerden birini sınandığını belirtiyor

 

Astral Seyahat Deneyimleri

 

Beden dışı deneyim (OBE - out of body experience) öldükten sonra ruhun yaşamına devam etmesi zihnin vücuda bağımlı olmadığını gösterir. İslam inancında da ölüm sonrası yaşam, kabir azabı ve benzeri inançlar öldükten sonra da tam bir bilinçlilik içerisinde olunduğuna kanıt teşkil edebilir. bu kavrama göre zihin bazı yönlerden bağımsız bir bütündür. Bu da zihnin ölümden önce vücuttan ayrılabileceği ve vücuda herhangi bir zarar vermeden dönebileceği gibi bir olasılığın varlığını gösterir. Bir araştırmaya göre Oxford Üniversitesi'nde görüşmeye alınan öğrencilerin %34'ü kimi zaman vücutlarının dışından kendilerini seyretmeleri gibi bir tecrübe yaşadıkları saptanmıştır. Ernest Hemingway, Arthur Koestler, Vircinia Woolf, D.H. Lawrence gibi yazarlarda bu tür tecrübeleri yaşadıklarını belirtmişlerdir. Cenk Koray'da kendi başından geçen bir olayda koltukta otururken birden koltuktaki fiziksel bedenini seyrederken bulduğunu söylemişti. Vücuttan ayrılma olgusu, yaşamın tehlikede olduğu yada tehlikedeymiş gibi göründüğü zamanlarda, aşırı fiziksel gerilim koşullarında, genellikle kendiliğinden çıkış bir çok defa söylenmiştir. Bu tür insanlar olay sırasında (rüyadaymış gibi) olaya ilgisiz bedenlerini izlemişler çoğu kez uzun bir süreden sonra kendi vücutlarına baktıklarının farkına varabilmişlerdir. Demek ki farkındalık her yerde olduğu gibi burada da büyük rol oynuyor. Tipik bir boğulma olayından yaşama dönen bir kazazede vücuttan ayrılma tecrübesini söyle aktarıyor: "Babamın teknesinde çalışırken kardeşlerimi büyük bir korkuyla ayak bileklerime asılırken gördüm, bedenim denizin dibine doğru çekiliyordu, boğulmak üzereyken babamın da yardıma geldiğini korkuya kapılmış kardeşlerinim eve doğru koştuğunu gördüm. Babamın bütün uğraşı beni kurtarmaktı ve bende vücuduma dönmeye çalışıyordum." O halde, vücut dışı deneyim (Astral Seyahat) var mıdır? Tabii ki kişi kendisi böyle bir deneyim yaşamadan tam bir inanç sahibi sanırım olamaz. zaten böyle bir deneyim geçirdikten sonrada inanmış değil bilmiş oluruz. Bazen de bir kimse ölmek üzereyken yada öldüğü anda bir yakınına hayalet biçiminde görünür. Buna benzer bir olay hermetics.org yazılar bölümünde mevcut. Eski Mısır'lılarda ruhun yada Ba'nın ölümden sonra vücudun üstüne yükselen ve kuşa benzer bir varlık olduğuna inandıklarını dair duvar resimleri mevcuttur.

 

 

 

Astral Seyahat  Deneyimi yaşayanların anlattıkları

 

 

 

Astral Seyahat yapan insanların çoğu bu tür bir deneyimi daha önce yaşamadığı için ilk çıkışta, yaşadıklarından dolayı korkarlar. Kendinizi bir anda farklı bir gezegende hissedin nasıl tedirgin olursanız işte böyle bir duygu ki bazıları bunu bile hayal edemez. İste bu gibi korku ve tedirginlik durumlarında Astral Beden korunma mekanizması olarak tekrar Fizik Bedene geri döner.. Sırt üstü yere uzanın rahat bir hal alın. Avuç içleri yere doğru olmalı. Nefes kontrolü ile önce sadece gözünüzün önüne gelen anlamsız şekilleri izleyin. 5-10 dakika boyunca yorum yapmadan, görüntülerin arkasından bile gidebilirsiniz. Sonra iradenizle boşluğu yakalayıncaya kadar uğraşın. Hiçbir renk, hiçbir ses olmamalı ve hiç bir ışık olmamalı sadece karanlık olmalı. Bu arada kendinizi kristalden yapılmış, saydam olarak hayal edin. Boşlukta nokta şeklinde bir ışık hayal edin gittikçe büyüyen bir ışık topu şeklinde, yaklaşık olarak birkaç metre kala ışık topunun durduğunu ve kaynadığını hayal edin. Başınızdan başlayarak tüm vücudunuzu kapladığını ve etrafınıza ışık yaydığınızı aura'nızda beyaz ışıktan bir kalkan oluşturduğunuzu hayal edin. Bu arada boşlukta hayal ettiğiniz size gelen ışık topunun sadece beyaz ışık olduğunu hayal etmelisiniz, eğer başka bir renk olursa çalışmayı bırakıp daha sonra tekrar denemelisiniz. Işık vücudunuza girmeye başladığı anda serin suların başınızdan aşağı doğru yayıldığını hissetmeye çalışınız.

 

 

 

Kaynaklar:

 

Kabala Musevi Mistiklerinin Yolu - Perle Epstein - Dharma Yayınları

Altıncı Boyut İnsanın Bilinmeyen Gücü - Roderich Feldes - Cem Kitapları

Altıncı Duyu Duyu Ötesi - Brian Ward - Remzi Kitabevi

Astral Seyahat Teknikleri - D. Scott Rogo - Ege Meta Yayınları

 

http://www.hermetics.org/yazi-astral.html  Astral Seyahat hakkında daha fazla  bilgi istiyorsanız lütfen bu linki tıklatın

 

 

 

  David Oakford

 “ Soul Bared “

 

1979 yazının başında  David Oakford  20 yaşındaydı ve daha hayatını nasıl sürdüreceği hakkında tereddütleri vardı. Çocukluğu problemli geçmiş bu da onu  hayatına bir yol vermesinde bir handikap yaratıyordu. Kendi kendisiyle barışık değildi. Sefil ve kötü bir hayatı vardı. Kendini içki ve uyuşturucuya verdi. Bir partideyken David bir “ overdose” alarak birden OBE / astral Seyahat  durumuna girdi. Bu tespit edilmiş en derin OBE / Astral Seyahat  denemelinden biriydi  .  Şimdi size bu hadiseyi tüm olarak anlatan “ Soul Bared.” Adlı kitaptan alıntı yapıyorum.

 

   Tercüme : Burhan zihni sanus

 

 

“  Yere yattım. Bunu yapmağa mecburdum. Zira kendimi havada asılı olarak bulmuştum. Ne olduğunu anlamadığım için yere uzanıp o vaziyette kendimi toparlamağa çalışıyordum. Bir taraftan da tekrar yere inmenin imkanını düşünüyordum. Sonra birden kendimi arkadaşlarımın arabasında onlarla beraber geziyorduk. İlk önce kuzeye  Mackinaw köprüsüne doğru yol aldık sonra geri döndük benim çocukluğumda oturduğumuz evin önündrn geçtik. Annem ve Babam kapının önündeki veranda da oturuyorlardı. Arabayı  oradaki ağaçlara doğru sürdüm onların ne kadar sağlam olduklarını hemgörüyor hem de his edebiliyordum. Köklerini toprağın

 

derinlerine kadar uzandığını ve ağaçları yere sağlamca bağladıklarını görebiliyordum.

 

Arkadaşlarımın beni biraz önce oturttukları iskemlede kendime geldim. Ayağa kalkıp yürüyünce vücudumdaki organlarımın da her biri ayrı ayrı ve aynı zamanda hep birlikte yürüdüklerini his ettim. Arkadaşlarımı artık görmez olmuştum, buna karşın evin bütün odalarının içlerini bulunduğum yerden görebiliyordum, sanki aradaki duvarlar yokmuş veya şeffaflaşmış gibiydiler. Pikap’ım Doors ların en son albümleri  “ absutely “ yi çalmaktaydı. Fakat benim için çık kısık gibi idi. Arkadaşlarımı etrafta görmeyince ayağa kalktım ve gidip müziği kapatmaya çalıştım fakat kapatamadım. Ne yaparsam yapayım Müzik ne kapanıyordu nede sesi kısılabiliyordu. Müzik bana çok dokunmaya başladı ne yapsam onu durduramıyordum. Bu beni çok şaşırttı . Neden Müziği  kesemiyordum ?

 

Arkadaşlarıma seslendim fakat kimse cevap vermedi. Pikabı prizden çıkarmağa çalıştım fakat onu a yapamadım. Devamlı olarak “  Women “ parçası çalıyordu. Devamlı aynı Parça  buda gittikçe beni daha fazla rahatsız ediyordu. Arkadaşlıma seslenerek evin bütün odalarında koşuşturdum. Onlara müziğin sesinin beni rahatsız ettiğini fakat kapatamadığımı söylüyordum.  Dışarıya çıkmaya çalıştım fakat kapının  sapı açılmıyordu. Dışardaki gün ışığını görüyordum, fakat ben dışarıya  çıkamıyordum. Sonunda kendimi gidip banyoya kapattım ve saklandım.  Banyoda aynaya baktım fakat kendimi göremedim.Bu beni çok korkuttu.

 

Oturma odasına geri döndüm ve orada kendi bedenimi iskemlede oturur  halde gördüm.  Sanki uyuyor gibiydim.  Kendi kendime nasıl bakabildiğimi alamaya çalışıyordum. ,Bu beni korkutmuştu. Kendimi kendi dışımdan görebiliyordum. Her zaman alışkın olduğum gibi  kendimi içimden bakarken değil çok değişik bir açı olan dışımdan bakarken görüyordum.  Yalnızdım.  Şaşırmış ve korkmuş  bir halde idim. Tekrar bedenime girmeğe çalıştım fakat  beceremedim. Ortada sanki boşlukta yüzüyordum. Kendimi sıkıca bedenim kıpırdanamayacak şekilde bir yere tutunarak sabitledim. Sonra yardım istemek için bağırmaya başladım ama kimse gelmedi. Bunun üzerine evden dışarı çıkabilmek için kapıya yönelip açıp çıkmaya çalıştım fakat kapının açma düğmesine erişemiyordum ne kadar elimi uzatsam daima aramızda bir mesafe kalıyor ve ben o sapı kavrayıp kapıyı açamıyordum. Sanki ben yaklaştıkça kapının sapı benden hafifçe uzaklaşıyordu.

 

Şaşkındım, korkuyordum, yalnızdım ve bana ne olduğunu anlayamıyordum.

 

Tanrıya bana yardım etmesi için yalvardım.  O zamanlar Tanrıya inanmazdım. Çünkü ona kızgındım bana yaşattığı bu sefil hayat için. Eğer Tanrı dedikleri gibi her şeye kadir ve her şeyin Mutlu tek hâkimi olsaydı benim sebepsiz yere böyle sefalet çekip acılar içinde bir hayat geçirmeme razı olmamalıydı.

 

Kendi kendime düşündüm ve dedim ki madem Tanrı var Deniyor ve kendisi için herkese yardım eden çok iyi kalpli birisi olduğu söyleniyor. O halde benim bu çağrıma kulak vermeliydi zir ben uğrayabileceğim en büyük kötü zamanı yaşamaktaydım. Onun için ondan yardım istedim.

 

Pencereden kapının dışına baktım ve orada  eşsiz  güzellikte  bir varlık gördüm, orada duruyordu.  Ayakları yere değmiyordu. Onlar ince bir hava tabakasının üzerinde duruyorlardı.  Gençti ve hem erkeğe hem de dişiye benziyordu. Benim boyumdaydı saçları bukleli idi. Sanki etrafında bir ışık haresi vardı . Bu hare ona yakın yerde yeşil, ondan sonra mavi ve uzaklaşıp yükseldikçe son derece parlak bir beyaz.

 

Bana  “ sana yardım etmek için buradayım “ dedi  Fakat konuşunca dudakları kıpırdamıyordu. Sesini de kulaklarımla duymadım. Fakat içimde bunu söylediğine dair bir  his oldu.

 

Ben bu varlığı görünce ve  benimle konuştuğunu his edince birden içimdeki korku geçti. Hatta içimi size tarif edemeyeceğim ve şimdiye kadar hiç hissetmediğim bir huzur doldurdu. Bu bana bir yerde yabancı gelmiyordu ama sanki ben bu hissi dünyadaki hayatımdan daha başka bir yerde his etmişim gibi geliyordu.

 

 Bu varlık beni anlamadığım ve şimdi hatırlamadığım bir isimle adlandırdı. Bende ona bir yanlışlık var bu isim bana ait değil siz beni başka birisi ile karıştırıyorsunuz dedim.

 

 Bana güldü ve benim büyük bir bilge olduğumu ama bu benliğimi unuttuğumu söyledi  ( bütün bu iletişim konuşmadan içimizde his etmeyle bende yine konuşmadan sadece düşünmem neticesinde gerçekleşmekteydi.Fakat çok kolay alışmıştım ) . Fakat ben ona inanmadın  zira unutmayı bırakın ben “ bilge – Master “ ne mana taşıdığını bile bilmiyordum.  Birden sanki kendimi kötülüler  başı gibiymişim bir hisse kapıldım. Zira benim bu güne kadar ki hayatıma bakınca sadece sefalet ve yaşayabilmek için yapmış olduğum pek doğru olmayan şeylerle doluydu.  Bana kendi ismini söyledi fakat onu da hatırlamıyorum. Şimdi düşündüğümde sanki bu olay bitip tekrar eski hayatıma döndüğümde bazı şeyler bir perde arkasında kaldı.

 

Bana başından beri hayatımda benimle birlikte olduğunu evet pek kolay bir hayat yaşamadığımı kabul ettiğini ama istersem bana yardım edip hayatımı ikimiz bir olarak düzeltebileceğimizi söyledi. Ona inanmamamı da gayet iyi anladığını ilave etti. Bana hayatımdan benim bile hatırlamağa zorluk çektiğim çocukluğuma ait şeyleri teferruatıyla anlattı.,ve son olarak benim istediğim her yere gitmekte eğer istiyorsam serbest olduğumu ve baiz bun nasıl yapmam gerektiğini izah edeceğini bildirdi. BU gezintilerimden istediğim geri dönüp burada sıkıca duran bedenimi görebileceğimi  ve merak etmememi zira onu emniyete olduğun ifade etti.

 

Bu konuşmalarımız hep telepatik olarak oluyordu. 

 

Ona birden nasıl olduğunu bilmeden “ mısır Piramitlerini “ görmek istediğimi söyledim.

 

Bana bunu gayet kolay olduğunu “sadece gitmek istediğin yeri ve yapmak istediğin şeyin  kuvvetlice isteyerek ve bunun gerçekleşeceğine inanarak düşün, göreceksin ki hemen olacak “

 

Bunu üzerine içimden Piramitleri ve Mısırı düşündüm. Düşünmemle birden ne olduğunu anlamadım kendimi  o da yanımda olarak  Piramitlerin önünde buldum. Orada olunca bana piramitler ve Mısır hakkında bazı bilgiler verdi.  Fakat şimdi hatırlamıyorum.   Zaten onun anlattıklarının bazılarını anlamakta bile güçlük çekiyordum.  Bana Enerjiden, insanın istemesi çok büyük bir güç olduğu insan iradesini doğru kullanabilirsek

 

Dünyada bir çok şeyin hal edilmesi çok kolay olacağını ama halen bütün bu bilgilerin insanlara açıklanmadığı zira insanın gerek bilgi ve zeka olarak o safhaya gelmediği daha da önemlisi insan vicdanı ve moral değerlerinin bu bilgileri özümleyip iyi  olaylarda sadece kullanabilecek seviyeye gelmediğini kötü ellere düşen bu kuvvetin insanlığın ve Dünyanı sonu olabileceği gibi bir çok şeyler izah etti.

 

Ama ben daha bütün bunları anlayabilecek kadar sakinleşmemiştim. Başıma  gelenlerden dolayı geçirmekte olduğum şoktan da şaşkınlıktan da tam kurtulamamıştım. Üstelik benim yetişme tarzım. Kültür tahsil ve bilgilerim de bu söylenenleri idrak edip  analiz ve sentez edecek kadar kifayetli değildi.

 

 İnsanın benliğinin ( human Being ) son derece kuvvetli ama alçak vibrasyonlu bir enerji ürettiği ve şehirlerde yaşayan insan toplulukların bu ürettikleri enerjinin kümelenmesinden ise ortaya  halen ancak çok az bizim aramızda yaşayan  üstün varlıkların  ( great Masters ) istifade edip bazı büyük kolektif  problemleri çözdükleri zamanla diğer insanlarda bilgilenince ve gerekli evrimleri geçirdikten sonra bu özelikleri kazanacağını anlattı.

 

Birde hala çözülememiş  büyük bir problemden bahsetti  Kara ruhlar veya “ Dark souls “  bunlar  ölmüş olan insanların bazılarının öldükten sonra  ruhlarının “ Birleştirici Işığa “ gitmek istemeyip dünyanın etrafındaki Gaia da  ( Gaia Teorisi : “Bilim bütündür  Kloro - floro - karbon'ların atmosferi zehirlediğini ilk keşfeden, hava kirliliğini ölçmek için ilk aracı icat eden ve dünyanın bütünsel bir organizma olarak var olduğunu savunan "gaia" teorisini oluşturan James Lovelock Nobel ödülü alamadı belki ama, gelecek hafta Japonya'da önemli bir ödülle onurlandırılıyor. Dünyanın ilk New Age/ Yeni Çağ bilimcisi hakkında The Guardian gazetesinin yayınladığı röportajdan bölümler aktarıyoruz.” “Lovelock Gaia Teorisi” dolaştıklarını ve insanın enerjilerinin Işığa gitmelerine mani olarak ruhsal varlıkların evrim geçirerek ilerlemesine mani olmaya çalışmaktadırlar..Bizlerin ben dahil  yaşayanların  benlikleri açık veya gizli olarak içlerinde hala bir Sevgi  tomurcuğu bulunanların  bu kötü ruhlardan korunduğunu fakat insanların eğer ilerde kendilerinin  daha bilge bir varlık olmalarını istiyorlarsa tek yapacakları içlerindeki bu sevgi  tohumunun açılıp etraftakilere yayılmasını sağlamaktır.

 

Etrafımda dolaşan insanlara baktığım zaman  onların sahip oldukları enerjilerinin derecesinin bedenlerini saran renk haresinden anlayabiliyordum. Herkesin kendisine göre bi derecesi ve rengi vardı. Varlık bana izahat da bulundu.  İnsanlardaki bu etrafta saçtıkları enerji onların  Ruhsal varlıklar tarafından değerlendirilmelerine temel olmaktadır . Ruhlarını çevreleyen bu “ aura “  o varlıkların evrimlerinin derecesini  göstermektedir.  Ne kadar bir Ruhsal  varlık  parlak bir “aura” ile çevrelenmişse o onu  evrim yolunda o kadar ileride olduğunu göstermektedir.  Bu  evrim  çalışmalarındaki eksik tarafları  kendi belirleyen Ruhsal Varlıkları bunları gidermek için gerekli çalışma  programları hazırlamakta ve onları kendilerine rehberlik eden rehber ruhsal varlıklarla da görüşerek tatbik etmek için Dünyaya tecrübe ve bilgi kazanmak için  gelirler ve zamanları dokuncada tekrar asıl mekânları olan “ öteki Âleme “ dönerler. Bu şekilde evrimleşerek derece yükselten  Ruhlar bir gün gelip yeterli bilgeliğe erişince artık reenkarne etme lüzumu kalmadığında Öteki âlemde vazife alıp orada yerleşirler.

 

Halen dünyamızda yüksek titreşime ( sahip ) üstün ruhsal varlıklar bulunmakta fakat onları insanları görmesi imkânsızdır. Zira bizim görme kabiliyetimiz fiziksel olarak  beli bir titreşime kadar gidebilmektedir.

 

Halen gerek duyma gerekse görme duygularımızın kabiliyetleri sınırlanmıştır.  Çok yüksek titreşimler  ve çok alçak titreşimlerin yani  kızıl ötesi ve mor ötesi dediğimiz  belli hertz  sayıları ile  sınırlanmıştır.

 

Seste de aynı şekilde alt ve üst sınırlanmıştır.  Mesela insan köpeğin duyacağı tiz sesleri duyamaz aynı şekilde fillerin ve yunusların çıkardığı alt titreşimleri yani  bas sesleri de duymayız.

 

 Görme duyumunu oluşturan enerji ışıktır. İnsan gözü 380-760 milimikron dalga boyundaki ışık ışınlarını görür. Yani prizmadan geçen, güneş ışığının görebildiğimiz kısmıdır. Kırmızı ve mor arası renkleri görebiliriz. Oysa, mor ve kırmızıyı ışıklardan ötede başka ışıklarda vardır. Örneğin, mor ötesi ışınlar derimizi etkiler.Görme duyusunu alan organ gözdür.  Seste ise insanın kulağının algıladığı ses tınısı Normal insan kulağı saniyede 20-20000 titreşimlik sesleri işitir. Yani en az 20 desibel en çok ise 20000 desibel ses kulağımızca algılarız. Düşük seslere “pes” yüksek frekanslı seslere ise “ tiz” denir.

 

Bana Ağaçlarda ve tabiat da yaşayan yüksek titreşime haiz yaratıkları gösterdi. Onları insan göremiyorlardı. Fakat bu yaratıklar dünya yüzünde yaşıyorlar ve bu Gezegenimizin bir parçası idiler. Onların vazifeleri dünya yüzünde bulunan  nebatları , madenleri ve diğer tabiat birimlerini  sağlıklı bir şekilde yaşamalarını sağlamaktı. Onla tabiatın  evrelerinde  milyarlarca senedir  her şeyin düzgün bir şekilde gelişmesini sağlamakla yükümlüydüler. Böylece Tabiata hüküm süren kuvvetler arasında balansı sağlıyorlardı.

 

Onun ifadesini göre Gezegenimizin  asıl adı “Gaia “ idi  Kendi enerjisine sahipti  otonom olarak yaşayan bir varlıktı. Gaia ‘nın enerjisini görebilmek için ondan uzaklaşmak gerekiyordu.  İnsanlar Gaia ‘nın enerjisinin manipüle etme hakkına haizdiler . Onlar  bu gezegenle iyi ilişkiler içinde ve ona zarar vermeden yaşarlarsa kendi hayatları da daha az problemli ve sükun dolu olacaktır. Ama aksine  Gaia ‘ya zarar verecek bir hayat yolu seçerlerse  bu gezegendeki kendi  hayatları da kısalacak ve netice kendileri zarar görecektir , diye anlattı.

 

Ruhsal varlıkların  Gezegenimizde İnsan şeklinde yaşayabilmeleri  sadece  Gaia ‘nın enerjisini  düzgün bir şekilde kullanırlarsa  sonsuza kadar sürecek  ve ruhsal varlıklar arada bir Dünyayı  İnsan şeklinde ziyaret edip buradaki ödev ve çalışmalarını yapacaklar ve sonrada yine ait oldukları öteki aleme döneceklerdir. Bu onların belli evrelerden geçerek müteaddit reenkarnasyonlar sonunda  bilgi ve tecrübe edinerek  daha üst derecelere yükselmeleri ve günün birinde üst derecelerde Dünyaya artık gelmek ihtiyaçları bulunmayan bir dereceye gelmeleri ile son bulacaktır. O zaman bütün insanlık ruhsal yaratıklar olarak öteki alemde sonsuz ve mutluluk ve içinde yaşayacaklarıdır.

 

Aslında insanlar Tanrı tarafında “Gaia “ da sonsuza kadar yaşama imkanları vardır onların belli bir zaman ölmeleri sadece insanlar tarafından icat edilmiş bir terimdir. İnsanlarca bu gezegendeki hayatlarının sonu demek anlamındadır. Buna karşın ruhsal alemde  Dünyadan ayrılıp öteki aleme gitmek ise vazifesi  bitmiş bir varlığın asıl yaşam yeri olan öyle ki aleme dönüşü demektir. İnsanların  ölmesinin tek sebebi  gezegenle olan ilişkilerinde  gezegene verdikleri zararlar dolayısıyla onların  bu gezegende yaşamlarına asıl olan enerjinin akış  şeklinde ve miktarında  olan azalma yüzündendir.

 

Eğer insanlık dünyada rahat ve ölümsüz bir hayat yaşamak istiyorlarsa onların Tabiatın düzenine hiçbir şekilde bozmayacak şekilde bir yaşam kurmaları gerekir. Unutmayın ki  Peygamberler ve ilk insanlar zamanında hayat  yüzlerce sene olarak yaşanıyordu.   Adem 930 sene , Nuh 780 sene  gibi. Sonradan gittikçe hayatın müddeti azalmaya başladı, bilhassa  orta çağda  bu gittikçe kısaldı ve ortalama 45 ile 50 seneye kadar düştü. Bunu sebebi  hijyenik  bilgilerden yoksun olmak bilinmeyen bir çok yeni hastalığın gelişmesi  ve bütün bunlar medeniyetin ilerlemesi ile çoğaldı.  Zira sanayileşme dönemde tabiat’ta büyük zararlar verildi ve halende verilmekte. Bugün ki hava kirliliğinin ve sera etkisinin ve bunu neticesi olarak meteorolojik iklim değişimlerinin ve hava kirlenmesinin , kanserin ve HİV  hastalığının artması  hepsi insan hayatındaki değişikliklerin sebep olduğu şeylerdir.

 

Evet  buna karşın bilim çok ilerlemiş  ve bir çok hastalıklara şifa bulunabilmektedir ,medikal  ( tebabet ) ilminin ilerlemesiyle hatta insan ömrünün  150 sene civarına kadar uzatılabileceği belki de ilerde bunu daha da artırıp tahmin edemediğimiz rakamlara ulaşabileceği, canlının klonlandığı bir devirde bazı etik problemler hal edildikten sonra insanında klonlanabileceği. Yapay organ yapılabileceği hatta  sun’i olarak  insan yaratılabileceği  projeleri bile yapılabilmektedir.

 

Sade burada gözden kaçan  çok mühim bir nokta var.  İnsan bütün bu buluşları yapıp fende ilerlerken buna paralele olarak  yaşam  şekli de gittikçe daha fazla Tabiat’la  bir savaş haline girmesine sebep olmaktadır. Zira insanın gittikçe artan enerji  ihtiyacını sadece muhtelif  şekilde Tabiattan karşılama imkanı vardır.

 

Bu medeniyet ve ilmin ilerlemesi ile  Odun , kömür, petrol,  doğal gaz  ve en son safha olarak ise  nükleer  enerjidir. Ve dikkat edin bunların hepsi Tabiat’ın depolarından  kullanılmaktadır ve dikkat ederseniz  burada çark tersine dönmeye başlamıştır. Kullandığımız  miktar Tabiat’ın yenileme ( rejenerasyon ) hızını çok büyük bir farklaşma geçmiştir.  Bunun neticesinden artık biz  tabiatın  meydana getirdiği getiriyi değil fakat sermayenin

 

Kendisi olan  Tabiatın  özünü yok eder hale geldi. Az bir zaman sonra o da yetmeyecek hale gelince zaten bu gezegenin de sonu insanınkiyle beraber gelmiş olacak. Peki o zaman daha tekamüllerini tamamlamamış olan  insanlığın büyük kısmı  evrimlerini tamamlayabilmek için nereye gidecekler.

 

İşte büyük soru budur.

 

BU evrim  projesinin  ilerleme safhalarında en son gelinen nokta Gaia yani bizim gezegenimizdir.

 

Evrendeki bütün gezegenlerde  ruhsal varlıklar  istekleri dahilinde bir  tecrübeler evresi geçirmekte ve oralarda başarı kazananlar bir daha yüksek ortama geçip bu çalışmalarına devam ediyorlar. Bu çalışmaların Öteki alemde devamlı kalmak için geçirilecek son  derecenin  çalışmaları bizim gezegenimizde yapılmaktadır. Eğer bu gezegenin kendisi yok olursa o zaman evrim zinciri de bir yerde kopuk olarak kalacaktır.

 

 ( bibliyografya :

 

Biblographia .:  Bu araştırmada  aşağıdaki eserlerden istifade edilmiştir.

 

      1-         Genesis / Yaradılış  : Yahudi ve Hıristiyan Dini Kutsal  kitabı Eski Antlaşmanın Parçası.

 

      2-         The Forgotten Book of EDEN   / Cennettin  Unutulmuş Kitabı /  " Pseudegpigraphia" diye Adlandırılan ve İncil'e yardımcı olarak kabul edilen kitaplardan sayılır. Çok eski Tarihlerde Mısırda Mısırlı bir din adamı tarafından Arapça yazılmıştır. Adem ile Havva nın Hayatlarını detayları ile anlatır. Bir çok kısmı gerek Yahudilerin kutsal kitabı Talmud  ve İslam dininin Ana kutsal kitabı Kur'an'da alıntı olarak bulunmaktadır. King James tarafından Etopya ve Aramic lisanına çevrilmiş.  1800 de ise Dr. S. C. Malan tarafından İngilizceye çevrilmiştir.

 

      3-   The Scribes Prayer   : / Katibin Duası / adlı kitabında " Book of the  succession Of the Generations"  Nesillerin Devamının kitabı / adı altında yazdığı bir bölümde Adem ve Adem  den sonra gelenlerin hayatları teferruat la anlatılmıştır.  ME'ÂRATH GAZZÊ Yazan : Saint   Mâr Aphrem / Ephraim the Syrian  / Suriyeli Efraim. Ölümü  İ.Ö. 373

 

      4- The Book Of the Bee  / Arının Kitabı / da çok eski tarihlerde yazılmış. Yazarı bilinmiyor .

 

Qumran Dead Sea Scroll  /  Ölü Deniz Kumran mağaralarında bulunan  papirüslerin arasında bulunmuştur . Aramic lisanında yazılmış ve Adem ile Havva nın ve onların nesli nin hayat hikayesi Nuh Peygamber ve Tufana kadar tafsilatlı olarak anlatılmıştır.)

 

Alıntı :

 

Adem = Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi  ben de yedim = diye yanıtladı.

 

RAB Tanrı Kadına :=  Nedir bu yaptığın = diye sordu.

 

Kadın = Yılan beni aldattı o yüzden yedim = diye cevap verdi.

 

Bunun Üzerine RAB Tanrı gerek yılanı gerekse ADEM ve HAVVA cezalandırdı.

 

Yılanı :  Evcil ve yabanıl hayvanların en lanetlisi yaptı ve yaşamı boyunca karnının üzerinde sürünmeye mahkum etti .

 

Kadına / Havva/ : Çocuk doğururken çok ağrı çekeceksin. Kocana istek duyacaksın seni o yönetecek.

 

RAB Tanrı Adem'e :  Toprak sözümü dinlemediğinden lanetlendi. Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın. Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Topraktan yaratıldın ve yine toprağa döneceksin.  (bu insanlığa verilen en büyük ceza oluyor zira o zamana kadar ölümsüz ve ihtiyarlamayan İnsan bugünkü gibi ihtiyarlayan bir ölümlü haline dönüşüyordu )

 

/1-3.21-24/ RAB Tanrı  Adem ile karısı için deriden giysiler yaptı onları giydirdi. Sonra Adem iyiyle kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu. Dedi = artık yaşam ağacına uzanıp meyve almasına yiyip ölümsüz olmasına izin verilmemeli .

 

Böylece RAB Tanrı yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Adem 'i Aden den çıkardı onu kovdu. Tanrı Adem ile Havva ya  Eden bahçesinin Batı hududunun dışında yaşamalarını söyledi çünkü buraları çok geniş arazilerle kaplıydı. Onlara  Bahçenin  hududunun  hemen altında bulunan  kayaların içine oyulmuş olan/  Cave of treasure  /  Hazineler  Mağarasında oturmalarını emretti.

 

Adem le Havva Bahçe Hudutlarının dışına çıkınca şaşkınlıkla durakladılar zira ilk defa onlara yabancı olan arazilere girmişlerdi yerlerdeki taşlar ayaklarına batmağa başladı ne tarafa gideceklerini bilmiyorlardı. İlk defa Bahçenin güzelliklerini ve rahatlığını terk edip hiç bilmedikleri ve tehlikelerle dolu bir dünyaya gelmişlerdi şaşkın ve korkudan titreyerek bir köşeye büzüldüler, ve ağlamaya başladılar.

 

RAB Tanrı onları bu şekilde görünce  acıdı ve  / Word /Kelam/ Sözünü onlara yardıma gönderdi.

 

Ve RAB Tanrı  / Word /  Söz vasıtasıyla Adem ve Havvaya şunları söyledi :

 

" Ben bu bulunduğunuz dünyaya , günlere, senelere buyurdum ki  ' sen ve senin  gelecek nesillerin sana söz verdiğim gibi   büyük beş bucuk gün  zarfında orada yaşayacak ve yürüyeceksiniz bu zaman dolunca Ben seni yaratan fakat senin ona karşı yasaları çiğnediğin  için de seni bahçemden kovan fakat şimdide seni yerden kaldırıp yardım eden  / Word / Söz ' ü yine göndereceğim ve seni oradan kurtaracağım.”

 

Adem  RAB Tanrı nın bu sözlerini duyunca  Büyük beş bucuk gün  manasını anlamadı Adem bunu sadece bildiğimiz manada beş bucuk gün olacağını sandı ve Tanrı' ya seslenip ona bunu açıklamasını rica etti.Ve Tanrı Adem 'e olan acımasından dolayı ; (ki onu kendi suretine uygun ve benzeri  olarak yaratmıştı);Ona bunu şöyle izah eti '” bu beş bin beş yüz  sene demektir ve bu zamanın sonunda seni tekrar almaya SÖZ'”ü göndereceğim zira biliyorsun ki o meyveyi yemenin cezası size daha evvel de söylemiş olduğum gibi ölüm ama size bir kere daha acıyıp aramızda bu anlaşmayı yaptım / Covenant /  (Tanrını insanla yaptığı ilk Anlaşmadır daha sonraları daha bir çok anlaşma yapılacaktır.) Şimdi cesur olun ve yüreğinizi ferah tutup bu cezayı çekmek için gidin  Hazineler Mağarasın da ikamet edin ben ona sizden bahsettim. “'

 

Bunları RAB Tanrının ağzından duyan Adem güven kazandı Tanrı nın Sözünün de / Word/  ona nasıl  Kendilerini kurtarmağa geleceğini ve o zamana kadar söylenen mağaraya yerleşip kendisine bir Hayat Kurmasını ve yaşamasını izah etmesiyle daha da rahatlayan Adem ile Havva  Hazineler Mağarasına Doğru yola koyuldular. “ )

 

 

 

Görülüyor ki bugün dünya nüfusunun  %90 nının  inandığı Tek Tanrı dini olan Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam’ın  kutsal kitaplarına göre  Tanrı , Dieu , Allah , Eloyim  insanla  bugüne kadar 7 anlaşma yapmıştır. Bunlar ilk  insan Ademle başlamış  Son peygamber Hz. Muhammed’e kadar gelmektedir.

 

Bu anlaşmalarda Tanrı kısaca insanoğlundan  ilk defa Musaya verdiği ve İlk  tek Tanrılı din olan Museviliğin temel şartları olan 10 Emir’de belirttiği kaideler uymasını istemiştir. Fakat insan oğlu her defasında verdiği sözü tutmamıştır ve bir çok felaketle karşılaşmıştır.  Nuh’un Tufanından, Gomore şehrinin yok olmasına kadar iş işten geçince nadim  olmuş Tanrısına yalvarmış onun affına sığınmış ve yeni bir anlaşma yapmıştır.  Tanrı her seferinde aynı şeyleri istemiştir fakat maalesef insan hiçbir zaman bunları yerine getirememiştir.

 

İşte bugünde böyle durum insan oğlu Tabiat’ı o kadar hırpalayıp harcadı ki çok yakında bu gezegeni ve kendi hayatını dönüşü olmayın bir sona götürmektedir.

 

Fakat  Tanrının söylediği  5.500  gün ( bu günlerin hesabı bizim günlerle uyuşmayan  bir zaman dilimidir) daha dolmadığı için evrimini bitirmeyen milyonlarca ruhsal varlığın akıbetinin ne olacağı meçhuldür.””

 

İşte o bilmediğim varlık bana bunları anlattı ve bana dedi ki :

 

Benim sana bunları anlatmamın sebebi tabi sen bilemezsin ama sen daha evvel geçirdiğin çalışmalarda ve tecrübelerin sonunda öğrendiği bilgilerle ve geçirdiğin evrimle yüksek derecelere yaklaştın artık öteki aleme gittikten sonra belki bir daha reenkarne olman bile gerekmez, ve unutma sizlerin bu dünyadaki    seçtiğiniz hayat kendi seçiminiz her gelişinizden evvel kendiniz öteki alemde bir dahaki sefer enkarne olduğunuzda yapmak istediğiniz şeyleri planlar ve buradaki hayatınızı ona göre senaryolaştırıp gelirsiniz. Sizde bu sefer çalışmalarınızda bu zorlu yolu seçtiniz ve geri dönmeniz zamanı da yaklaşmakta. Bunu için biz size bir görev veriyoruz.

 

Bu gezegenden ayrılmadan evvel insanlara yaptıkları hataları  açıklayacak ve onlara neler yapmaları gerektiğini bildiren bir  kitap yazın  kitabınız sizin bir NDE denemesi geçiren insan olduğunuzdan halk arasında bir merak uyandıracak ve bir çok insan onu okuyup bilgilenecek. Bunlardan bir kısmı bundan ders çıkarıp ona göre hayatlarını ayarlasalar bu bile bir kazançtır.

 

 

 

Sevgili varlığa teşekkür ettim bana bütün bunlar öğrettiği ve gösterdiği için. Ancak kendisi bana daha dönme zamanımın gelmediğini dönüş yolunda uğramamız gereken birkaç yer daha olduğunu ifade etti. Hala neden beni seçtiklerini anlayamamıştım.

 

Yavaşça Gaia ( dünyaya) dönüş yoluna başladı.

 

Karşımıza  bulutlar arasında kurulmuş gibi duran büyük bir şehir çıktı etrafında duvarlar yoktu her şey apaçıktı. Burası bizim dünyamızın bir eşi gibiydi yalnız en büyük fark bizdeki problem ve dertlerin burada tam tersi vardı sanki burası  dünyamızın  pozitif kopyasıydı. Burada hiçbir negatif veya kötü düşünce veya hareket yoktu her şey olumlu olarak gelişmekteydi. Yüksek enerjili ruhsal varlıklar etrafta gidip geliyordu her şey bir intizam içindeydi , etrafta  sevgi dolu olumlu bir hava  vardı.

 

Bu şehrin çok altında uzaklarda dünyamıza benzeyen bir gezegen gözüküyordu.  Orası ile bu şehrin arasında devamlı bir gidiş geliş vardı aşağıdan buraya gelen ruhsal varlıkların çoğunun pırıl pırıl yüksek enerji haresiyle çevrildiklerini görülüyordu. Bunlar  dünyadaki vazifelerini  bitirdikten ( öldükten ) sonra buraya evlerine dönen ruhlardı. Aşağıya doğru gidenler ise yeni vazife üstlenmiş olarak Dünyaya giden ruhlardı   ( yeniden doğan ) arada ise benim rehber ruhum gibi gidip gelenlere eşik eden varlıklar vardı.

 

Bir binanın içine girdik büyük bir odada bir çok ruh  duruyordu. Ben içeri girince  onlardan birisi artık rehber ruhuna ihtiyacın kalmadı dedi , etrafıma bakınca bana eşlik eden ruhun yok olduğunu gördüm. İçimi hafif bir korku kapladı .Ona çok alışmıştım  hem ona inanıyordum hem de onun yanında kendimi emniyette hissediyordum, ama şimdi  yalnızdım ve karşımda tanımadığım bir çok ruh vardı.

 

Bu ruhların içinden en fazla ışına sahip olanı  bana . Bizler içinde tanıdığın kimse var mı diye sordu . hepsi dönmüş bana bakıyorlardı.  Birden arkalarda ben doğmadan evvelki halleri ile annem ve babamı gördüm. Onların nasıl tanıştıklarını ve evlendiklerinin sonra benim doğuşumu sonrada sırasıyla bugüne kadar geçirdiğim hayatı  orada boşluktaki  sanki bir perdede gözümün önünde canlanmasını seyir ettim. Bu arada bana  benim doğumumla beraber hangi vazifeyi yapmayı seçtiğimi de bildirdiler ve hayatımı seyir ederken bir şey dikkatimi çekti hayatımı ben sefalet ve yoksulluk içinde geçtiğinden şikayetçiydim hep; halbuki öğrendim ki öyle bir hayatı yaşamağı ben seçip planlamıştım ve bu planda öyle bir muhitte yapılacak işler seçmiştim ve şimdi görüyordum ki büyük bir gururla ben görevimi gayet iyi yerine getirmiştim. Öyleyse artık buraya dönebilir ve o kötü dünya hayatımdan kurtulabilirdim. Bunu içimden geçirince  o şefleri gibi duran ve benle konuşan ruh tekrar söz aldı  aklımdan geçeni okumuştu.

 

Evet . dedi dünya yüzündeki vazifeni iyi bir şekilde yaptın ama daha vazifen bitmedi , şimdi tekrar dönüp sana rehber ruhun anlattığı kitabı yazmanı istiyoruz. Bu senin son görevin olacak sonra buraya dönebilirsin.

 

Ama tabi buna mecbur değilsin . Senin kendinin istemen lazım. Biz seni hiçbir şeye zorlayamayız.

 

Doğrusu ben seneler boyunca Dünyada ki o sefil hayattı sürmekten yorulmuş ve bıkmıştım . onun için düşünmeden  “ yok ben buraya dönmek istiyorum , yoruldum artık dedim “  fakat böyle düşündüğüme de o an pişman oldum zira acaba  bana bir kötülük yaparlar mıydı.

 

Gene aynı ruh dönüp bir saniye kadar arkasındaki diğer ruhlarla bir bakıştı. Sonra bana dönüp :

 

“ tabi nasıl istersen . biliyorsun bizim herhangi bir şeyi zorlama imkanımız yok. O zaman dönüş hazırlıklarına başlayabiliriz.”

 

Birden içimde bir burkulma oldu benden insanlık için bir vazife istenmişti ve ben ret etmiştim. Bence yanlış yapıyordum. Yazacağım o kitap sayesinde zaten iyi bir şekilde yapmış olduğum görevimi daha da iyi yapmış olacaktır. Belki de bu benim bu alemdeki dereceme tesir edecekti.  Evet …. Evet  kalacaktım Dünyada .”

 

“ Bir dakika  ben herhangi tam bir karar vermedim ki sadece düşünüyordum. Siz beni düşünürken karar vermiş sandınız. hayır tekrar dönüp o vazifemi de layıkıyla yapmağa çalışacağım “ dedim.

 

Ruhların başı bana bakıp  ( bana sanki dudaklarında hafif bir gülümseme olmuş gibi geldi . acaba Ruhlarda gülümser mi ? ) “ Sen nasıl istersen o takdirde seni tekrar dönüşe hazırlasınlar. Görevini biliyorsun. Bir problemin olursa biz  her  zaman bu sefer ki gibi bir kardeşimizi sana göndeririz. Yolun açık olsun “ dedi

 

Bir anda kendimi binanın dışında buldum bir ben birde beni buralara getiren rehber ruhum vardı yanımda.

 

“ Seni tebrik ederim iyi karar verdin. Artık dönüyorsun.  “Dedi  ve evet evet  bu sefer eminim  Ruh bana sevgi dolu bir bakışla baktı ve sonra GÜLÜMSEDİ .  Demek Ruhsal Varlıklarında bizler gibi hisleri var.

 

Birden ne olduğumu anlamadan kendimi bir girdaba kapılmış gibi his ederek  karanlık bir mekana girdim bir müddet orada kaldıktan sonra etraf aydınlandı ve kendimi ilk defa kapının dışında  Ruhsal varlığı gördüğüm  odada buldum.  Kapının önündeydim. Bir dakika kadar kendimi toparladım sonra elimi kapının tokmağına götürdüm ve çevirdim.

 

Kapı açıldı ve ben yepyeni bir insan olarak ikinci defa dünyaya adım attım.

 

Ve işte tercüme ettiğim ve ekstresini okuduğunuz kitap David Oakford ‘un yazdığı

http://www.evreninsirlari.net/CdCollection/Evrenin_2007/arsiv/s28s1_2.mhtl

 

Soul Bared: A Metaphysical Journey
David L Oakford

“David Oakford’s experience on The Other Side of death’s curtain is real, valid, and profound. Although drugs were the initial trigger for what he went through, and clearly the evidence for drug effects color the first part of his episode and the beginnings of the second part, what happened next was a full-blown ascended state that had a significant impact on him. Near death experiences are not magic, nor do they produce saints. And we can thank David for revealing this, for baring his soul. From the struggles and depression that followed, there emerged a truly changed man who knew, positively knew, that there is more to life than we are taught, and more to God’s Greater Plan for us than we might imagine

David Oakford's experience on The Other Side of death's curtain is real, valid, and profound ... Near-death experiences are not magic, nor do they produce saints. And we can thank David for revealing this, for baring his soul. From the struggles and depression that followed, there emerged a truly changed man who knew, positively knew, that there is more to life than we are taught, and more to God's Greater Plan for us than we might imagine.
------ PMH Atwater LHD

From Review

the Author

I am one who had a near-death experience and was given a choice to return to this planet in a physical sense again. I chose to return out of love for this planet, a love so great that I would give up the slot I have 'back home.' I did this also in order to help to heal the place through the sharing of what I was shown of the in-between and through the choices I make(hopefully loving and kind ones). 
 
Without the free will to return I would not be here in the physical doing what I am doing. The physical pain,war, poverty, pestilence, horror, rape, murder, abandonment etc, etc, etc. that is here on this planet is the result of humans coming here and making their free choices in order to learn and evolve. Unfortunately learning does tend to create a mess at times and the physical pain and negative vibration is a part of that mess. It makes sense to me that the same free choice concept is instrumental in cleaning up and tweak things for the better
 
I liken it to camping and choosing to clean up or not clean up the mess one makes. If you choose to cleanup your mess, this helps the planet to stay as is because one does not contribute to the mess. If one does not clean up it adds to the mess. If one cleans up their own mess and then some it contributes to healing the planet. 
 
In my near-death experience I was also shown that there are many souls in 'heaven'who are more than willing to come to this place regardless of the state it is in. I was shown that if I did not choose to return I would be in the schools that exist in heaven, working toward the growth I need to accomplish regardless of the form I am in. That was an attractive choice to be sure except that I had a problem with how long it would take me to grow enough to do what my soul wishes to do. (I have a burning desire to experience other places in other universes and to do that I need to grow more.) The prerequisite for that is ensuring that my soul has the IQ for it. 
 
It is my understanding that a soul can choose to remain in heaven and operate on the level he/she(whatever) is on to infinity, but I seek more because I know without doubt that there is more
 
At any rate, the idea remains that for this place to start feeling and looking like heaven is to create the love felt there here. I would like to see that on this planet and I know it can be done. If I need to, I will come back here all over again to make it happen.

About the Author

David lives with his wife and family in the Detroit Metro area.

 

 

 

 

Sayın Okurlarımız Kevin Williams ‘ın  Ölümden Daha Güzel Bir Şey Yoktur  kitabına  158 sayımızda 1 Eylül 2019 da devam edeceğiz.  Bizden bilgi istemek veya iletişim kurmak için  bilgi@evreninsirlari.com

    adresini tıklayın